Yüzde 10 yetmedi, sıra keyfi vetoda

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 18 Nisan akşamı yaptığı açıklamayla, Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) desteklediği “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu”nun (EDÖB) 7 “bağımsız” adayının 12 Haziran’da yapılacak olan genel seçimlere katılamayacağını bildirdi. YSK’nin veto barajına takılan adaylar Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Leyla Zana, Hatip Dicle, Ertuğrul Kürkçü, İsa Gürbüz ve Salih Yıldız. Bunlardan, Kışanak Siirt’ten, Gürbüz Elazığ’dan, Kürkçü ise Mersin’den tek aday gösterildiği için yerlerine başkası gösterilemeyecek. Dolayısıyla, Blok’un bu illerde seçime katılma şansı ortadan kalkmış durumda. Vetolar, Diyarbakır’daki iki “bağımsız” adayı da (Zana ve Dicle) kapsadığı için, BDP bu ilden en fazla dört milletvekili çıkartabilecek.

YSK’nin, önüne veto barajını diktiği bir diğer siyasi parti de “Özgürlük ve Dayanışma Partisi” (ÖDP) oldu. Parti’nin genel başkanı Alper Taş’ın 18 Eylül günü yaptığı açıklamaya göre, ÖDP’nin seçimlere katılma hakkı, “kadın adaylardan askerlik belgesi kontrolüne kadar varan” saçma gerekçelerle ve “1973 mahkumiyeti, 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” gibi bahanelerle gasp edilmiş durumda.

Veto kararı siyasidir

YSK’nin EDÖB adaylarına ilişkin kararı, anayasanın 76 ve Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinde yer alan, “terör suçundan hüküm giymiş olanların affa uğramış olsalar bile aday olamayacakları” yönündeki düzenlemelere dayandırılıyor. Oysa TCK’nin 53. maddesi, seçimlerde aday olunamayacağına ilişkin kısıtlılık halinin, mahkum olunan cezanın bitmesiyle sona ereceğini belirtiyor. Açıkça ortada ki, YSK’nin bu kararı, yüzde 10 barajını aşarak parlamentoya giremediği için seçimlere bugüne kadar “bağımsız” adaylar ile katılan Kürtlerin parlamentoda güçlü bir şekilde temsil edilmesini engellemeye dönük bir oldu bittidir.

Baştan sona keyfi ve siyasi olan bu karara göre, BDP’nin desteklediği 7 aday, eski mahkumiyetleri olduğu için “milletvekili seçilme yeterliliğine” sahip değilmiş! Oysa adaylardan Zana’nın, Dicle’nin ve Kürkçü’nün elinde “memnu hakların iadesine ilişkin” mahkeme kararları bulunuyor. Kararın keyfiliğinin bir diğer göstergesi de, “eski mahkumiyetler” gerekçesinin veto edilen 7 adaydan ikisine (Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel) 2007 genel seçimlerinde uygulanmamış olması. Bu iki Kürt siyasetçi, o seçimlerde parlamentoya girmişti.

BDP’den boykot sinyali

BDP, YSK’nin veto kararlarının ardından, kendi organlarında, seçimlere katılıp katılmama konusunda bir tartışma başlattı. BDP Eşbaşkanlarından ve Hakkari’den “bağımsız” aday olan Selahattin Demirtaş, kararı “faşizan ve anti demokratik” bulduklarını açıklayarak, seçimlerin ertelenmesi ve yeniden başvuru süresi tanınması gerektiğini söyledi. Tek seçeneğin olduğu yerde seçim yapılamayacağını vurgulayan Demirtaş, AKP’li adayları seçimden çekilmeye; Kürt halkını ise demokratik haklarını savunmak için sokaklara ve meydanlara çıkmaya çağırdı. Kürtler ve sosyalistler, EDÖB adaylarına yönelik YSK komplosuna ilk tepkilerini Istanbul’un yanı sıra Kürt illerinde düzenledikleri protesto gösterileriyle verdiler.

BDP’ye yönelik bu komploya en güzel yanıtlardan birini ise EDÖB’nin Istanbul adayı Sırrı Süreyya Önder verdi: “Yıllarca baraj ve tutuklamalar de; insanların oyunu Meclis’e yansıtmamak için elinden geleni yap; sonra da ‘dağdan inip siyaset yapsınlar’ de. Siyaset yapmanın meşru zemini sadece Meclis değildir. Alsınlar Meclislerini ne yapıyorsa yapsınlar.”

Burjuva politikacıların şaşkınlığı

Kürtlerin “seçimlerden çekilme” tehdidi ve kararın hemen ardından başlayan kitlesel gösteriler burjuva politikacılar arasında tam bir şaşkınlık dalgası estirdi. TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, BDP’nin bazı bağımsız adaylarının YSK tarafından veto edilmesini “ülkenin demokratik vicdanının kabul edebileceği bir karar değildir” sözleriyle değerlendirirken, TBMM Başkanvekili ve AKP milletvekili Sadık Yakut, veto kararının “yasal ama tartışılabilir” olduğunu söyledi. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da yaptığı açıklamada, YSK’nin kararının “Türkiye’ye yakışmadığını” ve bu kararın hükümetle bir ilişkisinin olmadığını savundu: “YSK’nın bu tavrı, tamamen kendilerinin yaklaşım tarzıdır.”

YSK’nin Kürtlere yönelik veto kararının ardından çeşitli TV kanallarında boy gösteren kimi başka AKP ve hükümet sözcüleri de, elbette “zil takıp oynamadılar.” Ama onların bu karar karşısında üzüldükleri de söylenemezdi. Onlardan biri de AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’ti. Çelik, 18 Nisan akşamı katıldığı TRT Haber’in “Çıkış Yolu” programında, BDP’li yöneticilerin gelişmelerden AKP’yi sorumlu tutmasına sert tepki göstermekle yetinmedi ve Kürt politikacıların “şiddete davetiye çıkardıklarını” iddia etti. Ne diyelim, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır”mış!

Öte yandan, Demirtaş’ın bu çağrısına burjuva politikacılardan ilk ve tek olumlu tepki CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Partisinin MYK toplantısının ardından YSK’nin veto kararıyla ilgili bir açıklama yapan Kılıçdaroğlu, BDP’ye destek verdi. Kılıçdaroğlu, “CHP olarak Meclis’in olağanüstü toplanmasını ve seçim barajını düşürmek de dahil, alınması gereken önlemleri zaman geçirmeden alınmasını” önerdi. Biz, CHP’nin bu çağrısının samimi olmadığını ve yalnızca, EDÖB adaylarının katılmayacağı 12 Haziran seçimlerinde Kürtlerin ve BDP ile birlikte davranan sosyalistlerin oyunu elde edebilmek umuduyla yapıldığını düşünüyoruz. Zira CHP, YSK’nin veto kararının başta AKP olmak üzere Meclis’teki partileri hiç de üzmediğini; üyelerinin yüzde 65 kadarı yeni aday listelerinde yer almayan bir Meclis’in anayasada ve yasalarda değişiklik yaparak seçimleri erteleme kararı almasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor. YSK’nin BDP’nin önüne diktiği veto barajı karşısında timsah gözyaşı döken burjuva partileri, gerçekte, birer akbaba gibi, Kürtlerin oylarını kapma hesabı içindeler.

Burjuva “çözüm” çözüm değildir

YSK’nin, Kürt politikacıların -ve onlarla birlikte davranan kimi sosyalistlerin- 12 Haziran seçimlerinde Meclis’e girmesini engellemeye yönelik vetosu, oluşacak olan parlamento, yeni bir anayasanın yapılması da dahil, bu topraklarda yaşayan emekçilerin ve gençliğin geleceğini ilgilendirecek kararlar alacağı için son derece önemlidir.

Başlıca Türk burjuva partileri, özellikle de AKP ve CHP, YSK’nin Kürt politikacılarla ÖDP’nin önüne diktiği veto kararının kendilerine yarayacağını düşünüyor olabilirler. Ama onlar, bu hesapların bedelinin tahmin edilenden çok daha ağır olabileceğini unutmamalılar. Zira kararın hemen ardından çok sayıda kentte sokaklara dökülen Kürt emekçileri ve gençliğinin mücadelesi, onların Türk burjuva siyasi partilerine uysalca yedeklenmeyeceğini göstermektedir.

Öte yandan, Kürt emekçileri ile gençliğinin demokrasi, özgürlük ve eşitlik özlemiyle sürdürdüğü eylemlerin başarısının önündeki başlıca engellerden bir diğeri Kürt burjuvaları ve büyük toprak sahipleridir ki onlar Kürt emekçilerinin ve gençliğinin ayağında bir pranga haline gelmiştir. Kürt burjuvazisinin, siyasi alanda Türk muhataplarıyla eşit düzeyde siyasi temsil isteyen kesimi, geçmişte de görüldüğü üzere, kendi çıkarları uğruna her türlü uzlaşmaya yatkındır.

CHP’nin son aylarda “Kürt sorunu” ile ilgili olarak netleşmeye başlayan yeni politikasını ve BDP’nin yaptığı “Meclis’i toplama” talebine verdiği desteği, bu partinin Kürt hareketi ile yeni bir ittifak arayışı olarak değerlendirmek mümkün. Dolayısıyla, YSK’nin veto kararı, AKP’yi geriletmenin ve iktidara gelmenin yolunun Kürtlerin oylarından geçtiğini çok iyi bilen CHP ile BDP arasında bir işbirliğinin başlangıcı olabilir. Bir diğer olasılık ise BDP’nin CHP ile işbirliğine girmemesi ve seçimleri sivil itaatsizliği derinleştirecek biçimde boykot etmesidir. Yükselecek olan kitlesel eylemlerle desteklenecek olan bu yönelimin, büyük burjuvazinin ve AKP iktidarının bütün “açılım” hayallerini dinamitleyeceğinden ve bu yönelime karşı devlet terörünün yoğunlaşacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Çözüm sosyalist önderliğin inşasından geçiyor

Kürt emekçilerin ve gençliğinin demokrasi, eşitlik ve özgürlük özlemlerinin Türk ve Kürt burjuvaları arasındaki pazarlıklarda kullanılması, yalnızca, onların başta Türkler olmak üzere diğer milliyetlerden emekçilerle ortak mücadelesi dolayımıyla önlenebilir.

Bütün etnik kökenlerden, dinlerden ve kültürlerden emekçilerin özgür ve eşit kardeşler olarak yaşaması, yalnızca, ücretli emek sömürüsünün ve onunla birlikte bütün ayrımcılıkların ortadan kaldırılacağı sosyalist bir dünyada mümkündür. Bu dünyanın yaratılmasına giden yol, mülk sahibi sınıfların siyasi temsilcilerine yedeklenmekten değil; işçi sınıfının bütün diğer sınıflardan bağımsız, uluslararası sosyalist önderliğinin inşasından geçmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir