Sağcı komployu durdurun! Verfassungsschutz gizli servisine karşı SGP’yi savunun!

Paylaş

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Almanya şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), 24 Ocak’ta, Berlin’deki İdare Mahkemesi’nde Federal İçişleri Bakanlığı’na dava açmıştı. Davada, İçişleri Bakanlığı’na bağlı gizli servis Verfassungsschutz’un (Anayasayı Koruma Bürosu) 2017 raporunda SGP’yi “aşırı solcu” olarak sınıflandırmasına itiraz ediliyor. SGP, bu sınıflandırma ile birlikte, Verfassungsschutz’un gözetimi altına alınmış durumda.

SGP, dava dilekçesini, rapora dahil edilmesinin ve gizli servis tarafından gözetlenmesinin demokratik haklarının büyük ve yasadışı bir ihlali olduğu temelinde gerekçelendirdi. Verfassungsschutz, SGP’yi ne şiddetle ne de anayasa karşıtı olmakla itham etmişti; partinin hedeflerini yasal yollarla gerçekleştirmeye çalıştığını açık bir şekilde kabul ediyordu. Hükümet, SGP’nin gözetlenmesini, yalnızca, sosyalist bir programı savunması ve kapitalizme karşı çıkması ile gerekçelendirmişti.

Şimdi, İçişleri Bakanlığı, SGP’nin yaptığı şikayete, hukuk firması Redeker Sellner Dahs’tan Profesör Dr. Wolfgang Roth tarafından yazılmış ayrıntılı bir açıklama ile yanıt vermiş durumda. Bu yanıt, özünde hukuki bir savunma değil; Marksizme ve sosyalist, sol ve ilerici düşüncenin bütün biçimlerine karşı şiddetli bir saldırıdır. Söz konusu yanıt, neo-faşist Almanya İçin Alternatif’in (Alternative für Deutschland, AfD) parti genel merkezinde yazılmış olabilir. Bu yanıt, Verfassungsschutz’un aşırı sağın sözcüsü haline gelme boyutunu gözler önüne sermektedir.

İçişleri Bakanlığı’na göre, “demokratik, eşitlikçi ve sosyalist bir toplum uğruna mücadele” ve “sözde ‘emperyalizm’e ve ‘militarizm’e karşı ajitasyon” anayasaya aykırıdır. Hükümet, “sınıfsal kategorilerle düşünme” ve “uzlaşmaz biçimde karşıt sınıfların var olduğuna inanma” dahil olmak üzere, düşünceyi yasaklama girişiminde bulunuyor.

Mahkeme, İçişleri Bakanlığı’nın bu dokümanını, iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi politikacı Walter Lübcke’ye yönelik neo-Nazi saldırısından iki hafta önce almıştı. Lübcke cinayeti, üst düzey devlet koruması ile faaliyet gösteren neo-Nazi teröristler tarafından gerçekleştirilen bir dizi şiddetli saldırının sonuncusudur. Şiddet yanlısı bir neo-Nazi örgütler ağının üyesi olan zanlı Stephan E.’nin sicili, çok sayıda şiddetli saldırı mahkumiyeti ile doludur.  Bu ağa, faaliyetlerini etkin bir şekilde yürüten onlarca Verfassungsschutz ajanı sızmış durumdadır. Dokuz göçmeni ve bir polisi öldürmüş olan neo-Nazi terörist Ulusal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü, bu ağın parçasıdır.

Verfassungsschutz, teröristleri korur, bu aşırı sağcı çevreyi finanse edip bizzat kendi görevlileri ile yönlendirirken, AfD’ye ve sağcı katil çetelerine karşı çıkan örgütleri ve bireyleri hedef alıyor. Bu, sadece SGP’yi değil; solcu müzik gruplarını, gençlik gruplarını ve hatta Chemnitz’de düzenlenen ve Verfassungsschutz tarafından “aşırı solcu” olarak karalanan Sağa Karşı Rock konserini kapsamaktadır.

SGP, militarizme ve tüm siyaset kurumunun şiddetli biçimde sağa kaymasına karşı siyasi kampanya yürüttüğü ve halkın bu gelişmelere yönelik geniş muhalefetini dile getirdiği için Verfassungsschutz tarafından hedef alınmıştır. Devlet aygıtı içindeki sağcı komployu teşhir eden SGP, işçi sınıfı içinde sosyalist bir program uğruna mücadele ediyor. SGP, özellikle de üniversitelerde aşırı sağcı ve militarist ideolojilerin Herfried Münkler ve Hitler savunucusu Jörg Baberowski gibi profesörler eliyle canlandırılmasına karşı çıkıyor.

SGP, bu mücadelesiyle, işçiler ve gençler içinde yaygın destek kazandı ve gençlik örgütü Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’in (IYSSE) çalışmasını büyük ölçüde genişletebildi. Buna karşılık olarak, Kimlik Hareketi’nden ve AfD’den aşırı sağcılar, SGP’nin ve IYSSE’nin halka açık toplantılarına saldırdılar. Başlıca muhafazakar gazete Frankfurter Allgemeine Zeitung ve etki sahibi siyasi dergi Cicero gibi sağcı medya organları, iftara niteliğinde yazılar yayınladı.

Artık tüm devlet aygıtı SGP’ye karşı harekete geçiyor. İçişleri Bakanlığı, partimizi anayasa karşıtı olarak damgalamaya devasa kaynaklar ayırmış; SGP’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne üye kardeş partilerimizin siyasi açıklamalarının ve programlarının incelenmesine dayanan 56 sayfalık bir doküman hazırlaması için önde gelen bir hukuk firmasını görevlendirmiştir.

SGP’ye yönelik saldırı, daha genel olarak, tüm solcu ve ilerici hareketleri hedef almaktadır. Bu saldırı, Almanya’nın canice otoriter rejim ve faşizm geleneklerine başvurmaktadır. İçişleri Bakanlığı’nın SGP’ye yönelik saldırısı, tehlikeli bir emsal oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu, toplumsal eşitsizliğe, çevresel yıkıma, devlet baskısına, militarizme ya da kapitalist toplumun diğer hastalıklarına karşı çıkan örgütlere, gruplara ve kişilere karşı devletin harekete geçmesini gerekçelendirmek için kullanılacaktır.

Bu yüzden, demokratik hakları savunan ve aşırı sağın yükselişine karşı çıkan herkesi, Verfassungsschutz’un saldırısını protesto etmeye, SGP’nin açtığı davaya ve şu talebimize destek vermeye çağırıyoruz: Hükümet, SGP’nin ve tüm diğer sol örgütlerin izlenmesine son vermeli ve antidemokratik komplolar merkezi Verfassungsschutz dağıtılmalıdır.

Federal hükümetin yasaklamak istediği ne?

Alman hükümeti, SGP’nin yaptığı şikayete verdiği yanıtta, fiili bir suç eylemi olmadan, düşünceleri yasal olarak kovuşturma (Gesinnungsstrafrecht) biçimindeki gerici anlayışı canlandırmaktadır. Bu engizisyon süreci, en acımasız uygulamasını, Nazilerin düşüncenin cezalandırılması (Willenstrafrecht) uygulamasında bulmuştur. Buna göre, sanık, sadakatsizlik fikri verebileceği ve muhtemelen başkalarını da buna teşvik edebileceği gerekçesiyle, sadece zihinsel bir yaklaşım belirtmekten hüküm giyip, idama mahkum edilebilir. Hükümet, SGP’yi, yasalara aykırı eylemlerle; şiddete ya da herhangi bir aşırılıkçı eyleme teşvikle suçlamamaktadır. Belgede, SGP’nin mevcut yasaları ihlal eden herhangi bir şey yaptığına ilişkin hiçbir iddia söz konusu değildir. SGP’nin, bizzat varlığı “liberal demokratik düzen” ile bağdaşmayan bir siyasi örgüt olmakla suçlanması, yalnızca topluma ilişkin görüşlerine, tarih teorisine, siyasi çözümlemelerine ve bunlardan çıkardığı programatik sonuçlara dayandırılmaktadır.

Buna dayanarak, geniş bir sol ve ilerici düşünce yelpazesi yasadışı hale getirilmekle tehdit edilmektedir. Hükümetin dokümanı, “demokratik, eşitlikçi ve sosyalist bir toplum uğruna mücadele”nin “Temel Yasa’nın [Anayasa] başlıca değerlerine” aykırı olduğu savıyla başlıyor. Bunu izleyen 50 sayfa, federal hükümete göre anayasayı ihlal eden görüşlerin uzun bir listesinden oluşuyor.

1- Hükümete ve avukatlarına göre, Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir Lenin, Lev Troçki, Karl Liebknecht ile Rosa Luxemburg’tan olumlu bir şekilde söz edilmesi anayasaya aykırıdır. Bu, Marksist maddeci toplum ve tarih anlayışı için de geçerlidir. Almanya Komünist Partisi’nin (KPD) 1956’da yasaklanmasına (bugün bu, yaygın şekilde Soğuk Savaş’ın anayasaya aykırı bir yan ürünü olarak görülüyor) atıfta bulunan doküman, açıkça şunları belirtmektedir: “sınıflı toplum düşüncesi; sınıf ve sonuçta oluşan sınıf mücadelesi bağlamında düşünmeye dayanan Marksist-Leninist devlet ve toplum anlayışı, liberal demokratik düzenle ve onun insan anlayışıyla uyuşmaz.”

2- Hükümete göre, kapitalizmin sınıfların yavaş yavaş uzlaşmasına yol açtığı yönündeki iddiaya karşı çıkmak da anayasayı ihlal etmek demektir. Doküman, KPD’nin yasaklanması kararından doğrudan alıntı yaparak şunları belirtmektedir: “Liberal demokrasi, yurttaşların özgürlüğünü ve eşitliğini kademeli olarak daha büyük bir etkinliğe doğru geliştirmenin… ve bu ilkeleri elde edilebilecek en yüksek seviyeye çıkarmanın mümkün olduğu görüşüne dayanmaktadır.”

Toplumsal eşitsizliğe ilişkin bir çözümlemeye dayanarak, devlet tarafından dayatılan ve sınıflar arasında uyum olduğunu ileri süren inanca karşı çıkmak da, anayasaya yönelik bir saldırı olarak damgalanabilmektedir.  Bu temelde, Thomas Piketty gibi solcu sosyologların kitapları, bizzat Alman hükümetinin yoksulluk raporu ve yoksullukta ve toplumsal eşitsizlikte büyük bir artış olduğunu gösteren sayısız istatistik, yasaklamaya tabi tutulabilir.

3- İçişleri Bakanlığı’na göre, SGP’nin Sol Parti dahil olmak üzere düzen partilerine yönelik uzlaşmaz muhalefeti ve bu partilerle koalisyona katılmayı kökten reddetmesi de anayasaya aykırıdır.

Doküman, SGP’ye, “‘işçi sınıfı’nın diğer ‘sınıflar’ın temsilcileri ile uzlaşması”nı reddetmesi ve düzen partilerini “militarizm, silahlanma ve toplumsal kemer sıkma” politikalarının uygulanması amacıyla “halka karşı komplo” kurmakla suçlaması nedeniyle saldırıyor. Dahası, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) “yalnızca bankaların, büyük şirketlerin, gizli servislerin ve Bundeswehr’in [silahlı kuvvetler] çıkarlarını temsil eden sağcı bir devlet partisi” olarak tanımlanmasının ve “uyguladığı ya da destek verdiği reformlar nedeniyle artık ‘haklı bir nefret’ ile karşı karşıya olduğu”nun belirtilmesinin de anayasaya aykırı olduğunu ilan ediyor.

Devletin sınıflar arasında uyum olduğu konusunda dayattığı bu inanç, Nazilerin “Volksgemeinschaft” (halk topluluğu) ideolojisini yeniden canlandırmaktadır. Bu, Mayıs 1933’te “ateş yemini” eşliğinde kitapların yakılmasına yol açan aynı canice ruh hali ile doludur: “Sınıf mücadelesine ve maddeciliğe karşı; Volksgemeinschaft ve idealist bir bakış açısı için! Marx’ın ve Kautsky’nin yazdıklarını ateşe veriyorum!”

4- Ancak İçişler Bakanlığı Marx ve Kautsky ile yetinmiyor. Tıpkı Nazilerin Kurt Tucholsky’nin ve gazeteci Carl von Ossietzky’nin kitaplarını da yakması gibi, hükümet, artık, artan silahlanma ve savaş çığırtkanlığını eleştiren ya da Avrupa Birliği’ne karşı çıkan herkesin anayasa düşmanı olduğunu ilan etmektedir. Doküman, diğer şeylerin yanı sıra, “‘kapitalizm’in yıkılması ve sosyalizmin kurulması talebi”ni, “sözde ‘emperyalizm’e ve ‘militarizm’e karşı ajitasyon”u ve “ulus devletlerin ve Avrupa Birliği’nin reddedilmesi”ni, “liberal demokratik düzene karşı çabalar” olarak tanımlamaktadır.

5- Alman hükümetine göre, Nazi rejimine karşı silahlı mücadeleyi savunan herkes, bir aşırı solcudur. Doküman, SGP’nin sözde şiddete başvurmaya hazır olduğunu kanıtlamak için, o kadar şeyin arasında, Dördüncü Enternasyonal’in, “faşizme karşı mücadelede proletaryayı silahlandırmayı” savunan 1938 kuruluş programını örnek olarak gösteriyor. Bu görüşe göre, Nazilere karşı direnişin önderleri, Georg Elsner gibi Hitler’i öldürme girişiminde bulunanlar ve 20 Temmuz 1944’deki başarısız komplonun üyeleri bugün yine ipe çekilecektir.

İçişleri Bakanlığı’nın yasak listesinin mantıksal sonucu, faşist bir diktatörlüktür. Bu, halkın çoğunluğunun siyasi olaylara aktif biçimde müdahale etmesini ve toplumu sosyalist ilkeler temelinde dönüştürmesini mümkün olan her yola başvurarak engellemek anlamına gelmektedir. Bu yüzden, İçişleri Bakanlığı, sosyalist bir devrimin, “halkın geniş kesimleri kendi düşüncelerini ileri sürerken diğer kesimlerinin anayasal hakları bastırıldığı için, halk iradesinin bir ifadesi olamayacağı”nı iddia ediyor. Doküman, bunun, “sosyalist devrim sırasında şiddete başvurulsa da, başvurulmasa da” geçerli olduğunu belirtiyor.

Dolayısıyla, süper zengin seçkinlerin kendi bankalarına ve üretim araçlarına sahip olma hakkı yüce bir değer ilan edilmekte ve buna yönelik her türlü eleştiri kutsallığa saygısızlık haline gelmektedir. Hitler, Franco ve Pinochet gibi diktatörlerin bu yargılama biçiminden çıkardığı nihai sonuç şuydu: Eğer çoğunluk sosyalist düşüncelere doğru yönelirse, kapitalizmi savunmak için en acımasız baskı yöntemleri bile meşrudur. Alman hükümeti, “liberal demokratik düzen” diyerek, Temel Yasa tarafından korunan vazgeçilmez demokratik hakları değil ama kapitalist mülkiyeti ve onu koruyan devlet aygıtını kastetmektedir.

Bununla beraber, İçişleri Bakanlığı, kendisini, kapitalizmi yıkmayı amaçlayan somut eylemleri kovuşturmakla sınırlamamaktadır. Eğer sosyalist düşüncelerin propagandasını yapmaya hizmet ediyorlarsa, “halka açık etkinlikler düzenlemek, bildiri yayınlamak ve seçimlere katılmak” gibi faaliyetler bile anayasaya aykırıdır: “Eğer davacı [SGP] gibi bir kuruluş, amaçları doğrultusunda liberal demokratik düzeni hedef alıyorsa, bu durumda söz konusu aktif davranış liberal demokratik düzene karşı eylemleri temsil eder.”

Alman hükümeti, bu tür “aktif davranışlara” örnek olarak, özellikle, “Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmelere ilişkin günlük çözümlemeler” yayınlanmasını ve “Almanca konuşan dünyadaki en büyük Troçkist yayınevi olan” parti yayınevi Mehring Verlag tarafından “Troçki’nin eserlerinin yanı sıra David North’un eserlerinin” yayınlanmasını gösteriyor. Ayrıca, partinin web sitesine, Facebook ve Twitter hesaplarına ve YouTube kanalına değiniliyor.

Sosyalizm Karşıtı Yasa, Willenstrafrecht ve KPD’nin yasaklanması

Düşüncelere dayanarak kovuşturmayı (Gesinnungsjustiz) gerekçelendiren Alman hükümeti, kendisini 19. yüzyılın ortasına kadar uzanan antidemokratik bir geleneğe yerleştiriyor. Marksistler, daha 1851’de Köln’deki Komünistlerin Yargılanması’nda ve 1872’de August Bebel’e karşı Leipzig’deki Vatan Hainliği Yargılaması’nda, yalnızca fikirlerinden dolayı suçlanmışlardı. Sosyalizm Karşıtı Yasa, SPD’yi 1878’den 1890’a kadar yasadışı hale getirdi. Bu yasa, “var olan devleti ya da toplumsal düzeni, kamu huzurunu ve özellikle de halkın farklı sınıfları arasındaki uyumunu tehlikeye atacak şekilde yıkma yönündeki çabaları açığa çıkmış” tüm örgütleri hedef alıyordu.

Bu gerici hukuk geleneği, Nazi hukuk sisteminde çok önemli bir rol oynamış olan Willensstrafrecht ile doruk noktasına ulaşmıştı. Artık birinin hüküm giymesi için, fiilen bir suçun işlenmiş olması gerekmiyordu. Sadece failin “suç oluşturan bir niyet”inin (verbrecherischer Willen) olduğunu ileri sürmek yeterliydi. Cezai kovuşturma, hükümetin tüm siyasi muhalifleri ortadan kaldırabilmesi, toplama kamplarına kapatabilmesi ve öldürebilmesi için, sanığın somut eylemlerinden gitgide kopartıldı.

1930’larda, yeni oluşturulmuş olan Nazi Halk Mahkemesi (Volksgerichtshof), vatana ihanet maddesini, sonunda komünistlerin yalnızca fikirlerinden dolayı idama mahkum edilebileceği şekilde yorumladı. 1940’lara gelindiğinde, devlete muhalefet olarak yorumlanabilen her tür hoşnutsuzluk ifadesi ağır ceza için yeterliydi. “Führer” hakkında şaka yapmanın, nihai zaferle ilgili kuşkulara sahip olmanın, hatta devamlı geç gelen trenler hakkında konuşmanın ölümcül sonuçları vardı.

Nazi rejiminin çökmesinden sonra, bu süreklilik yalnızca yüzeysel olarak kesintiye uğradı. Kısa süreli bir “Nazilerden arındırma” sürecinin ardından, bu seçkinler yargı, polis, yönetim, üniversiteler ve iş dünyası içindeki eski koltuklarına geri döndüler. Nürnberg Irk Yasaları’nı kaleme alanlardan biri olan Hans Globke, II. Dünya Savaşı sonrası Batı Almanya’nın ilk başbakanı Konrad Adenauer’in Başbakanlık Ofisi’nin başına getirildi. Globke, bu görevde iken, personel politikasının yanı sıra, gizli servislerin kurulmasından ve denetlenmesinden de sorumluydu. Bunlar, BND (dış istihbarat) ve Verfassungsschutz (iç istihbarat) idi.

1950 yılında, ceza yasasında yapılan kapsamlı bir değişiklikle birlikte, düşüncelere dayanarak yasal kovuşturma yapma (Gesinnungsjustiz) anlayışı geri getirildi. Bu değişiklik, Nazilerin Üçüncü İmparatorluk’u döneminde Adalet Bakanlığı’ndaki bir bölümün başkanı sıfatıyla siyasi ceza kanunundan sorumlu kişi olan Dr. Josef Schafheutle tarafından hazırlandı. Nazi döneminde adaletsiz yargı kararları vermiş olan aynı yargıçlar, yine fikirlerine bakarak komünistleri mahkum ettiler. Komünistlere yönelik cadı avı, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi’nin 1956’da KPD’yi yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bugün, bu yasak, hükümet tarafından arşivlerden çıkarılıp, SGP’ye karşı kullanılıyor ve İçişleri Bakanlığı’nın dokümanındaki en önemli hukuki referans çerçevesi işlevini görüyor.

KPD’ye ilişkin karar, hiçbir zaman resmi olarak iptal edilmemiş olmasına rağmen, uzun süredir gözden düşmüştür. 1996’da, dönemin Federal Anayasa Mahkemesi Başkanı Jutta Limbach, anayasa hukukuna ilişkin güncel görüşlere dayanarak, yasaklama kararını reddetmiş olacağını belirtti. Önceden erişilemez olan devlet arşivlerindeki dosyalara bakarak KPD yargılamasına ilişkin kapsamlı bir incelemeye girişen tarihçi Profesör Josef Foschepoth, 2017’de yayınlanan Verfassungswidrig! (Anayasaya Aykırı!) adlı kitabında, KPD kararının anayasayı açık bir şekilde ihlal ettiği ve siyasi nedenlere dayandığı sonucuna varıyor. Foschepoth, şöyle yazıyor: “Bu yargılamada artık güçler ayrılığı söz konusu değildi; federal hükümetten gelen basınç altında KPD’nin yasaklanmasında ısrar eden tek devlet vardı.”

Söz konusu yargılamada, Adenauer hükümeti, Ulusal Sosyalizm (Nazizm) döneminde komünistlere yönelik zulümde etkin bir rol oynamış aynı radikal sağcı çevrelerden gelen avukatlar tarafından temsil edildi. Federal hükümetin dava bölümünün (Prozessführungsstelle) başında, Bavyera Halk Partisi’nden (BVP) Reichstag üyesi olarak, partisinin 23 Mart 1933 tarihli Etkinleştirme Yasası’na (Ermächtigungsgesetz) onay verdiğini ilan etmiş olan Hans Ritter von Lex vardı. Bu yasa, tüm yasama yetkilerini fiilen Hitler’e vermişti. Von Lex, bundan sadece birkaç gün önce Hitler’le yaptığı özel bir görüşmede, ona, “Almanya’da Marksizmi ortadan kaldırma” hedefini paylaştığının güvencesini vermişti.

Von Lex, şunları söylemişti: “Alman halkının –gerekirse en sert yöntemlere başvurma yoluyla– bu pislikten kurtarılması, yurtsever düşünceye sahip tüm çevrelerin ortak talebidir.”

Aşırı sağcı bir komplo

Egemen sınıf, düşüncelere dayalı kovuşturmaya geri dönerek ve KPD yasağını etkinleştirerek, bu faşist gelenekleri canlandırıyor. Verfassungsschutz’un raporu ve İçişleri Bakanlığı avukatlarının dokümanı, kamuoyunun gözünü korkutmayı ve kapitalizme, milliyetçiliğe, emperyalizme, militarizme ve AfD’ye yönelik tüm muhalefete “aşırı solculuk” ve “anayasa karşıtı” diyerek suçlu muamelesi yapmayı amaçlayan devlet aygıtı içindeki aşırı sağcı bir komplonun ürünleridir.

Aşırı sağcı çevrelerin 2017’deki Verfassungsschutz raporunun hazırlanmasına katıldıkları artık biliniyor. O dönem Verfassungsschutz’un başında bulunan Hans-Georg Maaßen, AfD’nin önde gelen temsilcileri ile birkaç kez bir araya gelmiş ve onlarla raporu tartışmıştı. Maaßen, Kasım 2018’de, tersini gösteren ezici kanıtlara rağmen, Chemnitz’de radikal sağcı saldırıların meydana gelmiş olduğunu inkar etmesinin ve “SPD içindeki radikal solcu güçler”i kınamasının ardından geçici olarak emekli edilmişti. Maaßen, artık iktidardaki CDU’nun sağcı bir üyesi olarak, açıkça AfD ile koalisyon hükümeti kurulmasını teşvik ediyor.

Verfassungsschutz, yeni başkanı Thomas Haldenwang’ın yönetimi altında, aynı yolda ilerlemeyi sürdürüyor. Verfassungsschutz’un 2018’e ilişkin yeni raporunun aşırı sağcılık bölümünde, AfD, partinin Björn Höcke önderliğindeki faşist kanadı ya da parti etrafındaki neo-Nazi çevre hakkında yine tek bir sözcük bile bulunmuyor. Onlardan, sadece, sözde “aşırı solcular”ın “kurbanları” olarak söz ediliyor. Raporda, kelimesi kelimesine şunlar belirtiliyor: “2018’de, aşırı sağcı partilerin üyelerine ek olarak… aşırı solcuların tümden aşırı sağcı ilan ettikleri Almanya İçin Alternatif (AfD), aşırı solcu ajitasyonun odak noktası olmayı sürdürdü.”

Rapor, ayrıca, polis ve ordu içindeki yaygın aşırı sağcı terörist ağlarını sistematik olarak görmezden geliyor. Raporda, Alman ordusu içindeki faşist bir komplonun başında olan Franco A. ya da aşırı sağcı terörist NSU ağının devamı olan NSU 2.0 gibi ifadeleri aramak boşunadır. Verfassungsschutz, yabancılara ve siyasi muhaliflere saldırmakla kalmayıp, 2018’deki Alman Birlik Günü’nde silahlı bir “eylem” ve radikal sağcı ayaklanma planlayan terörist grup Chemnitz Devrimi’ni sadece bir “milis” diyerek önemsiz gibi gösteriyor. NSU ile sıkı bağları bulunan ve Lübcke cinayetinin sanığı ile yakın temas halinde olan aşırı sağcı terör ağı “Combat 18”, Verfassungsschutz’un raporundan silinmiş durumda.

Buna karşılık SGP, yeniden bir “aşırı solcu parti” ve “gözetleme nesnesi” olarak listelendi. Gizli servis, siyasi düşüncelere hukuken zulmetme ruhuyla uyumlu olarak, ilgili bölüme, SGP gibi “dogmatik aşırı solcular”ın, “yaptıkları kapsamlı çözümlemelerle”, “şiddet yönelimli gruplara ideolojik olarak ilham veren ‘düşünsel kundakçılar’ (geistige Brandstifter)” işlevi görme “potansiyel”ine sahip olduğu ifadesini ekledi.

Verfassungsschutz, Marksist çözümlemeleri ve sosyalist düşünceleri “kundakçılık” ve “şiddet” ile eşitlerken, neo-faşist çeteleri kuvvetlendirip koruyor! Güvenlik makamları, sadece NSU etrafındaki çevrenin içinde 40’tan fazla Verfassungsschutz muhbiri görevlendirmiştir. Hatta onlardan biri, NSU’nun cinayetlerinden birinde olay yerindeydi. Almanya’daki Die Welt gazetesi çalışanı Deniz Yücel, Temmuz ayının başında yaptığı bir açıklamada, iç istihbarat servisinin “Almanya’daki en tehlikeli hükümet kurumu” olduğunu ve “düzeltilemeyeceğini” söyledi. Haftalık Stern dergisi, “devlet içinde devlet” oluşturduğu ve “kontrol edilemediği kanıtlandığı” için, Verfassungsschutz’un dağıtılması çağrısı yaptı.

Bu sabıkalı hükümet kurumu, SGP’ye yönelik saldırısıyla, mevcut gerici toplumsal ve siyasal durumu eleştiren herkesi kovuşturmanın temelini oluşturmak üzere, düşünce suçlarına ilişkin yeni türde bir hukuki kovuşturma örneği oluşturmak istemektedir. Grevci işçilerin yanı sıra, Marksist literatürü erişilir kılan kitapçılara ya da muhalif sanatçılara, gazetecilere ve aydınlara dava açılacaktır.

Birçok kişi, Protestan teolog Martin Niemöller’in, kendisinin toplama kampına gönderilmesini betimlediği şu ünlü şiiri bilir:

Önce komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.

Sonra sosyal demokratları tutukladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.

Sonra sendikacılar için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim.

Ardından Museviler için geldiler, sesimi çıkarmadım; çünkü Musevi değildim.

Daha sonra benim için geldiklerinde, benim için konuşacak kimse kalmamıştı.

Bu soru bugün yeniden gündeme geliyor: Eğer devlet aygıtı içindeki sağcı komplo durdurulmaz ve SGP savunulmazsa, bunun çok daha geniş kapsamlı sonuçları olacak. Bu yüzden, demokratik hakları savunmak ve sağın yükselişine karşı koymak isteyen herkese bir kez daha sesleniyoruz: Verfassungsschutz’un saldırısını protesto edin ve SGP’yi savunun.

Biz, Verfassungsschutz’un SGP’yi ve tüm diğer sol örgütleri izlemeye son vermesini ve bu sağcı antidemokratik komplolar yuvasının dağıtılmasını talep ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir