Yunanistan’da Syriza’nın İhanetinin Siyasi Dersleri – II. Bölüm

Paylaş

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin açıklaması

  1. Uluslararası Komite işçi sınıfını Syriza konusunda nasıl uyardı?

DEUK’un internet yayını Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS), Yunanistan’da George Papandreou’nun sosyal demokrat PASOK partisinin iktidara gelmesinin ardından 2009’da patlak veren borç krizini yoğun bir şekilde ele aldı. WSWS, en baştan itibaren, işçileri, Syriza’ya, Yunanistan Komünist Partisi’ne (KKE), Antarsya’ya ve PASOK ile onun egemenliğindeki sendika bürokrasisine uyarlanmış benzeri gruplara güvenmemesi konusunda uyardı.

WSWS, Mayıs 2010’da, PASOK, Yunanistan’daki ilk kemer sıkma paketini kabul ettiği zaman şu uyarıda bulunmuştu: “İşçi sınıfının bağımsız bir siyasi stratejisi, muhalefetin seferberliğine son vermeye çalışan sendikalarla ve orta sınıf örgütlerle doğrudan çatışmaktadır. Yunanistan’da, sendikalar ve onların Yunanistan Komünist Partisi ile Syriza’yı kapsayan müttefikleri, Papandreou ile ittifaklarını ve siyaset kurumu içindeki rollerini sürdürmeye kararlıdır. … Bu kesimler, Papandreou’nun sosyal demokrat PASOK partisini etkileme perspektifini geliştirerek, aynı başka yerlerdeki benzerleri gibi, bilinçli olarak, işçileri devlete, milliyetçi politikalara ve bankaların kemer sıkma programlarına tabi kılmaya çalışmaktadırlar.”

PASOK, o zamanlar (önce Papandreou yönetiminde, ardından da AB tarafından dayatılmış olan ve ND ile aşırı sağcı Laos’u [Halkın Ortodoks Seferberliği –çev.] kapsayan “teknokratlar” hükümetinde), Avrupa’da işçi sınıfına karşı II. Dünya Savaşı’ndan beri girişilmiş en yıkıcı toplumsal saldırıya önderlik ediyordu. Yaşam standartları düştü, milyonlarca insan yoksullaştı. Bu, ND ile birlikte, CIA destekli Albaylar Cuntası’nın 1974’te devrilmesinden beri Yunanistan’daki başlıca hükümet partisi olan PASOK’u paramparça etti.

Mayıs 2012’deki seçim kampanyasında PASOK çöker ve Syriza ND’nin ardından ikinci parti olarak gelirken, WSWS, Syriza’nın gerici programı hakkında şu uyarıda bulunmuştu: “Şimdi AB’de tartışılmakta olan ve Tsipras’ın umut bağladığı ‘Büyüme Anlaşması’, sorunlu bankalar için ek fonlar sağlanmasından ve rekabet yeteneğini arttırmaya yönelik ‘yapısal reformlar’dan, yani esnek çalışma koşullarından ve daha düşük ücretlerden oluşmaktadır. Kamu harcamalarındaki kesintiler tüm şiddetiyle devam edecektir. Syriza, Yunanistan’daki seçimleri gerçekten kazanması durumunda, bu tür saldırıların hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.”

ND’nin 2012 seçimlerini kazanmasının ardından, başlıca emperyalist güçler, önemli Avrupa başkentlerini turlayan ve ardından 2013’te Washington DC ile New York’a giden Tsipras’ı hazırlamaya başladılar. Syriza’nın emperyalist güçler, medya ve sahte sol partiler tarafından teşvik edilmesini çözümleyen WSWS, şu sonuca vardı: “Syriza, önümüzdeki mücadelelerde, işçi sınıfının karşısına bir düşman olarak çıkacaktır. Onun amacı, iktidarda olsun ya da olmasın, kemer sıkma politikalarına yönelik halk muhalefetini kontrol altında tutmak ve mali sermayenin işçi sınıfı üzerindeki siyasi egemenliğini südürmektir.”

Syriza, ND’nin kemer sıkma önlemlerine karşı artan grevlerle ve protestolarla geçen bir yılın ardından iktidara geldiğinde, WSWS şu yorumu yaptı: “Bir Syriza hükümeti, emekçiler için krizden çıkış yolunu temsil etmeyecek; tersine, devasa bir tehlikeyi ifade edecektir. Syriza, solcu görünümüne karşın, orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerine dayanan bir burjuva partisidir. Onun politikaları, toplumsal düzeni koruyarak kendi ayrıcalıklarını savunmaya çalışan sendika bürokratları, akademisyenler, uzmanlar ve parlamenterler tarafından belirlenmektedir. Onun önderi Alexis Tsipras, seçmenlere, Yunanistan’daki berbat kemer sıkma politikalarında (çok küçük) bir azaltma vaat ederken, dışarıdaki banka ve hükümet temsilcilerine, bir Syriza hükümetinden ‘korkacak bir şey olmadığı’ sözü vermekten asla yorulmuyor.”

Bu uyarılar, Syriza’nın iktidardaki sicili eliyle doğrulandı. Syriza, en başınan itibaren, onu göreve getirmek için oy vermiş olan milyonlarca insanın özlemlerinden korkmuş ve onlara karşı çıkmıştır. Syriza, AB’nin kemer sıkma politikalarına karşı uluslararası protestolar ve başka kitlesel muhalefet biçimleri çağrısında bulunmak yerine, Avrupa egemen sınıflarına yönelik bir sempati toplama atağı başlattı. Onun öngörüsü, sınırlı borç ertelemesi ve Avrupalı bankerlerin cömertliğine başvurarak sağlanacak diğer ödünler üzerinden, AB’den kemer sıkma politikalarında son derece sınırlı bir gevşetme elde etmekti.

Tsipras’ın ilk maliye bakanı Yanis Varoufakis, sonradan, Observer gazetesine, ilk AB görüşmelerine, içinde John Major’ın başkanlığındaki Muhafazakar Parti hükümetinin maliye bakanı, Thatchercı Lord Norman Lamont ile ABD eski hazine bakanı Lawrence Summers’ın da bulunduğu bir “Uluslararası Danışmanlar Kurulu” ile birlikte kaleme almış olduğu,“standart Thatcherci ya da Reagancı” ekonomi politikaları önerisiyle gittiğini anlattı.

Syriza yetkilileri, Berlin’in, bankaların ve diğer AB güçlerinin Yunanistan’a yönelik taleplerini ve tehditlerini tırmandıracak şekilde, kendilerini AB karşısında küçük düşürdüler. Varoufakis, 11 Şubat’ta Berlin’e yaptığı bir ziyarette, Almanya Başbakanı “Angela Merkel, büyük bir farkla, Avrupa’daki en akıllı politikacıdır. Bundan hiç kuşku yok. Onun maliye bakanı Wolfgang Schäuble, belki de entelektüel öze sahip tek Avrupalı politikacı.” demişti.

Syriza, çıkarları Yunanistan’ın alacaklılarıyla görüşmelerinde göz önünde tutulan başlıca etmen olan Yunan burjuvazisinin yırtıcılığına karşı işçi sınıfını savunmak için tek bir önlem bile almadı. Syriza, iktidara gelmesinden sonraki aylarda on milyarlarca avroyu Yunanistan dışına gönderen Yunan mali sektör seçkinlerinin ekonomiyi sınırsız bir şekilde yağmalamasına izin verdi. Bankaları ulusallaştırmak ya da Yunan egemen sınıfının servetine, gücüne ve ayrıcalığına zarar verecek bir hamle yapmak şöyle dursun, sermaye kaçışını önlemeye yönelik kontroller uygulama yönünde hiçbir girişimde bulunulmadı.

Syriza, halkın değişim coşkusunun ve beklentisinin kırıldığından ve siyasi durumun istikrara kavuştuğundan emin olur olmaz, derhal AB’ye boyun eğdi. 20 Şubat’ta, seçim kampanyasının temeli olan Selanik Programı’nda vaat edilmiş son derece sınırlı reformlardan vazgeçerek, kemer sıkma protokolünü genişletmeyi ve yeni bir kemer sıkma önlemleri paketi önermeyi kabul etti. Syriza, dört gün sonra, sağlık, eğitim, toplu taşıma, yerel yönetim alanlarında ve diğer temel sosyal hizmetlerde yapılan harcamalarda kesinti uyguylama sözü verdi. Bunun ardından, Tsipras bu kesintileri uygulamak için hangi siyasi manevraya başvurursa vursun, Syriza’nın gerici sınıf karakteri konusunda hiçbir kuşku söz konusu olamazdı.

Bahar aylarında, AB göstermelik ödünler vermeyi bile reddederken, Tsipras, her zamankinden çaresiz şekilde, kabul etmiş olduğu kesintileri Yunan halkına anlatmanın bir yolunu bulmaya çalıştı.

WSWS, 30 Nisan’da, Tsipras’ın AB kemer sıkma programı konusunda bir referandum düzenleme düşüncesini ilk kez ortaya attığı zaman, şu uyarıda bulundu: “Syriza, AB ile bir anlaşmaya varmak için, AB’nin kemer sıkma politikalarına son verme yönündeki seçim vaatlerini açıkça çiğneyen derin sosyal kesintiler uygulamaya hazırlanıyor. Tsipras, Syriza’nın bu yüzden, AB tarafından dayatılmış ve Yunan halkının ezici çoğunluğunun karşı çıktığı politikalara demokratik bir meşruiyet cilası sağlamaya çalışmak için bir referandum düzenlemeyi düşüneceğinin işaretini verdi.”

Nihayet Haziran ayında, Tsipras, 5 Temmuz’da AB’nin kemer sıkma paketi üzerine bir referandum düzenleneceğini açıkladı ve “hayır” oyu kullanılması çağrısında bulundu. Bunun, WSWS’nin uyarmış olduğu gibi, sinik bir siyasi sahtekarlık olduğunu, artık Syriza’nın destekleyicileri bile kabul ediyorlar. Tsipras, referandumu kaybetmeyi ve ortaya çıkacak “evet” oyunu, sağcı bir partiye iktidarı alma ve kesintileri uygulama yolunu açacak şekilde, bir istifa gerekçesi olarak kullanmayı planlamıştı.

Syriza’nın destekleyicilerinden ve hayranlarından biri olan kadim Pablocu Tarık Ali, London Review of Books’ta şunları yazdı: “Tsipras’ın ve yakın çevresinin bir ‘evet’ ya da çok az farkla ‘hayır’ sonucu çıkacağı beklentisi içinde olduğu artık bir sır değil. … Tsipras neden bir referandum düzenledi ki? Merkel, danışmanlarına, ‘O çok katı ve ideolojik’, şikayetinde bulunmuştu. Bu yalnızca hesaplanmış bir riskti. O [Tsipras –çev.], ‘evet’ kampının kazanabileceğini düşünmüş ve istifa edip AB yardakçılarının hükümet kurmasını sağlamayı planlamıştı.”

Bu değerlendirme, yalnızca, referandum manevrasının altında yatan sinik hesaplara ilişkin önceki değerlendirmeleri bir kez daha doğrulamaktadır. Syriza’nın eski maliye bakanı Varoufakis, referandumun ve Syriza’nın teslimiyetinin ardından, Guardian’a, “Ben de başbakan gibi, bizim desteğimizin ve hayır oylarının hızla ortadan kaybolacağını ummuş ve buna inanmıştım.” demişti.

Varoufakis’in New Yorker dergisinde yayımlanan bir kısa özgeçmişi, eski maliye bakanının referandum öncesindeki durumunu şöyle betimliyor: “Seçim sonuçlarından emin ve arından gelecek memnuniyetin daha şimdiden tadını çıkartan birinin gönül rahatlığı içindeydi. Onun hükümeti, solcu Syriza partisi kaybedecekti. Halk ‘evet’ oyu verecek, yani Varoufakis ile Alexis Tsipras’ın katlanabileceklerini söylemiş olduğundan daha fazla ödün vermekten yana oy kullanacaktı. Varoufakis bakanlıktan istifa edecek ve bir daha Brüksel’deki ve Luksemburg’daki gün boyu süren toplantılara katlanmak zorunda olmayacaktı…”

Varoufakis, Guardian’a, Tsipras’ın referandum hamlesinin ve ardından gelen yenilginin tek olası sonucunun Yunanistan’daki faşist parti “Altın Şafak’ın daha fazla güçlenmesi” olduğunu söyledi.

Buna rağmen, Syriza’nın müttefikleri, referandumu, belirleyici bir adım, hatta burjuva demokrasisinin canlanması olarak övdüler. ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt, Syriza’nın Sol Platform’unun bir parçası olan Kızıl Ağ’ın bir açıklamasını yayınladı. Bu açıklamada, Tsipras’ın, “borç veren bankaların ültimatomunu geri çevirme, aşırı kemer sıkmayı dayatan yeni bir memorandum imzalamayı reddetme ve 5 Temmuz’daki referandumla halkın iradesinin ifade edilmesini isteme kararı, Yunan siyasetini dönüştüren bir karardır.” iddiasında bulunuldu.

Açıklamada, unutulmaz bir şekilde, “SYRIZA, kolayca bir kemer sıkma partisine dönüştürülemez” deniyordu.

WSWS ise şu uyarıda bulunmuştu: “Tsipras, referandumun içeriğini işçi sınıfına kısa ve öz biçimde açıklasaydı, şunu söyleyebilirdi: Yazı gelirse AB kazanacak, tura gelirse siz kaybedeceksiniz. Syriza’nın beş yıllık kemer sıkma programını sona erdirme vaadiyle seçimi kazanmasından sadece beş ay sonra gerçekleşen bu referandum, AB’ye bir teslimiyete siyasi kılıf hazırlamak için düzenlenmektedir. Syriza’nın mücadeleye niyeti olsaydı, Yunanistan halkı tarafından zaten reddedilmiş olan AB kemer sıkma önlemleri üzerine bir referandum çağrısına ihtiyaç duymazdı.”

Bununla birlikte, Tsipras’ın referandum planı, Yunan halkının, keskin bir şekilde sınıfsal çizgiler ekseninde kutuplaşmış bir oylamada AB’nin kemer sıkma programına yüzde 61’lik ezici “hayır” oyu kullanmasıyla, ters tepti. Halk, AB’den ve Yunan medyasından gelen, AB’nin bir “hayır” oyuna görülmedik bir mali krizi tetikleyecek şekilde Yunanistan’ı avro bölgesinden çıkartarak tepki göstereceği biçimindeki yoğun tehditlere meydan okudu. Oylamanın açık anlamı, Yunan işçi sınıfının kapitalizm ile bir hesaplaşmaya hazır olduğuydu.

Syriza, kitleleri aldatmak için çağrısını yapmış olduğu “hayır” oyunun zafer kazanmasından korktu ve dehşete kapıldı. “Gafil avlanan” Tarık Ali, London Review of Books’ta şunları yazdı: “Paniğe kapıldılar. Bir acil bakanlar kurulu toplantısı, onların tam çekilme durumunda olduğunu gösterdi. Onlar, Avrupa Merkez Bankası’nın Yunanistan Devlet Bankası’ndan sorumlu görevlisinden kurtulmaya karşı çıktılar ve bankaları ulusallaştırmayı reddettiler. Tsipras, referandum sonuçlarını kabul etmek yerine teslim oldu.”

Tsipras, AB üyesi devlet başkanlarıyla sert görüşmelerin yaşandığı birkaç haftanın ardından, AB tarafından şimdiye kadar bir defada dayatılmış en aşırı paket olan 13 milyar avroluk bir kemer sıkma paketini kabul etti.

WSWS’nin referandumun karakterine ilişkin uyarıları, ardından yaşananlar eliyle doğrulandı. “Hayır” oyu, işçi sınıfının mücadeleci ruh halini ve Syriza’nın politikalarının gayrı meşruluğunu ortaya koymuştu; bununla birlikte işçi sınıfını kitlesel mücadelede seferber etmek için hiçbir şey yapmadı. Referandum, siyasi inisiyatifi kemer sıkma yanlısı güçlerle birlikte Tsipras’a verdi.

İşçi sınıfı ve Yunan halkının Temmuz referandumunda “hayır” oyu kullanmış olan büyük çoğunluğu, bunun ardından gelen Eylül 2015 seçimlerinde temsil edilmediler. Başlıca iki aday, Tsipras ve ND’den Maimarakis, açıkça kemer sıkma yanlısı kampanyalar sürdürdü. Tsipras, büyük bir kesimin oy kullanmadığı yenilenen seçimleri, beklendiği gibi, orada kemer sıkma karşıtı bir alternatif olmadığı için, ND’ye yönelik köklü düşmanlıktan hak etmediği halde yararlanarak kazandı.

Tsipras, yeniden seçilmesinden beri, AB ile eşgüdümlü olarak, Yunanistan işçi sınıfının sosyal haklarına yönelik vahşi bir saldırıda Syriza’ya önderlik etmektedir. Onun kemer sıkma bütçesi, asgari emeklilik düzeylerinde yüzde 20 kesinti içermektedir. Syriza, yüz binlerce ailenin olası kitlesel tahliyesine zemin hazırlayacak şekilde, bankalara ipotekli borçlanma ödemelerini geciktiren ev sahiplerinin evlerinden çıkartılmasını önleyen devlet korumasına son verme yönündeki girişimlerin başını çekiyor. Eğer daha fazlasına ihtiyaç duyuluyorduysa, bu barbarca saldırılar, işçi sınıfının kendisini, yalnızca Syriza’ya karşı kararlı bir mücadele içinde savunabileceğinin doğrulanmasıdır.

13 Kasım 2015

Devam edecek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir