Yeni eğitim sistemi: Çocuklar hiç gülmeyecek

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 4 Eylül’de, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında ortaöğretimde uygulanacak yeni sınav sistemini açıkladığı bir basın toplantısı düzenledi. Yeni sistem, önceki uygulamalardan biçimsel farklılıklara sahip olsa da özü itibariyle aynı gerici ve eşitsiz unsurları barındırıyor. Aslında sistemi yeni olarak adlandırmak da doğru değil. Çünkü AKP iktidarı neredeyse her eğitim-öğretim yılında, eğitimde “köklü” bir sistem değişikliğine gidiyor. Yapılan “köklü” değişikliklere rağmen eğitim sisteminin sorunları kronikleşmeye devam ediyor. Eğitim alanındaki kronikleşen sorunları, yalnızca AKP’nin başarısız eğitim politikalarıyla değil, toplumda giderek artan gelir adaletsizliğiyle ele almakta yarar var.

Gelir adaletsizliği ve eğitim

Küresel ekonomik krizin etkisiyle, Türkiye’de de toplumsal yaşamın birçok alanında derin krizler yaşanmakta. Tüm burjuva kurumlarında olduğu gibi eğitimin iflası da, eğitimin asli unsurları olan, öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin içinde bulunduğu bir açmaza işaret ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı ya da Yüksek Öğrenim Kurumu tarafından gerçekleştirilen sınavların başarısızlığı, eğitim emekçilerinin kölelik koşullarında çalışması ya da bu koşullarda dahi çalışacak işe sahip olmaması, verilen eğitimin niteliksizliği… Tüm bunlar herhangi bir burjuva partinin “eğitim reformlarıyla” çözebileceği sorunlar değil.

Eğitimdeki kronik sorunları daha iyi anlayabilmek için giderek büyüyen gelir adaletsizliğinin farkına varmak gerekiyor. Büyüme rakamlarıyla, “krizin uğramadığı bir ülke” olarak gösterilen Türkiye, OECD’nin verilerine göre gelir adaletsizliğinde Çin ve Meksika’dan sonra üçüncü sırada geliyor. OECD rakamlarını destekleyecek bir araştırma daha: Gelir adaletsizliğini araştıran TUİK 2011 verilerinde, en zengin yüzde 20’lik grupla en yoksul yüzde 20’lik grup arasında 8 kat gelir farkı mevcut.

Gelir adaletsizliğinin, eğitimdeki krize etkisini, hanehalklarının eğitime ayırdığı paylarla incelemeye devam edelim. TUİK’in Hanehalkı Tüketim Araştırması 2012 verilerine göre, en yoksul yüzde 20’lik grup eğitime yüzde 0,6 oranında harcama yaparken, en zengin yüzde 20’lik grup yüzde 4,1 oranında katılıyor.

Gelin, biraz daha yakından bakarak, hane halklarının eğitim harcaması için ayırdıkları oranları ele alalım. Maaş, ücret ve yevmiye gelirine sahip hanehalkları eğitime gelirlerinin sadece yüzde 2,2’sini ayırabiliyor. Buna karşılık işletme gelirine sahip hanehalkları yüzde 3,0, gayrimenkul ve menkul kıymetler (rant) gelirine sahip hanehalkları ise gelirlerinin yüzde 6,4’ünü ayırmakta. Oranlardan anlaşılacağı üzere, işçi ve emekçi aileler çocuklarının eğitimi için oldukça küçük bir oran ayırabilmekte iken, burjuvalar azımsanmayacak bir farkla çocuklarının eğitimine harcama yapabiliyor.

Gelirin küçük bir azınlığın elinde biriktiği ve yoksulluğun büyük bir hızla arttığı Türkiye’de, farklı gelir gruplarının aynı eğitim ve sınav sistemine dahil olması eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin asli nedeniyken, AKP bu somut gerçekliği yok sayıyor. İktidara göre, yeni açılan okullar ve arttırılan derslik sayıları eğitimde yaşanan krizleri ortadan kaldıracak. Oysa iktidarın sıklıkla övündüğü, öğrencilere ücretsiz dağıtılan 200 milyon ders kitabı, henüz yaygınlaşmamış tablet uygulaması, toplumsal eşitsizliğin her geçen gün büyüdüğü bir coğrafyada eğitimin niteliğini arttırmaya yetmez.

Burjuvazi için fırsat eşitliği bir sorun mu?

Eğitimde yaşanan fırsat eşitsizliği, burjuva iktidarların ortadan kaldıramayacağı ve kaldırmak istemediği bir durumdur. Çünkü fırsat eşitsizliği, işçi sınıfının çocuklarını ailelerinin “kaderi” olan ücretli köleliğe mahkûm eder ve onları işçi sınıfının yeni neferleri haline getirirken, burjuvazinin çocuklarını da varlığını kapitalizmin varlığına armağan etmiş uzman, vasıflı bireylere dönüştürüyor. Eğitimde fırsat eşitsizliği, burjuvazi için bir sorun olmaktan öte, onun varlığını sürdürmesine hizmet eden bir araçtır.

Ayrıca eğitimin bilimsellikten uzak gerici bir müfredata sahip olması, yeni nesilleri, sınıfsal aidiyetinden yoksun, -dinci ya da milliyetçi- gerici, cinsiyetçi bireyler haline getirmeyi amaçlamaktadır. Burjuvazinin uzmanları tarafından hazırlanan ve bahsi geçen sorunları yaratan bir unsur olan eğitim politikalarının, biçimsel farklılıklarla “yenilenmesi” ve bilimsel ve nitelikli eğitimi getirmesi mümkün mü?

Sözlerimizi Nabi Avcı’nın yazımızın başında bahsini ettiğimiz basın toplantısında Ece Ayhan’ın bir şiirine yaptığı göndermeye cevaben bitirelim. Efendiler! Sınıfı bir toplumda, çocuklar hiç gülmeyecek!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir