Yunanistan’da faşizm ve diktatörlük tehlikesine karşı mücadeleye ilişkin siyasi sorunlar

Hip-hop müzisyeni Pavlos Fyssas’ın geçen hafta faşist caniler tarafından katledilmesi Yunanistan’daki sınıfsal gerilimleri arttırdı. Binlerce insan faşist teröre ve hükümetin sosyal programlara, işlere, ücretlere ve emekliliğe yönelik saldırısına karşı gösteriler düzenlemek için günlerce sokaklara döküldü. Gösterilere saldırıp faşist Altın Şafak örgütünün bürolarını koruyan polis, şiddete başvurarak tepki gösterdi. Egemen çevrelerde, olası bir askeri darbe konusunda açık tartışmalar yaşanıyor.

Faşizm ve diktatörlük, yalnızca, işçi sınıfının krize gerçek bir demokratik ve sosyalist program temelinde, siyasi anlamda bağımsız bir güç olarak müdahale etmesiyle engellenebilir. İşçi sınıfı, sadece böyle bir program temelinde, toplumun baskı altındaki tüm kesimlerini arkasına alabilir. Böyle bir hareket, demokratik haklara ve işçilerin toplumsal çıkarlarına her zamankinden daha şiddetli biçimde saldıran devlete veya burjuva partilerine tabi kılınamaz. Bu hareket, toplumsal saldırılara karşı direniş ile diktatörlüğe karşı mücadeleyi birleştirmeli ve bizzat kapitalist sisteme yönelmelidir.

Mahallelerde ve fabrikalarda, işçileri ve göçmenleri faşist çetelerden ve onların işbirlikçisi polislerden korumak için öz-savunma komiteleri kurmak ve grevler hazırlamak gerekiyor.

Musevi soykırımını inkar eden ve değiştirilmiş gamalı haçı sembol olarak kullanan Altın Şafak, yönetici sınıflar tarafından kasıtlı olarak oluşturulmuştur. Devlet aygıtı ile siyasi kurumlar içindeki güçler ve büyük patronlar, bu partiyi, işçi sınıfına karşı mücadelede başı çekmesi için kurdular. Süper zengin katmanlar tarafından finanse edilen bu parti, ordu tarafından eğitilen ve polis tarafından desteklenen paramiliter birlikler oluşturdu.

Şimdi, aynı çevreler, bir askeri diktatörlük kurmayı tartışıyorlar. Çarşamba günü, Yunan Seçkin Yedek Askerler Federasyonu (KEED), silahlı kuvvetlerin “garantisi” altında bir “ulusal ihtiyaç” hükümetinin kurulmasını talep etti. Bu kurumun, aralarında göçmenlerin sınırdışı edilmesi ve Yunanistan’daki Alman varlıklarına elkonulması da olan çağrıları, Altın Şafak’ın talepleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir.

Bu tür diktatörce önlemlerin hedefi, işçilerin kemer sıkma önlemlerine karşı devam eden direnişini bastırmaktır. Yunanistan’daki sınıf mücadeleleri, egemen sınıfın toplumsal saldırılarının artık geleneksel yöntemlerle yaşama geçirilemeyeceği bir noktaya ulaşıyor. Egemen seçkinler, “troyka”nın ” (AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası) en son talimatlarını uygulamaya koymak için, işçilerin muhalefeti karşısında, giderek artan şekilde orduya, polise ve faşist çetelere bel bağlıyorlar.

Yunanistan, tüm Avrupa’da ve uluslararası düzeyde kendisini gösteren sorunu en çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır: Ya işçi sınıfı burjuvazinin tüm kesimlerinden siyasi olarak kopacak, siyasi yaşama bağımsız bir şekilde müdahale edecek, büyük bankaları ve şirketleri kamulaştıracak ve bir işçi hükümeti kuracak ya da egemen sınıf toplumu barbarlığa sürükleyecektir. Şimdi, yaşamsal sorun, işçi sınıfının siyasi mücadelede bağımsız seferberliğidir.

Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) ve Komünist Parti (KKE) gibi çeşitli sahte sol gruplar bu perspektife karşı çıkıyorlar. Onlar, sendikalarla birlikte işçilerin mücadelelerini baltalıyor; onları devlete ve başta sosyal demokrat PASOK olmak üzere egemen sınıfın sözde “demokratik” partilerine tabi kılıyorlar. Onlar, işçi sınıfını siyasi olarak felç ederek, orta sınıfın ve işçi sınıfının umutsuz kesimleri arasında taraftar kazanmak amacıyla ulusalcı ve görünüşte halkçı demagojiyi kullanan en sağcı unsurlar için uygun koşullar yaratıyorlar.

SYRIZA, Avrupa işçi sınıfına karşı bankerlerin komplosu olan Avrupa Birliği’ni desteklemekte ve kendisini -sağcı Yeni Demokrasi dahil- egemen sınıf partilerindeki “demokratik” güçlerle ittifak içinde bir “istikrar” gücü olarak sunmaktadır. O, işçi sınıfının her türlü bağımsız seferberliğine karşı çıkıyor ve sistemi savunuyor. SYRIZA, böylece, emekçilere yönelik acımasız kemer sıkma önlemlerine destek vermektedir.

SYRIZA, egemen sınıfın diktatörlük hazırlıkları karşısında işçi sınıfını siyasi olarak silahsızlandırmaya çalışırken, Fyssas’ın katledilmesine ve onu izleyen kitlesel gösterilere, kendisini egemen seçkinlere statükonun güvenilir savunucusu olarak sunma çabasını arttırarak cevap verdi. SYRIZA lideri Alexis Tsipras, kısa süre önce Viyana’da düzenlenen bir toplantıda, silahlı kuvvetler ile polis “demokratikleşmiştir ve demokrasi için bir tehdit oluşturmamaktadır” demişti. Bundan birkaç gün sonra, bir askeri darbe planına ve Altın Şafak ile polis arasındaki işbirliğine ilişkin ek kanıtlar ortaya çıktı.

Altın Şafak’ın devlet eliyle yasaklanmasına yönelik çağrılar da özünde aynı içeriğe sahiptir. Bu tür bir yasak, faşistleri zayıflatmayacak ama sonuçta onları güçlendirecektir. Bu yasak, neo-Naziler ile uzlaşmış olan devlet aygıtına, siyasi örgütlere ve işçi sınıfına karşı daha güçlü şekilde harekete geçmesi için güç kazandıracaktır.

SYRIZA’nın temel kaygısı, Yunan kapitalizmini istikrara kavuşturmak ve onun AB ile ilişkilerini korumaktır. Tsipras, kısa süre önce, Altın Şafak ile sayısız bağları bulunan iktidardaki Yeni Demokrasi’ye, faşistlere karşı ittifak çağrısı yaptı.

Benzer politikalar, Yunanistan’daki aynı ayrıcalıklı orta sınıf çevreler adına konuşan ve yalnızca ayrıntılarda farklılaşan diğer sahte-sol örgütler tarafından da ileri sürülüyor. Komünist Parti (KKE), sendikaların faşistlere karşı mücadeleye önderlik edebileceği biçiminde yanılsamalar yayma peşinde koşuyor ve bir “halk cephesi” çağrısı yapıyor. Devlet kapitalizmi kuramının savunucusu SEK, Altın Şafak’ın yasaklanmasını talep eden bu koroya katıldı.

Bütün bu gruplar, küçük burjuvazinin, devlet baskısından ve faşist terörden çok işçilerin bağımsız hareketinden korkan -sendika bürokrasisi gibi- refah içindeki kesimleri adına konuşuyorlar. Bununla birlikte, onlar, işçi mücadelelerini baltalayarak ve onları devlete tabi kılarak, faşizmin yükselişinin yolunu hazırlıyorlar.

İşçi sınıfının faşizm ve diktatörlük tehditine karşı siyasi seferberliği, sahte sol eğilimlerin gerici rolünü açığa çıkartmaya yönelik bir mücadeleyi gerektirmektedir. Bu, işçi sınıfının burjuvazinin tüm kesimlerinden siyasi bağımsızlığını sağlamak; işçi iktidarı ve sosyalizm mücadelesini geliştirmek için son derece önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir