Yaklaşan Seçimler ve BDP’ nin Stratejisi

“KCK Davası’nda Kürtçe savunma yapma”, “Anadilde eğitim”, “Anayasa’da Kürtlerin varlığına yönelik düzenlemeler yapılması”, “Demokratik Özerklik” ve son olarak da “iki dilli hayat” talepleri… Seçimler yaklaştıkça BDP, taleplerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. BDP’nin seçim stratejisinin diğer düzen partileri ile arasındaki “makası açmak” ve Kürt sorununun yegâne “çözüm adresi” olmak üzerine kurulu bir strateji olduğu anlaşılıyor.

Resmi söylemde inkar edilse de, Öcalan artık, Kürt sorununun çözümünde devletin muhatap aldığı önemli bir aktör. DTP kapatılınca, Ahmet Türk ve arkadaşları “sine-i millete dönme” kararı almışlardı. Fakat Öcalan “meclise gidin” dediği için, Ufuk Uras’ın da içinde yer aldığı BDP grubunu oluşturdular. Anlaşılan o ki, BDP’nin meclis grubunun maddi anlamda olmasa bile, “manevi anlamda” tartışılmaz önderi Öcalan’dır. Öcalan avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde, sık sık taleplerin “yüksek tutulması” gerektiğini söylüyor. Diyarbakır’da gerçekleştirilen Demokratik Toplum Kongresi’nden çıkan “taslak metin”de de, Öcalan’ın görüşlerinin etkisi hissediliyordu. Başka bir değişle Öcalan, BDP’nin seçim stratejisinin belirlenmesinde etkin bir rol üstleniyor.

Genel seçimlere az bir zaman kala, BDP’nin Kürt oylarını “kilitlemek” için talep bombardımanına başlaması bir tesadüf değil. BDP kendi seçim stratejisi gereği önümüzdeki süreçte, AKP ve CHP’nin “evet” diyemeyeceği taleplerin dozunu biraz daha arttıracak. Gündelik hayatta Kürtçe’nin “ikinci dil” olarak kullanılması talebine AKP ve CHP ne diyecek? Eğer bu iki parti seçimlere kadar, “Kürtçe’nin gündelik hayatta kullanılmasına” karşı sert çıkışlar yapmaya devam ederse, BDP’nin seçim stratejisi tutabilir.

Hele ki AKP, bu kadar “açılım”dan sonra, Kürtlere TRT-Şeş’de “Kürtçeye evet” ama Kürdistan’da “Kürtçeye hayır” diyebilir mi? Artık devlet ve AKP cephesi, Kürt sorununda “geri dönülemez” bir noktaya geldi. AKP, bu taleplere karşı “özgürlükçü bir pozisyon” takınsa, bu defa da sağ-muhafazakar seçmenden ve ordudan tepki alacak. Farz edelim ki CHP bu taleplere “ılımlı yaklaşsa”, o da kemalist-milliyetçi seçmenin desteğini kaybedecek. Askeri bürokrasi ve MHP ise, zaten bu taleplere topyekün karşı. İşte BDP’nin, AKP ve CHP’yi bölgede “açmaza çektiği nokta” tam da burası. BDP’nin stratejisi, Kürt sorununun “çözüm adresi” olma stratejisi. Ve görünen o ki, BDP bu stratejisini şimdilik başarıyla sürdürüyor.

Örneğin TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in “savcıları göreve davet ediyorum”, “sonuçlarına katlanırlar” açıklamaları, BDP’ye “altın tepsi”de sunulmuş bir armağandı. Bu yasakçı ve baskıcı zihniyet, BDP’nin seçim stratejisine “hizmet etmekten” başka bir işe yaramadı. Bu durumu farkeden AKP kurmayları, derhal devreye girip, mecliste “acil olarak” BDP ile toplantı düzenlediler ve ortaya çıkan “negatif tabloyu” kendi lehlerine çevirmeye çalıştılar. Kamuoyunu etkileme noktasında da kısmen “başarılı” oldular. Bu kısa süreli gerginlik BDP’ye de yaradı. Bu sayede BDP, Kürt sorununun çözümünde görmezden gelinemeyecek bir aktör olduğunu, medya önünde bir kez daha ispatlama fırsatı yakaladı.

BDP’nin bir diğer “şanslı” olduğu konu da zamanlama. Özellikle 8 yıldır iktidarda olan AKP’nin iktisadi-siyasi hegemonyasını zayıflatmak isteyen sermaye-siyaset-medya ilişkileri, tıpkı işçi ve öğrenci eylemlerini “kullandıkları” gibi, bu defa da Kürt hareketini kullanmak istiyor. BDP’nin de “yeşil ışık” yaktığı bu “yakınlaşma”, genel seçimler öncesi etkisini daha da çok hissettirecek. Seçimler yaklaştıkça, özellikle AKP’ye “muhalefet yapan” yazılı ve görsel medyada BDP’lileri daha da sık göreceğiz. BDP bu konjektürden en iyi şekilde yararlanmaya çalışacak.

AKP’nin açılım politikası ilk başlarda BDP’yi “rahatsız” etmişti. Kürt sorununda inisiyatif sanki BDP’nin elinden kayıyor gibi bir atmosfer ortaya çıkmıştı. Habur görüntüleriyle açılımın önü “tıkandıktan” sonra, şimdi BDP inisiyatifi yeniden ele geçirmek istiyor. BDP’nin ortaya attığı taleplerin temel amacı da budur. Genel seçimlere doğru, BDP bu taleplerin dozunu daha da arttıracak. BDP’nin hedefi, eğer başarabilirse AKP’yi bölgeden “silmek”. Eğer hedeflerine ulaşırlarsa, AKP’nin bölgedeki oy potansiyelini dağıtıp, bölgedeki oy haritasını kısmen kendi lehlerine çevirmeyi başarabilirler. AKP’nin bölgeden “silinmesi” demek, BDP’nin bölgede “tek seçenek” haline gelmesi demektir. Tabii ki işler, hiçbir zaman kağıt üzerinde planlandığı gibi yürümez, her an dengeler değişebilir. Hele ki Türkiye’den bahsediyorsak!

Seçim tarihi yaklaştıkça, AKP ve BDP arasındaki “gerilim” daha da artacak. Abdullah Gül’ün Diyarbakır ziyareti bu “tansiyonu düşürmek” için yapılan bir hamle olarak okunabilir. Özellikle AKP kurmayları, BDP’nin taleplerini boşa düşürmek ve Kürtlerden daha fazla oy alabilmek için, bir dizi göz boyayıcı söz ve eylem içine girebilir. AKP, Kürt seçmene “eğer bize oy vermeye devam ederseniz, seçimden sonra Kürtleri ilgilendiren anayasal değişiklikleri yaparız” diyor. Muhafazakar-dindar Kürt seçmenin önemli bir bölümü, bu çağrıyı dikkate alıp AKP’ye oy vermeye devam edecek. Ama unutmamak gerekir ki, AKP 8 yıldır iktidarda olan bir parti ve toplumun her kesimi gibi, Kürtlerin de AKP’ye verdiği “kredi” hızla tükeniyor[1].

AKP hem kendi içindeki hem de dışındaki Kürtleri, sonsuza kadar “ağızlarına bir parmak bal” çalarak idare edemez. İşte bu yüzden BDP, AKP’yi “en zayıf yerinden” vurmaya çalışıyor. AKP’den “gerçekleştirmesi mümkün olmayan” şeyler isteyerek, onu içinden çıkamayacağı bir milliyetçi-statükocu pozisyona sürüklemeye çalışıyor. Bir süre önce AKP kurmaylarından Ömer Çelik: “Son özerklik tartışmalarını, resmi dilin iki dilli olması tartışmalarını, ben Türkiye’deki gerçek demokratikleşme sürecine, gerçek açık toplum arayışlarına suikast teşebbüsü olarak görüyorum” demişti[2]. Şimdiye kadarki katı, uzlaşmaz ve devletçi tutumuyla AKP kurmayları, BDP’nin seçim stratejisini “güçlendirmekten” başka bir şey yapmadı.

Elbette seçimlere kadar dengeler birçok kez değişecek. “Çubuk” bazen AKP’den, bazen de BDP’den yana kırılacak. AKP, Kürt siyasetçilerinin her geçen gün daha da yüksek sesle dile getirdiği taleplere karşı, katı, uzlaşmaz ve devletçi bir tutum takınmaya devam ederse bu Kürt seçmen arasında AKP’den uzaklaşma eğilimini arttırabilir ve BDP çizgisinin güçlenmesine neden olabilir. Bu yüzden AKP, seçime yakın bir tarihte, Kürt seçmenin istemlerini dikkate alan bazı popülist adımlar atmak zorunda kalabilir. Tersi durumda AKP, BDP’nin kendisini sürüklemeye çalıştığı hakim Türk milliyetçiliği kulvarına hapsolacak ve o vakitten itibaren, AKP’nin şimdiye kadar muhafazakar-dindar Kürtlerin desteğini almak için kullandığı “Türk ve Kürt tek bir millettir” söylemi bu defa Kürt seçmen arasında daha az destekçi bulabilir. Bu yüzden AKP, BDP’nin temsil ettiği Kürtler kadar, kendi içinde tutmaya çalıştığı Kürtlerin de “radikalleşmesinden korkmaya” devam ediyor. AKP hem “açılım yapacağım” diyip, hem de devletçi-milliyetçi pozisyonunu sonsuza kadar devam ettiremez.

AKP bölgede bir kez gerilemeye başladığı andan itibaren bu süreç “önü kesilemez” bir hal alabilir. Bölgede daha önce yüksek oylar alan burjuva partileri, bir anda inişe geçip, hızla bölgeden silinmişti. AKP kurmayları bu durumun farkında ve bir “çıkış yolu” arıyor. BDP cephesi ise, “taleplerin dozunu arttırma” stratejisiyle, AKP’nin bölge ve Kürtler üzerindeki etkisini azaltmaya planlıyor. Fakat aynı şekilde, BDP’yi de, AKP’nin “kapatma tehtidi”ni de içeren zorlu bir seçim süreci bekliyor. Bu mücadeleden kimin daha “kazançlı” çıkacağını zaman ve seçim sonuçları gösterecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir