“Ulusal İstihdam Stratejisine” karşı sınıf mücadelesini yükselt!

Paylaş

Küresel sermayenin ve Türkiye burjuvazisinin talepleri doğrultusunda hazırlanan ve Çalışma Bakanlığı’nın 8 Şubat’ta işçi ve işveren konfederasyonlarına gönderdiği Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı (UİST) [1] ile hedeflenenler, esas olarak uluslararası mali krizin faturasının sermaye tarafından Türkiye işçi sınıfına kesilmesinde yeni bir aşamaya denk düşmektedir.

Hükümet sözcülerinin ya da burjuva ekonomistlerinin tüm güzellemelerine karşın, bu belgeyle birlikte çalışma hayatımızda karşı karşıya kalacağımız tek “yenilik” şu olacak: Güvencesiz ve esnek çalışma koşullarının ulusal emek piyasasına bütünüyle egemen olması ve işçi sınıfının daha önceki dönemden kalan sosyal haklarının teker teker budanması. Anlayacağınız o ki ortada sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırıları adına pek de değişen bir şey yok.

Hükümete yakınlığıyla bilinen liberal ekonomistlerin TV ekranlarında “istihdam dostu düzenleme” şeklinde allayıp pullamaya çalıştığı bu taslak, patronlar kulubü için Türkiye’yi güvencesiz ve esnek çalışma “cenneti” haline getirmeyi hedefliyor. Böylesi bir çalışma rejimi altında emekçiler için artık hiçbir güvenceden bahsedilemeyecek.

Uluslararası işçi sınıfı, yıllarca süren mücadeleler sonucunda sermaye karşısında belli kazanımlar elde etmiştir. Örneğin, emeklilik, işsizlik sigortası, kıdem tazminatı, haftalık tatil, yıllık izin, iş arası molası vb. sosyal haklar çalışanlar için birer “güvence” olma özelliğini hala korumaktadır. Ancak Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı’nın getireceği yeni düzenlemeler, güvencesiz ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması yoluyla, emekçilerin elinde kalan son hakları da ortadan kaldıracak. Küresel ekonomik düzenin bir parçası olan Türkiye emek piyasasının yeniden düzenlenmesi anlamına da gelen bu strateji ile işçi sınıfı daha da dizginsizce sömürülecek bir “yığın” haline getirilmek isteniyor.

Öte yandan, bu taslağın uygulanmasıyla birlikte işgücü piyasasındaki “yapısal sorunların çözüleceği” ve “orta ve uzun vadede büyümenin istihdama katkısının artırılmasıyla işsizlik sorununa kalıcı çözüm sağlanacağı” iddia ediliyor. Lakin bu iddiaların gerçekle uzaktan yakından ilişkisi bulunmuyor. Türkiye ekonomisinin, dış ticaret açığı / cari açık gibi aşılması mümkün olmayan yapısal sorunları ve sürekli artan işsizlik /yoksulluk rakamları düşünüldüğünde, bu taslağın ne derece ikiyüzlüce hazırlanmış olduğu daha iyi anlaşılabilir.

“İşsizliği düşüreceği” fikrinden hareketle, bu belgeyi destekleyenler de yok değil. Peki, o zaman şu soruyu sormak gerekiyor: İşsizliği ortadan kaldırmanın yolu bu planı desteklemekten mi geçiyor? İşsizliği yaratan kim ya da ne?

İşsizlik olgusu, yaşamın ücretli çalışmaya-köleliğe bağlandığı kapitalist toplumun bir ürünüdür; bu açıdan işsizlik bazılarının sandığının aksine bir “alınyazısı” ya da bir “doğa olayı” değildir. Burjuva iktisadının bile “doğal işsizlik” diyerek kabul etmek zorunda kaldığı bu olguyu yaratan kapitalist sistemdir; işsizliği kalıcı olarak ortadan kaldıracak olan da, yine modern kapitalizmin bir ürünü olan işçi sınıfıdır.

AKP hükümeti, Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı’yla birlikte, “emek piyasasındaki katılıkları ortadan kaldırmak” adı altında öncelikli olarak kıdem tazminatına saldırmaya hazırlanıyor. Zaten yıllardır çeşitli hukuki düzenlemeler yoluyla iyice kuşa çevrilmiş olan kıdem tazminatı hakkı, tamamen ve ebedi olarak ortadan kaldırılmak isteniyor [2]. Öte yandan, hükümet, kıdem tazminatı reformu adı altında kıdem tazminatı fonu oluşturmak ve işverenleri bu yükten kurtarmak istiyor. Fon kurulmasının dayanağı olarak, iş güvencesi hükümleri ve işsizlik sigortasının varlığına işaret ediliyor; oysa hem iş güvencesi hükümlerinin hem de işsizlik sigortasının çok yetersiz olduğu gerçeğine ise hiç değinilmiyor. Zira kurulacak fonun kaynağı, özel kanunlar çıkarılarak yağmalanan İşsizlik Fonu..

Kendilerini sözde “işçi örgütü” olarak takdim eden sendikalar ise, birkaç basın metni yayınlamak dışında, bütün bu saldırılara karşı sessizliklerini koruyarak hükümete ve yeni taslağa pasif desteklerini sunmaya devam ediyorlar. Fakat aynı sendikacılar, toprağın ayaklarının altından kayıp gittiğini göremeyecek kadar da kör zira sürecin böyle devam etmesi halinde pek çok bürokrat koltuğunu kaybetmek zorunda kalabilir.

Kapitalizm koşulları altında da olsa, işçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kimi kazanımlar, onun için ekmek ve su kadar vazgeçilmezdir. İşte Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı’nın tıpkı aç bir kurt gibi gözünü diktiği şey işçi sınıfının elinde kalan son haklardır. Özel istihdam bürolarıyla işçi kiralanması, hiçbir güvence olmadan çalışma, işçilerin birbirine düşürülmesi gibi kölelik koşulları yaygınlaştırılırken, yasalaştırılması hedeflenen bölgesel asgari ücret uygulamasıyla da emekçilerin dizginsiz sömürüsünün önü açılacak. Bu taslağın Türkiye emek piyasasında uygulanması halinde, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri daha da yaygınlaşacak ve işçi sınıfının sermaye tarafından sömürülmesi ve baskı altına alınması daha da artacaktır.

AKP hükümetinin nihai amacı, zaten kayıt dışı sektörlerdeki kuralsızlığın, esnek çalışmanın, sömürünün ve güvencesizliğin, yasal çerçeveye kavuşturularak çalışma yaşamının bütününe egemen kılınmasıdır.

Sonuç olarak, Ulusal İstihdam Stratejisi Taslağı, Türkiye tarihinde sınıfa karşı gerçekleştirilen en kapsamlı saldırılardan biri olma özelliğine sahiptir. Tüm ülkelerde benzer saldırıların gerçekleşiyor oluşu ve bu saldırılara karşı sendikaların yalnızca sermayenin suç ortağı rolünü yerine getirmeleri, örgütlenmesi gereken mücadelenin nasıl olması sorusuna da yanıt vermektedir.

Uluslararası kapitalizmin krizden kurtulmak için sürdürdüğü saldırılara, işçi sınıfının da uluslararası düzeyde karşı koyuşu ve mücadelesiyle yanıt vermek gerekmektedir. Bunun için de, ilk önce, sendikalı-sendikasız tüm emekçileri birleştirecek taban örgütlülüklerinin yaratılması  ve sendikal bürokrasileri aşacak bir mücadelenin geliştirilmesi gerekiyor. Sendikalara ilişkin yanılsamaları güçlendirecek yönde tüm çalışmalar, gerçekte sermayenin saldırısına ve sendikaların işbirliğine ortak olmak anlamına gelecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir