Liebknecht ve anti-militarist mücadele

Her şeyi öğrenmek, hiçbir şeyi unutmamak!

Karl Liebknecht

“Arzulu mudur acaba bir tank rüyasında” diye sorar ve tüfeklerin “biz insanlar kadar olsun” [1] merhametli olmasını dilerken Orhan Veli, yaşadığı yüzyılın ikinci büyük savaşının eşiğindeydi dünya. Birinci emperyalist paylaşım savaşının birbirine düşürülen halkları, yaralarını sarma fırsatı bulamadan, yeni bir paylaşım kavgasına tutuşan emperyalistler tarafından, bir kez daha düşman edilmekteydiler birbirlerine. Bu savaşın kazananı emperyalizm olmuştu. Kaybeden taraf ise bir kez daha işçi ve emekçilerdi.

Pek uzak olmayan o tarihten bugüne değin, dünya burjuvazisi kesinlikle aynı tarafta olan farklı ulusların işçilerini birbirine düşürmeyi ustalıkla başardı. “Yurdun korunması” ve “demokrasi” kapitalistlerin kâr hırsını ve emperyalist hedeflerini gizleyen bir görünmezlik pelerini oldu. Kapitalistlerin bu “başarısı”, milyonlarca işçi ve emekçinin birbirini katletmesine ve halklar arasında nefretin oluşmasına sebep oldu.

Günümüzde olası bir dünya savaşında, militarizmin sürdürdüğü nefret, kalıcı barışı getirebilecek iradenin sahibi olan dünya işçi sınıfının kendisini yok etmesi anlamına geliyor. Tarihte yaşandığının aksine, bir defa daha oyuna gelmemek için, bugün konuşulması gereken nedir o halde? Soruya yanıtımızı vermeden önce, tarih boyunca egemenlerin savaş fermanlarının, kitlelerin barış ısrarı ile defalarca çatıştığını anımsatmakta yarar var. Amerikan iç savaşında İngiliz işçi sınıfının Amerika’nın Kuzey eyaletlerine savaş açmayı reddetmesi ve dayanışmayı ifade eden kitlesel gösteriler düzenlemesi [2], 1905 yılında İsveçli işçi sınıfının, İsveç-Norveç savaşı çıkması durumunda genel greve çıkma kararı alması, 1914 yılında Bolşevik Parti’nin yayınladığı bildirgeyle emperyalist savaşa karşı devrimci bozgunculuk çağrısı yapması anti-militarist mücadelede devrimci işçi sınıfının dünya barışını kurabilecek tek güç olduğunu gözler önüne serer.

Bu yazı, anti-militarist mücadelenin tarihi yerine Spartakist hareketinin önderlerinden Karl Liebknecht’in anti-militarist mücadelesinden notlarla sizlere bir yanıt vermeye çalışacak.

“Militarizm bir çemberin dört köşe olması kadar saçma”

Birinci Dünya Savaşı’nda farklı ulustan askerlerin savaşmama kararını anlatan, Christian Carion’un yönettiği Joyeux Noël (Mutlu Noeller) adlı film, farklı uluslardan çocukların okullarda nefret söylemi barındıran şiirleri okumalarıyla başlar. Filmde Fransız, İngiliz ve Alman çocuklar, bu sahnede bir diğer ulusun çocuklarını düşman ilan etmektedirler. Bu sahne, Karl Liebknecht’in 1916 tarihli Prusya Diyet Meclisi’ndeki konuşmasından bir parçayı anımsatır. Liebknecht ilkokula gitmekte olan çocuğuyla olan diyalogunu meclise aktarır. Öğretmenlerin çocuğuna ‘insan sevgisi’ fikrini nasıl anlattığını sorar ve çocuğunun verdiği cevap ürkütücüdür. Öğretmenleri onlara, “…Rusları, Fransızları, İngilizleri sevmemeleri ve onlardan nefret etmeleri gerektiğini” öğretmektedir. [3] Mevzu burjuvazinin çıkarları olduğunda her yol mubahtır. Ve bu yolda bir Hıristiyanlık öğretisi olan ‘insan kardeşini kendin gibi sev’fikri, bahsini ettiğimiz filmde de vurgulandığı üzere İsa’nın ‘ben size barış değil kılıç getirdim’ sözleriyle çabucak ikame edilebilir.

Kapitalizmin egemenliği altında din burjuvazinin ihtiyaçlarına göre bazen öldürmeyi yasaklar bazen ise savaşmayı kutsar. Militarizm; din, eğitim ve basın gibi en kitlesel araçlarla dünya halklarına pompalanır. Egemenler militarizmin kendine has nefret söylemiyle herkesi hain ilan ederken onların asli destekçisi çoğu kez sosyal demokrasi maskesinin ardındaki revizyonist gruplar olur. Karl Liebknecht, sosyal demokrasinin savaşa teslim olan oportünist yüzünü teşhir ederken, mücadelesini, kapitalizme ve kapitalizme göbekten bağlı militarizme karşı yükseltti. Liebknecht’in 1907 tarihli Militarizm ve Anti-militarizm adlı broşüründe, militarizmi “bir çemberin dört köşe olması kadar saçma” olarak ifade eder, çünkü militarizm halkı kendisine karşı silahlandırmaktan başka bir şey değildir. Bu bildirinin yazarı İkinci Enternasyonal’e bağlı Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) milletvekili Liebknecht, Birinci Dünya Savaşı’ndan yıllar önce Almanya’da yükselen militarizme dikkatleri çekmeyi başarmıştı. Konuşmalarında ve yazılarında, dünya gençliğinin ve işçi sınıfının, kapitalistlerin manipülasyonları sayesinde birbirine düşman edildiklerini vurgulamış ve çözüm olarak, uluslararası sosyalist örgütlenmeyi koymuştu.

O, militarizmi tahlil ederken militarizmin yalnızca farklı uluslara karşı nefreti örgütlemediğini de ifade etmişti. Reichstag’da 1913 yılında yaptığı konuşmada, burjuvazinin dış düşmandan daha tehlikeli gördüğü iç düşmana yani işçi sınıfı ve sosyalistlere karşı başlattığı savaşa da dikkat çekmişti. Aynı konuşmada bu tespiti, 1891 yılında askere alınanlara ettirilen sadakat yeminiyle genişletir. Askerlere ettirilen yemin metni adının toplantılarda söylenmesinin dahi yasak olduğu, orduların yüce başkanı (!) II. Guillaume adına hazırlanmıştır:“Bana sadık kalacağınıza and içtiniz. (…) Bundan böyle bir tek düşman vardır: Benim düşmanım. Bugünkü sosyalist dolaplar karşısında, aile üyelerinize, kardeşlerinize, hatta ana-babalarınıza bile ateş etmenizi emretmem gerekebilir.” ifadeleri, militarizmin saldırı alanını net ifade ediyor. [4]

İç düşmanı hedef alan militarizmi şöyle tanımlar Liebknecht, “Süngü takmış dolu tüfek askerler ‘daha iyi hayat koşulları için mücadele eden proletaryanın işkembesini tıka basa kurşunla doldurmak için’ kol gezdiler.” [5]

Sosyal demokrasinin ihaneti üzerine

Yaklaşan savaşa karşı, Alman parlamentosunda, SPD’deki çatlak sesleri saymazsak barışa dair bir izden bahsetmek mümkün olmaz. Birinci emperyalist paylaşım savaşının bütçesi onaylandığında anımsatalım ki, -SPD’de dahil- yalnızca bir milletvekili; Karl Liebknecht hayır oyu kullanmıştı. Savaş kredilerinin Alman parlamentosunda onaylandığı 4 Aralık 1914 tarihi öncesinde Liebknecht’in konuşma metninden alıntılayalım: “Büyük fetihler amacında olan Alman tarafı için özellikle, emperyalist bir savaş söz konusudur. (…) Bu savaş Alman halkının iyiliği için başlatılmadı. Ülkenin ve özgürlüğün savunulması için verilen bir savaş değildir bu.” [6] Bu metnin sosyal demokrat gruba verildiğini ancak grup tarafından reddedilmiş olduğunu anımsatalım. Aynı metin, savaş bütçesini reddeder, savaşa katılmamış barış güçlerini selamlar ve en önemlisi bütün ülkelerin proleterlerine yeniden birleşme çağrısında bulunur. Liebknecht ve arkadaşlarının son çabası sonuç vermeyecektir. Ruslar ve Sırp milletvekilleri hariç II. Enternasyonal üyesi tüm partilerin savaşa destek kararı alması, uluslararası işçi sınıfının devrim ve komünizm mücadelesine ihanet anlamına gelirken aynı zamanda bu karar İkinci Enternasyonal’in de çöküşüydü.

Karl Liebknecht II. Enternasyonal’e bağlı Bağımsız İşçi Partisi’nin yayını olan İşçi Önderi’ne 1914 yılında yolladığı mektupta, enternasyonal üyesi partilerin savaşta kendi burjuvazilerini desteklemesi üzerine şöyle yazmıştı: “Halkların kurtuluşu ve vatanın savunulması üstüne söylenen sözler, emperyalizmin kendi cinayet aletlerini süslerken kullandığı aldatıcı pullardır.” [7] Aynı metinde II. Enternasyonal’in işlevini yitirdiği ve başka bir ruhla harekete geçmiş yeni bir enternasyonalin kurulacağını da vurgulamıştı.

Engellenemeyen savaşın ilk yılında (1915) toplanan İkinci Enternasyonal Zimmerwald Konferansı, enternasyonal içindeki barış için iç savaş ve proleter devrim çağrısı yapan azınlığın mücadelesine sahne olmuştu. Uluslararası proletaryanın çıkarlarını görmezden gelerek “anavatan savunusunu” ve “ulusal çıkarları” savunan sosyal demokrat partilere karşı Liebknecht 2 Eylül tarihli konuşmasında “Her ülkedeki dostlar, bütün öteki ülkelerdeki dostların umutlarını ellerinde bulundurmaktalar” [8] ifadesiyle savaşa karşı sınıf mücadelesinde ısrar ediyordu.

Ana düşman kendi ülkemizdedir!

“Her halkın ana düşmanı kendi ülkesindedir” diye yazar Karl Liebknecht, Almanya’nın İtalya’ya savaş açması üzerine kaleme aldığı bildiride. Bu metinde deyim yerindeyse savaşan halklara, gerçek düşman olarak savaş kışkırtıcılarının adını verir. Ve birbirilerini boğazlayan farklı ulusların proleterlerine seslenir: “Yanılmış olmalarını sağlayın!”

Anlatmak istediği şudur: Yanılmış olmalarını sağlayın çünkü savaşı tezgahlayan işçi düşmanları, kitlelerin kolay unutma özelliğine güvenirler. Savaş öncesinde dünyanın tüm işçilerinin birleşme çabasını unutmadığınızı gösterin! Liebknecht şu sloganı seslenir: “Her şeyi öğrenmek, hiçbir şeyi unutmamak!” [9]

Bugün var olan ya da gelecekte olması muhtemel işgal ve savaşlarda sosyalistlerin tavrını bir kez daha vurgulamak üzere bu yazımızda Liebknecht’in konuşma ve yazılarını anımsattık. Elbette Liebknecht anti-militarist mücadelesinde yalnız değildi. Savaş öncesinde ve savaş sürerken, SPD içinde savaşa karşı çıkan Rosa Luxemburg, Franz Mehring, Clara Zetkin ve yoldaşları, Spartaküs Birliği’ni örgütlediler. Spartakistler, emperyalist savaşa karşı iç savaş çağrısı yaparak, Almanya burjuvazisinin ulusal çıkarları yerine uluslararası proletaryanın çıkarları için mücadele ettiler. Almanya’da Spartakist ruhu da yalnız değildi. Rusya’da Bolşevikler ve sayıları oldukça az olsa da Avrupa’nın birçok ülkesindeki Marksistler savaş karşıtı tavırlarını açıklamış ve barış için kapitalizme ve emperyalizme karşı sınıf mücadelesini sürdürmüştü. 1918’de başlayan Alman devriminin, bir proleter devrime taşınması için 1919 Ocak ayında gerçekleşen işçi ayaklanmasının (“Spartakist ayaklanma”) ardından Almanya Komünist Partisi’nin önderleri Karl Liebknecht ve yoldaşı Rosa Luxemburg, kapitalist militarizme karşı sosyalizm mücadelesinin bedelini burjuva sosyal demokrat hükümet eliyle yargısız infaz edilerek ödediler.

Yukarıda alıntısını yaptığımız Joyeux Noël adlı filme de konu olan bazı cephelerde savaşın reddedilmesi bu onurlu mücadelenin ürünüdür. Filmde, Fransız siperlerinden Alman siperlerine bir kedi aracılığıyla taşınan Almanca “Günaydın Yoldaş!” kelimeleri savaşta ısrar eden egemenlere okkalı bir tokattır. Savaş engellenemedi, sosyal demokrasi ve Stalinizmin uluslararası proletaryanın gardiyanlığını üstlenmesi bir sonraki küresel savaşı kaçınılmaz kıldı. Ancak yeni bir küresel savaşın yaşanmaması bizlerin elinde. Küresel kapitalizmin savaş çığırtkanlarına karşı, Liebknecht’in sözünü ettiği gibi, “Biz her şeyi öğrendik, hiçbir şeyi unutmadık”sloganıyla örgütlenmeli. Kapitalizmin barışı asla getiremeyeceğini daha fazla anmalı ve bizleri kendi çıkarları uğruna savaş bataklığına iten egemenlere karşı sosyalizm mücadelesini örmeli! Özellikle de bugün, başını Türkiye devletinin çektiği, Suriye’ye yönelik savaş çığırtkanlığına karşı, işçi sınıfının enternasyonalizmini ve savaş karşıtı sosyalist propagandayı yükseltmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor.

Tekrar filme dönersek, batı cephesinde savaş hızla sürerken “Vavin Sokağında içmek için Paris’i işgal etmenize gerek yok” demişti Fransız subayı, Alman teğmene. Sınırlarla birbirlerinden ayrılmış yoksul halklar ve dünya işçilerinin burjuvazinin emperyalist/kapitalist çıkarları için birbirlerini öldürmeye gönderilmesine karşı, bizlere yutturulmaya çalışılan düşman algısının yerine gerçek düşmanın “kendi” burjuvazimiz olduğunu görmek zorundayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir