Türkiye’nin IŞİD çatışmasındaki rolü iç savaşı yeniden canlandırma tehlikesi taşıyor

İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, onun Kobani’deki Suriyeli Kürtler’e yardımı reddetmesini protesto eden tüm ülkedeki öfkeli gösterilere şiddetli bir şekilde tepki gösterdi. Türkiye’nin güneydoğu sınırındaki kuşatılmış Kürt yerleşim bölgesi, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) güçlerinin eline geçmek üzere.

Yasaklanmış gerilla hareketi Kürdistan İşçi Partisi (PKK) tarafından çağrısı yapılan ve İstanbul, Ankara ve güneydoğu Türkiye’deki kentler dahil, tüm ülkeye yayılan gösterilerde, göstericilerin üzerine basınçlı su, göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermi kullanan çevik kuvvet polisi gönderildi.

Kolluk güçleri, 10’u Diyarbakır’da olmak üzere en az 19 kişiyi öldürdü ve çok sayıda insanı yaraladı. Hükümet, iki ilçede ve gösterilerden en fazla etkilenen yoğun Kürt nüfusuna sahip Mardin, Siirt, Batman ve Muş gibi kimi kentlerde sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Gösterilere katılanları “kendi ülkelerine ihanet” ile suçlayan İçişleri Bakanı Efkan Ala, protestoları “vatana ihanet” olarak mahkum etti ve göstericilere, ya protestoları durdurma ya da “öngörülemez” sonuçlarla karşı karşıya kalma uyarısında bulundu.

Bu patlamaya hazır durum, hükümetin Ortadoğu’da çok daha yaygın bir çatışmayı ateşleyebilecek politikalarının tutarsızlığının ve sinikliğinin kanıtıdır. Bu, Türk halkının çoğunluğunun Irak’a ve Suriye’ye yönelik herhangi bir askeri müdahaleye karşı çıktığı ve artan hayat pahalılığı konusunda giderek öfkeli olduğu koşullar altında, Türkiye’nin kendi Kürt halkıyla bir iç savaşın yenilenmesine yol açabilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), geçtiğimiz hafta, Türk ordusunun Irak’a ve Suriye’ye müdahalesine ve yabancı birliklerin aynı amaçla Türkiye topraklarında konuşlanmasına izin veren hükümet tezkeresini onaylamıştı. Türkiye, Suriye ve Irak ile sınırı olan tek NATO üyesi ve onun savunusu, NATO’nun, ittifak sözleşmesinin 5. maddesine göre, BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın askeri müdahalesini gerekçelendirmek için kullanılabilir.

TBMM’nin kararı Ankara’nın Washington’a ayak uydurduğunun göstergesi gibi görünürken, Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, hiç kimsenin anında adımlar atılmasını beklememesi gerektiğini söyledi.

Bununla birlikte, tezkere, IŞİD’i değil ama AKP iktidarının barış görüşmeleri sürdürdüğü PKK’nin adını anarak, herhangi bir askeri müdahalenin “terörist örgütler”e yöneleceğini belirtiyor.

Dahası, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’ın koalisyonuna katılmak için üç koşul öne sürdü: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin alaşağı edilmesi ki bu, pratikte, Suriye’de başka savaşçı güç olmadığı için İslamcı grupların desteklenmesi anlamına geliyor; Türkiye’nin Suriye sınırında ve Suriye içinde 25 kilometrekarelik bir uluslararası tampon bölge ki bu bir “uçuşa yasak bölge” ya da Suriye uçaklarına yasak bölge. Bu, Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açıkça ihlalidir.

Ankara, IŞİD karşıtı harekatların, Rojava olarak bilinen bir özerk bölge oluşturan Suriye’deki ya da Türkiye’deki Kürt güçleri kuvvetlendirmemeye kararlı. Washington’ın, özellikle Kuzey Irak’taki yarı özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ve onun başkenti Erbil yararına IŞİD’e karşı PKK ile fiili işbirliğinin PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkartılmasına ya da onun itibarını arttırmaya yol açması kaygı yaratıyor.

Türkiye, şimdiye kadar, Kobani karşısındaki sınıra birlikler ve tanklar konuşlandırmış durumda ama kenti kuşatan IŞİD güçlerine karşı herhangi bir eyleme girişmekten kaçınıyor. Onun başlıca amacı, Suriyeli ve Türkiyeli Kürt savaşçılar ile silahların, Kobani’nin IŞİD’in kuşatması altında olmayan tek yanından kente yardıma gitmesini engellemektir. Kobani uğruna sürdürülen ve 160.000 Suriyeli’nin, zaten en az bir milyon Suriyeli’ye sığınma sağlamış olan Türkiye’ye kaçmasına yolaçan üç haftalık savaşta, 400’den fazla insan ölmüş durumda.

Ankara’nın kuşatma altındaki Kürt yerleşim bölgesini bloke etmesi, PKK’yi ve destekleyicilerini öfkelendirdi. Rojava’nın yazgısı, büyük ölçüde Türkiye ile barış sürecinin sürmesiyle bağlantılı görülüyor ve 40.000 yaşama malolmuş 30 yıllık savaşın yeniden başlaması tehlikesi oluşturuyor. PKK’nin İmralı’da hapiste olan önderi Abdullah Öcalan, “Kobani düşerse, süreç biter” dedi. “Savaş başlayacak” anlamında benzeri mesajlar, diğer Kürt partilerinden de geldi.

Eğer IŞİD Kobani’yi ele geçirirse, cihatçılar, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın, diğer Körfez Devletleri’nin ve onlara uzun süredir üsler, istihbarat ve lojistik destek sağlayan Türkiye’nin büyük desteği sayesinde, Suriye-Türkiye sınırının uzun bir kuşağını kontrol edecekler.

Ankara, burada, Kürtler’in yenilgiye uğratılması durumunda uluslararası bir tampon bölge oluşturmayı ve böylece, IŞİD’in kontrolündeki alanı Suriyeli Kürtler için “güvenli bölge” ilan ederek IŞİD’i frenliyor gibi görünürken, Türkiye’nin sınırlarında PKK’ye müttefik bir Kürt özerk bölgesi tehdidini ortadan kaldırmayı tasarlıyor.

Tampon bölge, muhtemelen, Suriye’nin 30 kilometre içinde Türk askerleri tarafından korunan küçük bir Türk toprağı olan ve şimdi IŞİD tarafından kuşatılmış durumdaki Süleyman Şah Türbesini de içine alacak. Bu, onu Türk topraklarına katmanın ve böylece, Suriye ile olan sınırın fiilen yeniden çizilmesinin zeminini hazırlayacaktır.

TBMM’de tezkereye hayır oyu veren Kemalist ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Esad’ı devirmeye yönelik askeri müdahale önerilerine karşı çıktı.

Türk yetkililer, ABD ve NATO hava kuvvetlerinin Türkiye’nin güneydoğusundaki İncirlik askeri üssünü yalnızca Suriye üzerinde bir uçuşa yasak bölge uygulamak ve gelecekteki bir uluslararası tampon bölgeyi “korumak” için kullanmasına izin verileceğini belirttiler. İncirlik, IŞİD’in kontrolündeki bölgeye, Körfez’deki ve Ürdün’deki ABD üslerinden çok daha yakın.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın, Ankara’nın, her durumda herkesçe bilinen bir sır olan IŞİD’e desteği konusunda açıkça konuşması da önemli. Biden, Türkiye’den Suriye’ye geçen İslamcı militanlar ile ilgili olarak, “Cumhurbaşkanı Erdoğan bana, ‘Haklıydınız, çok fazla insanın geçmesine izin verdik’ dedi” dedikten sonra, sözlerine, Türkiye’nin şimdi kendi sınırlarını kapatmaya çalıştığını eklemişti. Biden’ın, onu koalisyonda tutmak için Erdoğan’dan özür dilemeye zorlandığı yaygın bir şekilde söylenirken, bu özür, Türk Cumhurbaşkanı’nın söylemiş olduklarına ilişkin sözlerin geri alınması değil ama onunla Erdoğan arasında özel olduğu varsayılan bir sohbetin açığa vurulmasından dolayı dilendi.

Bu hafta, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na yapılan çok sayıda telefon görüşmelerinin ardından, Başkan Obama, IŞİD karşıtı koalisyondaki temsilcisi General John Allen’i, Türkiye’nin koalisyondaki rolünü tartışmak üzere Ankara’ya gönderiyor. Onun zorlu görevi, Ankara’yı, şimdi bölgenin geniş enerji kaynaklarının kontrolü için yarışan çok sayıda milise karşı Washington adına savaşmak için “kara kuvvetleri” sağlaması istenen Kürtler ile birlikte koalisyonda tutmak.

Erdoğan’ın, sinik bir şekilde, IŞİD “tehdit”ini hem Kürtler’i ezme mekanizması hem de bölgede kendisinin ve Washington’ın çıkarları adına kapsamlı bir savaş nedeni olarak kullanması, bizzat Türkiye içinde, onun denetim altında tutamayabileceği güçlerin serbest bırakılması tehlikesi oluşturan tehlikeli bir manevradır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir