Türk hükümeti yükselen bir protesto dalgasını bastırmaya çalışıyor

Paylaş

10 Ekim günü Ankara’daki barış yürüyüşünü hedefleyen iki intihar bombasının harekete geçirdiği kitlesel protesto, boykot ve grev dalgası tüm Türkiye’ye yayıldı. Ankara’daki bombalı saldırıların kurbanlarının cenaze törenleri, binlerce insanın “Katil Erdoğan” ve “Katil devlet hesap verecek” sloganları attığı hükümet karşıtı yürüyüşlere dönüştü.

12 ve 13 Ekim’de, başlıca muhalefet partilerine yakın işçi sendikaları ile meslek örgütlerinden oluşan bir ittifak, ülke çapında iki günlük bir grev düzenledi. On binlerce sağlık çalışanı, öğretmen, belediye çalışanı ve avukat greve çıkarken, kimi fakültelerdeki üniversite öğrencileri dersleri boykot ettiler.

Eyleme, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB) katıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, yükselen muhalefet dalgasını kırmak için medya üzerindeki baskısını arttırmış ve polisi harekete geçirmiş durumda. Hükümet, protesto gösterilerini yasaklamak için polisi kullandı.

Salı günü, İstanbul Valiliği, Sirkeci ve Cerrahpaşa’dan Beyazıt Meydanı’na yapılmak istenen yürüyüşe, “içinde bulunduğumuz dönemin duyarlılığını dikkate alma” adına izin vermedi. İstanbul’un diğer semtlerinde, çevik kuvvet polisi, yasağa uymayanlara vahşice saldırdı.

Ayrıca, Ankara’daki bir mahkeme, Çarşamba günü, Ankara’daki intihar bombası saldırısına ilişkin haberlere kapsamlı bir yasak koydu. Hürriyet Daily News gazetesinin haberine göre, yasak, “basılı, görsel ve sosyal medya ile internet medyasında yer alan her türlü haberi, röportajı, eleştiriyi kapsıyor.”

Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile bağlantılı sendikalar tarafından çağrısı yapılan genel grev, işçi sınıfının küçük bir kesimini harekete geçirdi. DİSK, grev eylemini, belediye başkanlarının desteğiyle CHP’nin ya da HDP’nin kontrolündeki belediyelerde gerçekleştirdiği grevlerle sınırladı, fabrikalarda herhangi bir grev örgütlemedi; KESK ise üyelerinin genel olarak evlerinde kalmalarına izin verdi.

Büyük sendika konfederasyonları açıkça hükümeti desteklediler. Örneğin, en büyük işçi sendikaları konfederasyonu Türk-İş, bombalamalardan duyduğu “üzüntü”yü ifade etmekle ve Ankara Garı’nın önüne karanfil koymakla yetinirken, diğer hükümet yanlısı konfederasyon Hak-İş, terörü kınayan ve “millete” başsağlığı dileyen bir açıklama yaptı.

Bu sendika konfederasyonları, yaklaşık bir ay önce, ticaret ve sanayici örgütleri ile yan yana, “teröre [yani PKK’ye] karşı” hükümet tarafından örgütlenmiş bir yürüyüşe katılmışlardı.

Hükümetin saldırıların gerçekleşeceğini bildiğine ya da onları doğrudan sahnelediğine ilişkin iddialarla birlikte, devletin Ankara bombalamalarına dahil olduğu yönünde yaygın suçlamalar söz konusu.

Hükümet, Türkiye’nin birçok kentinde, İslam Devleti’nin (IŞİD) üyesi olduğundan kuşkulanılan kişilere karşı göstermelik tutuklamalar gerçekleştirdi. Polis, Salı günü, intihar bombası zanlılardan birinin, Temmuz ayında Suruç’ta gerçekleşen diğer intihar saldırısında 33 kişiyi öldüren bombacının kardeşi, yine IŞİD üyesi olduğu söylenen Yunus Emre Alagöz olarak tespit ettiğini iddia etti. DNA testlerinden yararlanarak, diğer bombacının Ömer Deniz Dündar olduğu belirlendi. Söylendiğine göre, bu iki kişi, 21 kişilik bir olası intihar bombacıları listesindeydi.

Hükümet, Salı günü geç saatlerde, “Cumartesi günkü bombalamaları etkili bir şekilde soruşturmak” adına, Ankara’daki polis ve istihbarat müdürlerini görevden aldığını açıkladı.

Bu, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile ondan İçişleri Bakanı Selami Altınok ile Adalet Bakanı Kenan İpek’i görevden almasını isteyen ana muhalefet partisi CHP’nin önderi Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki bir toplantının ardından gerçekleşti.

AKP hükümeti, başlangıçta, HDP’nin büyük katılım sergilediği barış mitingine yönelik saldırının, büyük olasılıkla Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtler ile savaşan IŞİD’in işi olduğunu açıkladıktan sonra, şimdi, IŞİD ile PKK arasında bir bağlantı fikrini piyasaya sürüyor.

Davutoğlu, kimi gazetelerin Ankara Büro şefleriyle 13 Ekim günü yaptığı kahvaltılı sohbette, hükümet ve polis “saldırının planlama aşaması konusunda ilerleme sergiledi. Bütün kanıtlar iki farklı örgütün varlığına işaret ediyor” demiş ve eklemişti: “Bu iki örgüt [yani PKK ile IŞİD] arasında bir işbirliği olup olmadığını bulmaya çalışıyoruz.”

“Yeni bir güvenlik konsepti üzerinde çalışıyoruz” diyen Davutoğlu, daha fazla baskının planlandığının işareti olarak, sözlerine, bakanlar kuruluna, mitinglerin düzenlenmesine ilişkin bütün yasal çerçeveyi gözden geçirme talimatı verdiğini ekledi.

Haziran ayındaki seçimlerin ardından bir hükümet kuramayan AKP, 1 Kasım’da yeni bir seçim kararı almıştı. Bununla birlikte, o, kendisine yönelik muhalefetin artmasıyla birlikte, kendi tabanını harekete geçirmek ve siyasi muhalifleri ile medyanın baskı altına alınmasını meşrulaştırmak için, terör ve Kürt karşıtı duyguların kışkırtılmasına bel bağlamış durumda.

“1 Kasım seçimlerine giderken, ülkede uzun vadeli istikrarın sağlanmasını engellemeye çalışanlar var” diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “7 Haziran seçimlerindeki asıl soru HDP’nin yüzde 10 seçim barajını aşıp aşamayacağıydı. Bu seçimler öncesindeki soru, AKP’nin bir tek parti hükümeti kurup kurmayacağıdır. Bu yüzden AKP, bu olaydan önce bile, seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla saldırı altındaydı.”

Egemen çevreler içinde, ülkenin istikrarı ve hükümetin devamı konusunda giderek artan kaygılar söz konusu. Türkiye burjuvazisinin güçlü kesimleri hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hem de AKP iktidarına olan desteklerini çekmiş durumda. Medyadaki kimi uzmanlar, AKP ile CHP arasında, “istikrarı yeniden sağlayacak ve Kürtler ile barış sürecini yeniden canlandıracak” bir büyük koalisyon olasılığı üzerine spekülasyon yapıyor.

Ancak AKP, IŞİD ve diğer İslamcı örgütlerle var olan ilişkileri ve PKK’ye karşı sürdürdüğü savaş konusunda, başta ABD olmak üzere, Türkiye’nin Batılı müttefikleri ile arasındaki mesafenin giderek açılması tehdidi altında. Bu, Washington’ın, IŞİD’i dizginleme ve Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ı devirmeye yönelik uzun süredir arzulanan rejim değişikliğine zemin hazırlama yönündeki çabalarında önemli bir unsur olan Suriye’deki Kürtler ile ittifakını kesiyor.

Türkiye’ye destek vaat ederken bile hava sahasına yönelik ihlaller konusunda Rusya ile anlaşmazlık içinde olan Ankara’nın çağrılarını görmezden gelen ABD, geçtiğimiz Cumartesi günü, Patriot hava savunma füzelerini Kürtlerin yaşadığı güneydoğudan çekme planlarını uygulamaya başladı. Almanya, aynısını yapacağını söylemişti.

Dün, Türkiye, ABD’nin Ankara’daki büyükelçisini, PKK’nin müttefiki olan Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kolu Halk Savunma Birlikleri’ne 120 ton silah ve mühimmat gönderildiğine ilişkin haberler konusundaki endişelerini ifade etmek üzere görüşmeye çağırdı.

Davutoğlu, İstanbul’da Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ile düzenlediği bir basın toplantısında, “Türkiye’ye savaş açmış terör örgütleriyle işbirliği yapılmasına izin vermeyiz” dedi ve ekledi: “Nasıl ABD El Kaide ile mücadele ederken El Kaide ile bağlantılı örgütlerle mücadele etmişse Türkiye de PKK ile bağlantılı örgütlerle mücadele edecektir.”

Davutoğlu, Moskova’nın da Kürtlere silah gönderdiğine ilişkin haberleri göz önünde bulundurarak, “Bu tutum ABD ve Rusya’ya iletilmiştir.” dedi.

YPG, bir dizi Arap grupla, Suriye Demokratik Güçleri adlı yeni bir askeri ittifak oluşturduğunu açıkladı. YPG’nin Pazartesi günü Reuters’e gönderilen açıklamasında, “Ülkemiz Suriye’deki hassas aşama devam ediyor; askeri ve siyasi cephedeki hızlı gelişmeler… tüm Suriyeliler için, Kürtleri, Arapları, Suriyelileri ve diğer grupları birleştiren birleşik bir ulusal askeri ittifakın varlığını gerektirmektedir.” deniyor.

15 Ekim 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir