Türkiye’de Erdoğan hükümeti karşıtı protestolar

Türkiye’de, Cumartesi günkü barış mitinginde gerçekleşen ve 100’ü aşkın insanın yaşamına mal olan intihar bombası saldırılarının ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetine yönelik muhalefet yükselmeye devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki bu en ölümcül intihar bombaları, insanlar, savaş karşıtı “Emek, Barış, Demokrasi” mitingine katılmak üzere Ankara Garı’nın önünde toplanmaya başladığı sırada gerçekleşmişti.

Mitingi düzenleyen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB), dün [12 Ekim] başlayan ve bugün devam eden iki günlük bir genel grev çağrısı yaptıkları bir ortak açıklama yayınladılar.

Dün, katledilenler için Tunceli ve Suruç’ta düzenlenen cenaze törenlerine binlerce insan katılırken, İstanbul’un kenar mahallesindeki bir camide düzenlenen cenaze töreninde, Erdoğan’ı katil olarak suçlayan yüzlerce insan yürüyüş yaptı.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) saldırılardan siyasi olarak yararlanmaya yönelik tüm çabaları ve engelleme girişimi geri tepti. Erdoğan, “menfur” bombalamaları kınayan bir açıklama yapmış olmasına rağmen, saldırıdan bu yana halka açık bir konuşma yapmadı. O, bu işi, Pazar günü, İslam Devleti’nin (IŞİD), PKK’nin ve Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (DHKP-C) bu tür bir saldırıyı gerçekleştirebilecek durumda olduğunu ve “intihar saldırılarını gerçekleştirmiş olan iki erkek teröristin kimliklerini tespit etme işinin devam ettiğini” söyleyen başbakanı Ahmet Davutoğlu’na bıraktı.

Davutoğlu ve medya zanlının büyük olasılıkla IŞİD olduğunu söylerken bile, PKK’nin kendi destekleyicilerinin bir mitingine saldıracağı iddiasında bulunuldu. Davutoğlu, NTV’ye, “Olayın nasıl gerçekleştiğine bakarak, öncelikli olarak DAEŞ’i (IŞİD) inceliyoruz. DNA testleri tamamlanıyor… Bir isme çok yaklaşıldı. O isim bir örgüte işaret ediyor.” dedi.

IŞİD’in Adıyamanlılar olarak bilinen ve çeşitli olası intihar bombacılarını kapsayan Türkiye grubu ile bağlantılı olarak 36-40 tutuklamanın yapıldığını söyleyen güvenlik kaynakları, soruşturmanın “bütünüyle” IŞİD üzerinde yoğunlaşacağını belirttiler. Habertürk gazetesi, polis kaynaklarından, Ankara bombacılarından birinin Suruç’taki intihar bombacısı Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi olduğundan kuşkulanıldığını aktardı.

Temmuz ayında, Kürt yanlısı gençlerin Suriye sınırındaki Suruç kasabasındaki bir basın açıklamasına yapılan bombalı saldırıda 33 kişi öldürülmüştü. PKK, bu bombalı saldırıdan, Suriye’deki, IŞİD dahil, İslamcı gruplarla gizli anlaşmasından dolayı hükümeti sorumlu tuttu. Bombalı saldırı, hükümet ile Kürtler arasında savaş durumunun yeniden başlamasına işaret etti.

Erdoğan, 7 Haziran genel seçimlerinde 400 AKP milletvekilini garanti etmek ve böylece anayasayı değiştirerek mutlak yetki elde edebilmek için Kürt karşıtı duygulardan yararlanmayı ummuştu. Ama AKP, bunun yerine, büyük ölçüde, Kürt yanlısı HDP’nin oyların yüzde 13,12’sini ve parlamentoda 80 sandalyeyi alması nedeniyle, iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ilk kez mecliste hükümet kurabilecek çoğunluğunu yitirdi.

Herhangi bir muhalefet partisi ile koalisyon kurmak istemeyen AKP, 1 Kasım’da yeni seçim yapılması çağrısı yaptı ve daha büyük bir çoğunluk elde etme umuduyla korku ve yıldırma ortamını kışkırttı. Bununla birlikte, Metropoll şirketinin yaptığı son bir kamuoyu araştırmasına göre, AKP, oylarını yalnızca bir puan arttıracaktı ki bu intihar bombalamasından önceydi.

Çoğu insan, AKP’nin saldırının gerçekleşmesine izin verdiğine, hatta onda doğrudan parmağı olduğuna inanıyor. BBC, muhabiri Mark Lowen’ın, hükümet karşıtlarının, hükümetin IŞİD’i “bir günah keçisi” olarak kullandığına “ve seçimler öncesinde [Erdoğan’ı] desteklemeyi amaçlayan bombalı saldırılardan ‘derin devlet’ denilen karanlık unsurları sorumlu tuttuğuna” inandığını bildiren haberini yayımladı.

Genel grev çağrısı yapan TTB Başkanı Bayazıt İlhan, “Katilleri tanıyoruz. Katiller; diktatörlük hevesleri 7 Haziran seçimlerinde kursaklarında kalanlardır. Katiller; 400 vekil alamadıkları için ülkeyi iç savaşa sürükleyenlerdir.” dedi.

DİSK’in Genel Başkanı Kani Beko, “Bu fotoğraf bize çok da yabancı bir fotoğraf değil. Bunu geçmişte biz 1 Mayıs 1977 yılında Taksim katliamında yaşadık. Çorum’da bu katliamlar yaşandı, Sivas’ta yaşandı. Daha dün Diyarbakır mitinginde yaşanmıştı, Suruç’a gittiğimizde de aynı şeyleri gördük ve orada da kesinlikle hiçbir önlemin alınmadığını yerinde tespit ettik ve gördük… 20 gün önce Ankara Valiliği’nden izin alınmış bir miting… bu faşist AKP hükümetinin burada çok büyük bir zafiyeti olduğunu tekrar gördük. Bu katliamı yapan katilleri bulununcaya kadar, hesap soruluncaya kadar takipçisi olacağız.” dedi.

Barış mitinginde kitlesel olarak yer almış olan HDP, grev çağrısını destekledi.

Ankara’da, yas tutan on binlerce insana seslenen HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Uçan kuştan ve onun her kanat çırpmasından haberi olan devlet, Ankara’nın göbeğindeki bir katliamı önleyemiyor.” dedi.

Demirtaş, HDP’nin Ankara’daki genel merkezinde, gazetecilere, AKP için, “Eliniz kanlıdır. Yüzünüzden ağınızdan her yerinize kan sıçramıştır. Ve en büyük terör destekçisi olduğunuz ortaya çıkmıştır. …Diyarbakır mitinginde, Suruç’takinin tıpatıp benzeri ve devamı olduğu anlaşılıyor.” dedi.

Yine hafta sonu, çoğu doktor önlüğü giymiş yüzlerce insan, kırmızı karanfiller bırakmak üzere Ankara Garı’nın önünde toplandı ancak polis tarafından engellendiler.

İstanbul adliye sarayında, avukatlar, “Katil Erdoğan hesap verecek” sloganı attılar.

Ankara Barosu yönetim kurulu, içişleri bakanı, Ankara valisi, Ankara polis müdürü, istihbarat örgütü başkanı ve başka yetkililer aleyhinde, bombalamadan kimin sorumlu olduğunu bulma konusunda “görevi kötüye kullanma” suç duyurusunda bulundu.

Erdoğan, Kürtlere karşı askeri tırmandırma politikasını sürdürürken, bunu, Kürtlerin yeminli düşmanı IŞİD tehdidini kullanan ve Kürtlere silah ve hava desteği sağlama önerisinde bulunan ABD’nin Suriye’deki müdahalesinde önemli bir rolü garantiye alma çabasıyla bütünleştirmeye çalışıyor.

PKK, Cumartesi günü, seçimler öncesinde saldırıları tek taraflı olarak askıya alacağını duyurdu. Ancak Türk ordusu, Türkiye’nin güneydoğusunda ve Irak’ta hava saldırısı sürdürmeye devam etti ve 49 kişiyi öldürdü.

HDP, “Seçmenlerimiz sosyal yaşamın ve katıldıkları siyasi faaliyetin her alanında sürekli tehdit altında” diyerek, tüm seçim mitinglerini iptal etmeyi düşünüyor.

Erdoğan’ın sözlerini yanlış aktardıkları gerekçesiyle gazetelere saldırılırken, HDP’nin parti bürolarına yönelik 120 saldırı düzenlendi; aralarında Today’s Zaman’ın genel yayın müdürü Bülent Keneş’in de bulunduğu çok sayıda gazeteci tutuklandı.

Bunların hiçbiri, AKP’nin seçim beklentilerini iyileştirmiyor. Buna karşın, HDP kendinden emin. HDP’nin onursal başkanı Ertuğrul Kürkçü, “Biz seçimlere istekliyiz; saraydaki diktatör ise seçimden kaçıyor.” dedi.

Bu koşullar altında, Türkiye’nin geleceği seçim sandığında belirlenmeyebilir. Tüm ülke istikrarsız, etnik, siyasi ve sınıfsal gerilimlerle harap olmuş durumda ve her an patlamaya hazır. Financial Times şu yorumda bulundu: “Son kamuoyu yoklamaları Türkiye’nin Kasım seçimlerinin ardından bir koalisyon hükümetine gidebileceğine işaret ediyordu. Ama Ankara’da hafta sonunda gerçekleşen bombalı saldırılar, Türkiye’de siyasetin ne kadar zorlu, öngörülemez ve kırılgan hale geldiğini gösteriyor.”

13 Ekim 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir