Suriye’ye ve Kürtlere yönelik savaşa karşı çık!

AKP iktidarı, “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) adı altında bir araya getirilmiş olan emperyalizm yanlısı silahlı çetelerin örgütlenmesinde oynadığı rolle ve onlara sağladığı lojistik destekle, Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalede başı çekiyor. ABD önderliğindeki Batılı emperyalistlerce desteklenen ve Suudi Arabistan ile Katar’ın finanse ettiği bu örtülü savaş daha şimdiden binlerce insanın yaşamına malolmuş durumda.

Suriye’de, şimdilik ÖSO aracılığıyla sürdürülen savaşın demokrasiyle ya da “insan hakları” ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu gerçeği görmek için, onu başlatan ve destekleyen devletlere bakmak yeter. Küresel şirketlerin çıkarları uğruna Suriye’ye savaş açan ABD önderliğindeki emperyalistlerin insanlığa karşı işledikleri suçları sıralamak için kapsamlı bir ansiklopedi yazmak gerekir. BAAS rejimine karşı mücadele eden terörist grupların başlıca finansörleri olan Suudi Arabistan ile Katar, Ortadoğu’daki dinci gericiliğin kaleleri ve ABD emperyalizminin üsleridir. Bu ülkelerin, varlıklarını yalnızca emperyalist devletlerin desteği ile sürdüren hanedanları, başta göçmen işçiler olmak üzere emekçilere ve kadınlara dinci bir kölelik rejimi altında kan kusturuyorlar.

ÖSO’lu teröristleri örgütleyen, silahlandıran ve onlara eğitim veren AKP iktidarına gelince; iktidarının üçüncü döneminde toplumsal yaşamı gerici dinci temellerde yeniden örgütleme yönünde önemli adımlar atmış olan AKP, yalnızca, küresel sermayenin çıkarları uğruna işçi sınıfına yönelik en kapsamlı saldırıları gerçekleştirmiş olmakla övünebilir. AKP iktidarı, emekçileri din, mezhep ve etnik temel üzerinden bölmeye hizmet eden sözde “demokratik açılım” maskesi altında, adım adım, Sünni İslamcı ideolojiye sahip bir polis devleti kurmaktadır.

*

Yıllar sonra ilk defa ekonomik büyüme hedeflerini daraltan ve ihracatta önemli sıkıntılar yaşayan AKP iktidarının Türkiye’yi küresel sermayenin ucuz işgücü alanı haline getirme yönünde attığı bütün adımlar, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki taşeronluğu olarak tanımlayabileceğimiz bir dış politika ile tamamlanıyor.  Tüm burjuva hükümetler gibi AKP de içeride yangın yerine dönüşme ihtimali artan ekonomik krizin maliyetini Suriye’de Esad sonrası oluşacak yağmayla finanse etmenin telaşı içinde.

AKP’nin “sıfır sorun” politikasının, aynı içerideki “demokratik açılım” gibi yerini kısa süre içinde baskıya, teröre ve tehdide bırakması; hatta Suriye’de olduğu gibi “örtülü” bir savaş halini alması kaçınılmazdı. Zira ABD emperyalizminin taşeronu bölgesel bir güç olarak sivrilmeye çalışan Türkiye burjuvazisinin rakipleriyle baş edebilmesi için sahip olduğu tek araç ordusudur.

AKP’nin Suriye’de BAAS rejimine karşı sürdürmekte olduğu “örtülü” savaş, Türk burjuva basını tarafından da genel olarak destekleniyor. Ankara’nın ÖSO’lu teröristleri beslediği, onlara eleman, silah ve eğitim sağladığı dünya basınında belgeleriyle yer alırken, Türk burjuva medyası bütün bunlara gözlerini kapatıyor. O, tek yanlı “katliam” haberleriyle, halkı Suriye’ye yönelik açık emperyalist müdahaleye kazanmaya çabalıyor. AKP hükümeti ile burjuva medyasının Suriye’ye yönelik savaş kışkırtıcısı kampanyası, baştan sona provokasyonlar ve yalanlar üzerine kuruludur.

*

AKP iktidarı, Türkiyeli emekçileri Suriye’ye yönelik emperyalist müdahaleye kazanmanın bir diğer ayağını Kürt düşmanlığı üzerinden oluşturmaya çalışıyor. Hükümetin, Suriye’nin “Küçük Güney” olarak adlandırılan bölgesinde yaşayan Kürtlerin Suriye ordusunun çekilmesinin ardından elde ettiği fiili özerkliğe, PKK’nin Şemdinli’deki devlet güçlerine yönelik saldırısına, CHP’li bir milletvekilinin PKK tarafından kaçırılıp iki gün alıkonulmasına ve BDP’li milletvekillerinin yollarını kesen PKK gerillalarıyla diyaloğuna yönelik tepkisi, onun Suriye’de sürdürdüğü örtülü savaşa, Kürtlere yönelik yeni bir baskı dalgasının eşlik edeceğinin işaretidir. Buna, Gaziantep’te gerçekleşen terör saldırısı da kaçınılmaz bir itilim sağlayacaktır. Savaş ile demokrasi bir arada olamaz. Bu, Irak’ın kuzeyinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi adı altında neredeyse bağımsız bir devlet kurmuş, Suriye’de ise fiili özerklik elde etmiş olan Kürtlerin Türkiye’deki demokratik taleplerine devlet terörü ile yanıt veren Türkiye için söz konusudur.

*

Sendika bürokratlarının yeri doldurulmaz katkısıyla işçi sınıfına büyük ölçüde boyun eğdirmiş görünen AKP, Suriye’ye yönelik olası bir açık saldırıda cephe gerisini sağlama almak için, Kürt hareketini iyice sindirmek istiyor. Bunun nedeni, iktidarının ilk iki döneminde kendisine destek vermiş olan burjuva Kürt önderliğinin bugüne kadar izlediği uzlaşmacı çizgiyi daha ne kadar sürdürebileceğini kestirememesidir. Dahası, AKP iktidarı, Kürt emekçilerinin ve yoksul köylülerinin, Türkiye’nin, ister istemez Suriye’deki Kürtlere de yönelecek olan bir askeri müdahalesini hiç de sıcak karşılamayacağını biliyor.

Türkiye burjuvazisinin bütün kesimleri, AKP iktidarının Kürtler üzerinde estirdiği devlet terörüne karşı çıkmadığı gibi, Ankara’nın Suriye’de sürdürdüğü “örtülü” savaşa karşı değildir. Patronlar, kazanılacağına kesin gözüyle baktıkları bu savaşın ardından gerçekleşecek emperyalist yağmadan alacakları payın hayaliyle yaşıyorlar. Bu yüzden, onların sözcüsü olan siyasi partilerin hiçbiri AKP’nin savaş politikasına karşı kararlı bir duruş sergileyemiyor. Bunun nedeni, burjuva ve küçük burjuva muhalefet partilerinin hepsinin soruna “ulusal çıkarlar” (sermayenin çıkarları) açısından yaklaşmasıdır.

Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalenin açık bir savaşa dönüşmesini engelleyecek; Suriyeli emekçilere ve Kürtlere on yıllarca kan kusturan BAAS diktatörlüğüne son vererek gerçek demokrasiyi ve toplumsal eşitliği kuracak olan tek güç işçi sınıfıdır. Bu yüzden, tüm ülkelerin işçilerinin başlıca sloganı bir kez daha “asıl düşman içeride!” olmalıdır.

*

İşçi sınıfının, bölge halklarını dinsel, mezhepsel ya da etnik temelde birbirlerini boğazlamaya sürükleyen emperyalist savaş politikalarını boşa çıkarması, yalnızca sermayeden bağımsız, enternasyonalist ve sosyalist devrimci bir çözüm geliştirmesiyle mümkündür.

Bu çözüm sermayeden bağımsız olmak zorundadır. Çünkü, sermaye, işçi sınıfı üzerinde egemenlik kurmak ve varlığını sürdürmek için kendi devletine ihtiyaç duyar; rakip sermaye kesimlerinin ve devletlerin varlığı ise savaşların kaynağıdır. Bu çözüm enternasyonalist olmak zorundadır. Çünkü farklı inançlara, kültürlere ve etnik kökenlere sahip emekçileri ulus devletler temelinde bölmek, onlar arasında düşmanlıklar yaratmanın ilk ve en önemli adımıdır. Nihayet, bu çözüm, savaşlar da dahil, bütün toplumsal felaketlerin anası kapitalist özel mülkiyet ve onun üzerinde yükselen burjuva devletler olduğu için, sosyalist devrimci olmak zorundadır.

Dinsel, etnik ve kültürel aidiyeti ne olursa olsun bütün Ortadoğulu işçilerin emperyalizme ve onların işbirlikçisi gerici yerel egemenlere karşı ortak mücadelesini yükseltelim. Bu mücadele, emperyalistlerin yerel egemenlerle birlikte oluşturmuş olduğu yapay ulusal sınırların ortadan kaldırılmasını ve bir Ortadoğu Sosyalist Devletler Federasyonu’nun kurulmasını hedeflemelidir. Bunun dışındaki her çözüm, emekçilerin “kendi” burjuvalarının çıkarları uğruna birbirlerini boğazlamasına ve emperyalist egemenliğin pekişmesine yol açacaktır.

Suriye, Irak ve İran sınırındaki bütün askerler geri çekilsin!

Militarizme ve savaşlara son verecek tek güç uluslararası işçi sınıfıdır!

Emperyalistlerin “böl-yönet” politikalarına karşı Ortadoğu Sosyalist Devletler Federasyonu!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir