Sivil itaatsizlik eylemleri: Kürt halkıyla dayanışmaya!

Paylaş

2011 Newroz’unun başta Diyarbakır olmak üzere Kürt illerinde ve batı metropollerinde yüzbinlerce insanının coşkulu katılımıyla gerçekleşmesinin ardından devlet ve burjuva partileri gerçekleşen bazı olayları bahane ederek BDP’ye yönelik saldırılarını yoğunlaştırdılar. Özellikle BDP milletvekili Sebahat Tuncel’in bir polise tokat attığı iddiası üzerinden yoğun bir kara propaganda başlatıldı. Silopi’deki gösteride herhangi bir çatışma durumu yokken ve uyarı yapmaksızın polisin halka su sıkması ve gaz atmasının ardından gerçekleşen olay burjuva medyada tamamen çarpıtılarak yansıtılmıştı.

Başta AKP olmak üzere CHP ve MHP bu olayı BDP’ye saldırmak ve kendi şoven milliyetçi yüzlerini bir kez daha göstermek için fazlasıyla kullandılar. Bu olayla birlikte bir başka milletvekili Bengi Yıldız’ın eline taş almasının bu kadar öne çıkarılması elbette boşuna değildi. Öyle ki Newroz’a katılımın geçen yıllara oranla daha fazla olmasını ve Kürt halkının alanlarda barış, eşitlik ve özgürlük taleplerini haykırmasını devlet ve başta AKP olmak üzere burjuva partilerinin hoş karşılamasını beklemek saflık olurdu. Onlar bu iradenin yerine, çarpıtarak öne çıkarttıkları birkaç olayla Newroz coşkusunu boşa çıkarmaya çalışıyorlar.

Hiç şüphesiz burjuvazinin ikiyüzlülüğü ve inkarcı yaklaşımı yeni bir şey değil. Asit kuyularından ve toplu mezarlardan çıkarılan kemikler söz konusu olduğunda “insan hakları ve demokrasi” masalını bir yana bırakıp sessizliğe bürünen burjuva partileri, katledilen binlerce Kürdü görmezden gelerek atılamayan bir tokat üzerinden fırtına koparıyorlar. Geçmişte AKP milletvekillerinin birçok kez polis tokatlaması ise elbette söz konusu bile edilmiyor.

BDP ve DTK’nin dört talebi

Bu gelişmeler yaşanırken 23 Mart çarşamba günü BDP ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Kürt sorununun çözümü için sivil itaatsizlik eylemleri başlatacaklarını açıkladılar. PKK’nin ateşkesine rağmen Kürt sorunun çözümü konusunda hiçbir gelişme olmaması, Kürt kimliğinin yok sayılması, Kürtçenin hala “bilinmeyen bir dil” olarak kabul edilmesi, anadilde eğitim konusunda devletin ve burjuva partilerinin devam eden inkarcı tutumu ve binaltıyüze yakın Kürt siyasetçinin tutukluğunun hala devam etmesi hiç şüphesiz BDP’yi karşı adımlar geliştirmeye itiyor. Seçimlerin yaklaşıyor olması “Kürt açılımı”nda AKP’nin aylardır süren sessizliğini ve kimi aydın ve sanatçılarla geliştirdiği ilişkilerle ikiyüzlü politikasını sürdüreceğini gösteriyor.

BDP ve DTK, Newroz’un da gücüyle kitlesel eylemlerle taleplerini hayata geçirmek ve AKP’nin ikiyüzlülüğünü teşhir etmeye çalışıyor. Önce Diyarbakır’da ilan edilen ardından diğer Kürt illerinde ve İstanbul, İzmir, Mersin gibi illerde toplu oturma eylemleriyle ifade edilen dört ana talepse şunlar:

1. Anadilde eğitim,

2. Siyasi tutuklularının serbest bırakılması,

3. Askeri ve siyasi operasyonlara derhal son verilmesi

4. Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması

Bu dört hedef çerçevesinde, ‘Demokratik Çözüm Çadırları’nda biraraya gelen yüzlerce ve binlerce kişi oturma eylemleri gerçekleştiriyor. Bu meşru talepler ve kitlesel mücadele yöntemi, daha önce gerçekleştirilen “anadilde eğitim için okul boykotu” [1] sürecinde olduğu gibi sosyalistler ve işçi sınıfı tarafından sonuna kadar desteklenmelidir.

Anadilde eğitim talebi tüm Türk burjuva partilerinin milliyetçi yüzünü göstermesi açısından önemli. Yalnızca AKP ve MHP değil, CHP de bu talebe sonuna kadar karşı çıkmakla kalmıyor; özel kursları kastederek anadilde eğitimin önünde bir engel olmadığını iddia ediyor. Türklerin yurtdışında azınlık olarak yaşadığı ülkelerde her fırsatta anadilde eğitimi gündeme getiren burjuva politikacıları söz konusu Kürtler olduğunda her zaman olduğu gibi gözlerini kapatıyorlar. Anadilde eğitim talebi başta Kürt halkı olmak üzere diğer ezilen halkların da en meşru taleplerinden birisidir.

Siyasi tutukluların serbest bırakılması ile askeri ve siyasi operasyonlara derhal son verilmesi talepleri burjuva partilerinin “demokrasi” sınırlarını bir kez daha gösterecektir. Kendi yarattığı Hizbullah örgütünün üyelerini birer birer serbest bırakan, işçi sınıfına, Kürt halkına, Alevilere ve devrimcilere karşı eli kanlı devlet görevlilerini ve faşistleri kollayan devlet, devrimcileri ve Kürt siyasetçilerini keyfi olarak hapishanelerde tutmaktadır.

Yüzde 10 seçim barajı, 12 Eylül askeri diktatörlüğünce hayata geçirilen ve bugün buna karşı olduğunu iddia eden TÜSİAD da dahil büyük burjuvazinin güçlü bir rejim oluşturma ihtiyacının ürünüydü. Kürt halkının mücadelesini parlamentoya taşımasının ardından bu ihtiyaca bir de Kürt siyasetçileri meclisin dışında tutma amacı eklendi. Bu konuda başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar oldukça açıklayıcı. Erdoğan yüzde 10 seçim barajını onaylamadıklarını ama gerekli gördüklerini söyleyerek aslında Türkiye burjuvazisinin tercümanı oluyor. CHP de son dönem geliştirdiği yeni politikalardan biri olarak sunduğu “seçim barajının indirilmesi” talebini, gerçekte seçimlere yönelik bir politika olarak ileri sürdüğünü defalarca gösterdi. BDP’li vekillerin mecliste yasanın değiştirilmesi için verdiği teklifleri CHP’nin hiçbir şekilde desteklememesi bunu yeterince gösteriyor. Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması talebi, aynı zamanda burjuvazinin birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de oluşturmaya çalıştığı güçlü yürütme aygıtını boşa düşüreceği için de bir tehdit oluşturuyor. Öyle ki, tek başına bir partinin hükümet kurması ve sermaye sınıfının programında yer alan yasaları hızla hayata geçirmesi burjuvazi için elzem.

Küresel sermaye ve Türkiye burjuvazisinin ihtiyaçları doğrultusunda hayata geçirilen “Kürt açılımı”nın sınırlılıkları ve gerçek yüzü son aylarda yaşanan gelişmelerle fazlasıyla açığa çıkmış durumda. Devlet hala Kürt kimliğini tanımaz ve Kürt halkına yönelik baskılar kesintisiz devam ederken demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünden söz etmek saçmalıktan başka bir şey ifade etmiyor. Kürt kimliği resmi olarak hala inkar edilse de fiili olarak inkar edilemez boyut kazanmasını sağlayan şey hiç şüphesiz devletin bahşettiği haklar değil, Kürt halkının meşru mücadelesiydi. Bugün de dört talep etrafında sürdürülen bu mücadelenin başlıca destekçisi, ezilen halkların eşitlik ve özgürlük talebinin tek tutarlı destekçisi olan sosyalistler ve devrimci işçi sınıfı olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir