Şirvan’daki işçi katliamı: Kapitalizm öldürmeye devam ediyor

17 Kasım tarihinde Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Maden köyünde, AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen Ciner Holding’e ait Park Elektrik tarafından işletilen Türkiye’nin en büyük bakır maden sahasında, “şev” kayması sonucu 16 maden işçisi göçük altında kaldı. Toprağın ıslaklığının kurumasını beklemek için arama-kurtarma çalışmalarına geç başlayan kurtarma ekipleri, bu yazı kaleme alınırken 11 işçinin cansız bedenine ulaşmış durumda. Yaklaşık 800 maden işçisinin çalıştığı sahada, bir milyon metreküpten fazla toprak kaydı.

Hükümetin ve burjuva medyasının, çok açık ihmallerin ve alınması gereken önlemlerin alınmamasının ürünü olan Şirvan’daki işçi katliamını basit bir “doğa olayı” olarak haber etmesi ve aynı zamanda şirketin ismini gizleyerek “özel bir firma” olarak söz etmesi, bir bütün olarak egemen sınıfın bir kez daha suç ortaklığı içerisinde olduğunu göstermektedir. Öte yandan, Soma ve Ermenek’teki iş cinayetlerinde olduğu gibi hükümet yetkililerinden, dini argümanlar eşliğinde şirketi koruyan ve suçunu hasıraltı eden benzer açıklamalar gelmekte gecikmedi. Maden sahasını ziyaret eden Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bir ihmal olmadığı değerlendirmesinde bulanacak kadar rezil bir açıklama yaptı. Hükümet ve şirket medyası el ele, kamuoyundan gerçekleri gizleyerek kapitalistleri yani asıl suçluları korumakta ve işçi sınıfını dini-gerici düşüncelerle terbiye etmeye çalışmaktadır.

Dört ayrı taşeron şirket bünyesinde 10-12 saat çalışan maden işçilerinin, maden sahasında şev adı verilen basamaklarda çatlakların oluştuğu ve toprağın ıslak olması nedeniyle üretim yapıldığı takdirde hayati tehlike yaratacağı yönünde şirketi daha önce uyardıkları belirtiliyor. Maden Mühendisleri Odası, mevcut taşeron şirketlerin teknik ve altyapı olarak yetersiz, deneyimden ve uzmanlaşmadan yoksun olduğunu ve buna ek olarak kamusal denetimin de yeterli ve etkin biçimde yürütülmediğini belirtti. Şirketin işçilere bir saatlik iş güvenliği eğitimi vermesi, çok tehlikeli bir işyerinde iş güvenliğine verilen önemi gözler önüne sermektedir.

Savcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında, ihmalleri olduğu değerlendirilen maden şirketinin saha işletme sorumlusu, başmühendisi, iki iş güvenliği uzmanı, taşeron şirketin sahibi ile taşeron şirketin saha sorumlusu gözaltına alındı. Önceki onlarca işçi katliamında gördüğümüz senaryo, Şirvan katliamında da benzer şekilde karşımıza çıkıyor. Ucu patronlara dokunmayan gözaltılar neticesinde büyük olasılıkla iş güvenliği uzmanları günah keçisi ilan edilip soruşturma tamamlanacak. Kapitalist düzeni yasalarla koruyan ve yasaları sermayenin lehine işleyen burjuva hukuku, patronlar yerine iş güvenliği uzmanlarını cezaevine gönderiyor. İş güvenliği uzmanlarının tutuklanmalarını sağlayan yasal gerekçe, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununa dayanıyor.

AKP hükümeti, 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu çıkardığında, “iş kazaları”nın ve ölümlerin azalacağı propagandasını yapmıştı. Kanun daha çıkarılış aşamasında, adından da anlaşılacağı üzere, işçinin değil, “iş”in sağlığını ve güvenliğini korumaktadır.

İlgili kanun, özünde, ölümlü “iş kazaları”nda cezai sorumluluğu patronların ücretli işçisi iş güvenliği uzmanlarına yükleyerek patronları cezaevine gitmekten kurtarıyor. Kanun, işçi sağlığı ve iş güvenliğini Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) yoluyla ticarileştirmiş ve dolayısıyla bir sektör haline getirmiş durumda. Özel sektörün denetimini ya şirketin iş güvenliği uzmanına ya da kendisi de özel bir şirket olan OSGB’ye bırakıyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği için her türlü önlemi gereksiz veya yüksek bir maliyet unsuru olarak gören patronlar, eksiklikleri ve alınması gereken önlemleri tespit ederek rapor eden iş güvenliği uzmanlarını işten çıkarma, OSGB’leri ise anlaşmayı feshetme yoluyla tehdit ediyor.

Kanunun çıkarıldığı yıldan bu yana, iş cinayetlerinden dolayı 100 dolayında iş güvenliği uzmanı tutuklanarak cezaevine gönderildi. En önemlisi, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin iş cinayetleri raporu, o yıldan bu yana iş cinayetlerinin sayısının azalmak bir yana her geçen yıl arttığını gösteriyor. İş cinayetleri sayısı 2012 yılında 878, 2013 yılında 1235, 2014 yılında 1886, 2015 yılında 1730 ve 2016 yılı Kasım ayına kadar 1596 olarak gerçekleşti. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana ise iş cinayetlerinde en az 17 bin 57 işçi öldürüldü. Tek başına bu dehşet verici rakamlar, sömürü ve kar güdüsü üzerine kurulu kapitalizme ve onun savunucularına yönelik en büyük suçlamadır.

Söz konusu kanun, özel sektörde çalışan milyonlarca işçinin sağlığını ve güvenliğini korumadığı gibi, kamu sektöründe çalışan işçi ve emekçileri de sağlık ve güvenlik önlemlerinden yoksun bırakıyor. Hükümet kamu sektörünü de kapsayan kanunun ilgili maddelerini her geçen yıl erteleyerek devletin iş güvenliği konusuna yaklaşımını özetliyor.

AKP iktidarı döneminde, maden ocaklarının özelleştirilmesi, maden ocağı kurulmasındaki şartların esnetilmesi, inşaat sektörünün hızlı ve ölçüsüz büyümesi, güvencesiz ve taşeron çalıştırmanın yaygınlaşması, insan hayatını hiçe sayan çalışma koşulları, sömürünün ve rekabetin giderek artan ortanda yoğunlaşması, çalışma yasalarının sermayenin lehine düzenlenmesi gibi nedenler iş cinayetlerindeki artışı kaçınılmaz kılmıştır.

İşçi katliamlarının gündeme geldiği günlerde hükümet karşıtı açıklamalarıyla “işçi dostu” görünmeye çalışan CHP ve HDP gibi burjuva “sol” partiler, en az iktidardaki AKP hükümeti kadar sermayenin suç ortaklığını yapıyorlar. İşçi sınıfı karşıtı yasalar mecliste birer birer geçerken kıllarını kıpırdatmayan kapitalizm savunucusu bu sözde “sol” partilerin işçi sınıfına sunacak hiçbir şeyi bulunmuyor.

Benzer şekilde, hükümetin işçi sınıfı karşıtı yasalarına ve iş cinayetlerine karşı işçilerin tepkilerini dizginleme işlevi gören sendikalar da, bu iş cinayetlerinde en az diğerleri kadar suçludur. Gerçekte burjuva partilerinin işçi kolu olan bu örgütler, iflas etmiş olan kapitalizmin “insanileştirilebileceği” yanılsamasını yayarak her seferinde işçi sınıfının öfkesini bu çürümüş sistem içine akıtmaya çalışıyorlar.

Kar ve sömürüye dayanan kapitalist sistem var olduğu sürece, göstermelik yasalarla iş cinayetleri ortadan kaldırılamaz; burjuva hükümetler ne tür önlemler aldığını iddia ederse etsin, iş cinayetlerini sona erdirecek olan tek şey, onun nedeni olan kapitalizmi ortadan kaldırmayı hedefleyen uluslararası sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin inşasıdır. Bu hareket, kaçınılmaz olarak, kapitalizm yanlısı tüm partilerden ve sendikalardan bağımsız olmak zorundadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir