“Sıradan vatandaş”a sıradan hatırlatmalar: Egemenlerin “adalet”i buralarda bir yerlerde

Sizin adınıza, yaşamınızı doğrudan ilgilendiren kararları alan iktidar sahiplerinin tasarrufları sorgulanmazdır. Onlar, sizin yerinize düşünür ve uygular. Bu durum sizi rahatsız ediyor olabilir; rahatsızlık hakkınız saklıdır. Saklı, gizli bir köşede memnuniyetsizliğinizle baş başa yaşayıp gidebilirsiniz; kimse size karışmaz! Yalnız, kendiniz gibi rahatsızlarla bir araya gelir ve suyu bulandırmaya kalkışırsanız, “kusura bakmayın”, polisi ve yargıyı göreve davet etmek zorunda bırakırsınız onları.

Egemenlerin adaleti öylesine adildir ki, gazlı-tozlu olay mahali yakınlarında, çantanızda eldiven, maske, baretle -ve elbette “sol” bir kitapla- dolaşıyorsanız polisler tarafından dövülerek gözaltına alınır, tutuklanırsınız. Belki de adını bile duymadığınız bir “terör örgütünün üyesi olmak” suçlaması, sizi muhtemelen yıllar sürecek bir cezaevi yaşamına mahkûm eder. Ama ille de suya sabuna dokunmak zorunda değilsiniz.

Eğer basın emekçisiyseniz ve haddinizi bilmiyor da çanak parlatmak yerine destan yazmakta olan polislerin dikkatini dağıtıp, imla hatası yapmalarına yol açıyorsanız yine dövülerek gözaltına alınır; belki de tutuklanırsınız. Ama suç sizde. Gazeteciliği “adam gibi” yapmak varken, ne demeye olup bitenleri belgeliyorsunuz? Siz de “abi”leriniz gibi, polisten ve Anadolu Ajansı’ndan (aslında aynı kaynaktan) gelen basın açıklamalarıyla yetinebilir; “sorumlu gazetecilik” yapabilirdiniz. Özetle, “terörist” muamelesi görmeyi hak etmişsiniz. Ama merak buyurmayın, “bu memlekette kimsenin hakkı yenmez.”

Biraz daha abartsak… Bu kadar ileri gitmezsiniz ya, hadi oldu diyelim… Ailenizin tek geçim kaynağı sattığınız bayraklarmış. Siz de, işlerin yolunda gideceğini varsaydığınız kalabalık caddelerden birinde elinizde bayraklar, ekmek parası peşinde “örgütsel faaliyet”te bulunuyorsunuz. Bir yandan bayrak satıyor bir yandan da halkı isyana teşvik ediyorsunuz. Öncelikle, ifade etmek gerekir ki, muazzam bir yeteneğe sahipsiniz fakat bunu çok yanlış mecralarda kullanıyorsunuz. Yanlışsınız ve cezasını çekeceksiniz. Yanlışın olduğu yerde elbette devletin-hükümetin adaleti ve onun bekçisi TOMA’lar vardır. Önce mikroplardan arındırmak amacıyla ilaçlı suyla güzelce yıkarlar sizi, sonra da gözaltı ve yine tutuklama. Yargılanırsınız. Henüz kundakta “örgüt üyesi” eylediğiniz bebelerle mahkeme kapılarında egemenlere gözdağı verseniz de nafiledir. Ha belki de kundaktakilerin yüzü suyu hürmetine, kim bilir, belki de delil yetersizliğinden serbest bırakılabilirsiniz. Adaletin sıcak nefesini ensenizde hissedeceksinizdir ömür boyu.

Polis olmuş olsanız mesela; hızınızı alamayıp, kargaşa nedeniyle yere düşen direnişçileri tekmelemeye çalışırken sürüden ayrılmış olsanız. Narin bedeninize onlarca taş isabet etse de, havaya doğrulttuğunuz silahınızla, o sırada uçmakta olan direnişçi bir işçiyi kazayla alnından vurmuş olsanız. Düpedüz meşru müdafaadır bu. Kim ne karışır! Sırtınızı bile pış pışlarlar. “Benim polisim!” olursunuz. Yeter ki meşru olsun, yeter ki “uluslararası bir komploya karşı vatanı müdafaa” olsun. Birkaç maaşlık ödülünüzü ve terfinizi alır, “bir vatan haini”ni öldürmüş ellerinizle sevgilinizin, eşinizin ya da çocuğunuzun başını okşarsınız!

Diyelim ki polis olamadınız. O zaman, başkaları suya sabuna bulaşmak istediğinde, elinizde palayla sağa sola saldırmak, insanları tekmelemek gibi çok daha zararsız ve kahramanca fiillerde bulunun. Böylece, karakolda kısa süreliğine misafirliğin ardından yurtdışı tatili kazanabilirsiniz. Canınız istedikçe, memleket hasreti hasıl oldukça, elinizi kolunuzu sallayarak girer çıkarsınız dış hatlardan.

Bu kadar “cengâver” değil de ödleğin biriyseniz, tercihen protesto yürüyüşlerine arabayla dalıp insanları ezebilir, gideceğiniz yere geç kalmadan varabilirsiniz. Hiç olmadı, “esrarkeş” protestocuların üstüne nizami bir şekilde ateş açınız, emin olun öldürdüğünüz insanlar için kimse size hesap sormayacaktır. Çünkü bunların hepsi uyuşturucu müptelası ve provokatör…

Ortalığı karıştırmak isteyen bir avuç çapulcu, dış mihrak maşası, faiz lobicisi insanın orantısız direnişi sonrasında, bunlardan ara sokaklarda kıstırdıklarınızı odunla, copla öldüresiye dövmek ve hatta öldürmek şüphesiz daha ulvi bir davranıştır. Unutmayın ki muhbirlik, gönüllü polislik, yargıçlık ve gerektiğinde cellât olmak bir vatandaşlık görevidir.

Görevinizi yaptığınız için ödüllendirilir, “makul insan” makamına yükselirsiniz. Kamera kayıtları da silinir, içiniz rahat olsun; reklama ihtiyacınız yok neticede… Ülkede hüküm süren barış, özgürlük ve demokrasi ikliminden faydalanarak, çeşitli bahanelerle taşkınlık ve asilik yoluna sapmış insanların yakın mesafeden ateşlenen gaz fişekleri ile komaya sokularak etkisiz hale getirilmesi de resmi görevlilerin meseleye ne denli hassas yaklaştığının ispatıdır zaten.

Aslında işin özü oldukça net, basittir. Eğer siz iktidar sahiplerinin rahatını bozacak bir eylem içerisindeyseniz ve bunu ısrarla yapıyorsanız, ıslah edilmelisiniz. Islah işlemi sırasında gaza boğulabilir, plastik mermiyle vurulabilir, gözünüzü kaybedebilir, dövülebilir hatta öldürülebilirsiniz. Devletin resmi-sivil görevlileri ya da onlardan icazetli sivil güruh tarafından hayatınıza kast edilebilir. Telaşa mahal yok. Zor, eğer devlet ya da duyarlı vatandaşlar tarafından kullanılıyorsa adaletin tecellisine, hukukun üstünlüğüne hizmet eder. Emri verenler, uygulayanlar, yasalar çerçevesinde hareket etmişlerdir.

Önemli olan devletin dirliği ve düzenidir elbette. Size rağmen!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir