PYD’nin artan gücü ve AKP iktidarı

Türkiye siyasi gündemi ekonomik kriz, artçıları devam eden Gezi Parkı eylemleri, Mısır ve Suriye’deki krizle meşgul olmayı sürdürüyor. Son günlerde Suriye’nin kuzeyinde (Rojava / Batı Kürdistan) yer alan Resulayn, Rumeylan ve Tel Abyad gibi şehirlerde El Kaide’ye bağlı El Nusra Cephesi ile PYD’nin başlıca güç olduğu Kürt Yüksek Konseyi’ne (KYK) bağlı YPG arasında süren çatışmalar ve YPG’nin kazandığı alan hâkimiyeti, Suriye’de özerklik tartışmalarıyla birlikte mevcut siyasi gerilimlere yenisini ekledi. Bu çatışmalar sırasında, sınır ilçeleri Ceylanpınar ve Akçakale’de ölümlerin yaşanması ve hükümet için daha da önemlisi, sınır karakolunun YPG’nin eline geçmesi, meseleyi Türkiye gündeminin ilk sırasına taşıdı. [1]

Başbakan Erdoğan, Ceylanpınar’daki ölümlerin ve PYD’nin Batı Kürdistan’da etkisini arttırmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. MHP, askeri müdahale çağrısını yinelerken CHP, AKP’nin iflas eden Suriye politikasına göndermede bulundu. Basın ise askeri müdahale çağrısı yapan birkaç gazete dışında Irak Kürdistanı’ndaki Kürtler ile 2005 sonrasında kurulan ticari ve askeri ilişkilere gönderme yaparak, Suriye’deki Kürtler ile de benzeri ilişkiler geliştirilmesini öneriyor. Bu öneriler, içeride yavaşlayan “barış” sürecinin hızlandırılması talepleri ile birlikte yapılıyor.

AKP ile PYD arasındaki pürüzler kalkmıştı

Hatırlanacağı üzere AKP iktidarı, Öcalan’ın silah bırakma çağrısı öncesinde, PYD’nin Suriye’deki faaliyetlerine yönelik bugünküne benzer tepkileri göstermişti. PKK ile “barış süreci”nin başlamasıyla birlikte bu tepkilerin yumuşamaya başladığını biliyoruz. Hatta açılımın kendisi, Esad ile ÖSO arasındaki dengeleri kullanarak kendisine alan hâkimiyeti kurmaya çalışan PYD’ye, PKK’nin geri çekilme kararına bağlı olarak ÖSO ile ortak hareket etme fırsatı sunmuştu.

Mayıs ayında PYD’nin başında yer alan Salih Müslim, Türkiye’deki barış sürecinin PYD’nin Suriye’de ÖSO ile işbirliğinin önünü açtığını dile getirdi [2]. Salih Müslim’in bu açıklaması, Türkiye’de Öcalan ile başlayan görüşmelerin Suriye Kürtlerinin siyasi faaliyetine katkı sunduğunu ifade ediyordu. Bununla birlikte, süreç, yerel sorunların çok daha kapsamlı uluslararası gelişmelere / sorunlara bağlı olduğunu kanıtlayacak şekilde, biraz tersinden yaşandı. Son gelişmeler, Türkiye’deki “Kürt açılımı” ve AKP-PKK barışının Suriye’deki emperyalist destekli iç savaşın dinamiklerine bağlı olduğunu açığa çıkarttı.

Egemenler, Suriye Kürtlerini, bir yandan Türkiye’deki gelişmelerin basıncıyla Esad karşıtı koalisyona çekerken, diğer yandan Kürtler aracılığıyla ÖSO içindeki radikal İslamcı unsurların etkisini azaltmayı planlıyorlar. El Nusra’ya açık destek verdiği herkesin malumu olan AKP hükümetinin çöken Suriye politikasını toparlamak adına, son çatışmaların ardından bu tavrını gözden geçirmesi mümkün. Zira Davutoğlu Radikal’e verdiği röportajda isim vermeden El Nusra ve benzeri terörist örgütleri eleştirmişti. Ardından Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle Türkiye’de görüşen Salih Müslim’in yaptığı açıklama, AKP hükümetiyle PYD arasında bir anlaşmanın sağlandığını gösteriyor. Bu tutum, AKP hükümetine yol göstermeye çalışan burjuva liberal aydınların “Irak Kürdistanı’nda yapılan hatanın tekrarlanmaması” ve “PYD’yle ilişki geliştirilmesi” pozisyonunun AKP tarafından benimsenmeye başlandığının da bir işareti.

Dahası, Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak, bölgede şimdilik Irak, Suriye ve Türkiye Kürtleri üzerinden ekonomik, siyasi ve askeri bir birliği inşa etme hesapları yeniden gündeme geldi. Suriye’nin kuzeyinde istikrarlı bir bölge inşa etme çabası, Suriye’ye yönelik olası bir askeri müdahale öncesinde, daha önce Irak Kürtleri ile Irak işgalinde yapılmak istenene benzer bir işbirliğinin habercisidir.

Obama yönetimi, Suriye’de “bağımsız bir Kürt devleti”nin kurulmasına karşı olduklarını belirtirken, PYD, KYK ve YPG de bunda hemfikir. Ancak bu işbirliği konusunda ABD henüz Batı Kürdistan’daki Kürt önderliklerine ilişkin tavrını çok açık ilan etmiş değil. Kürt önderlikleri ise ABD’ye (ve Türkiye’ye) “biz dostuz” mesajı veriyor; Irak’ta Barzani’nin oynadığı rolü Suriye’de oynamaya hazır olduklarını vurguluyor. YPG Genel Komutanı Sipan Hemo’nun şu sözleri yeterince açıklayıcı: “Gelip Ortadoğu’da Kürtlere de danışabilirler, onların da fikrini alabilirler. Eğer Kürtler Ortadoğu’da ilerlerse Batı ülkeleri ve ABD de bölgede rahata kavuşacaktır.” [3]

PYD somut adımlar atıyor

PYD ve YPG’nin radikal İslamcı örgütlerin daha önce de saldırısına uğradığı ve çatışmalar yaşandığı biliniyor [4]. Bugün AKP iktidarının sert tepkisiyle karşılaşan çatışmaları öncekilerden ayırt eden etmenlerden biri, PYD’nin, El Kaide’ye bağlı radikal İslamcı örgütleri hem siyasi hem de askeri olarak bölgeden tasfiyeyi büyük ölçüde başarması ve sınır noktasını kontrolü altına almasıdır. El Kaide bağlantılı örgütler özellikle petrol zengini bölgeleri ele geçirme çabası içerisindeydi (bu elbette Suriye’deki tüm burjuva ve küçük burjuva gruplar ile emperyalistleri yakından ilgilendiriyor).

Bununla birlikte, asıl önemli fark, Suriye’deki vekil savaşında bugün gelinen aşamada yatıyor. Esad güçlerinin silahlı muhalifleri birçok noktada geri püskürtmeyi başardığı bir ortamda (ki bu Batı Kürdistan’daki saldırılarını tetikleyen önemli bir noktaydı), ABD ve Batı, bir yandan, muhaliflere doğrudan silah yardımı yapma yönünde kararlar alırken, aynı zamanda, Rusya ile birlikte, Suriye’de “yumuşak geçiş” için Cenevre’de konferans örgütlemeye çalışıyor.

Bu gelişmelere Lübnan’daki Hizbullah’ın Suriye’de Esad güçlerinin yanında savaşa müdahil olmasını da eklemek gerekiyor. Esad yönetimi, bu desteğin de katkısıyla ÖSO karşısında önemli “zaferler” elde ederken, ona karşı cihad çağrısı yapan Mursi ve Müslüman Kardeşler iktidarı Mısır’da askeri darbeyle devrildi. Suriye’deki Kürtler, Hizbullah’ı “terör örgütü” listesine almaya koyulan ABD ve Batılı güçler için, hem Esad yönetimine karşı mücadelede hem de radikal İslamcı güçleri sınırlamada önemli bir etmen olarak ön plana çıkıyor.

AKP’nin Kürtlerle dansı

AKP iktidarı, düne kadar, PYD’nin attığı adımların ardında Esad’ın desteğinin yattığından hareket eden ucuz bir söylemle, onun bölgedeki hakimiyetine karşı çıkmaya devam ediyordu. Son çatışmalar üzerine başbakan, “sabrımız sınanıyor” biçiminde açıklamalar yaparken, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, yıllarca yok sayılan Suriyeli Kürtlerin taleplerinin arkasında olduklarını ilan ediyor, PYD’yi, Suriye’de yeni krizlere yol açacak adımlardan uzak durması konusunda uyarıyordu. Salih Müslim’in yaptığı açıklamalar ise Davutoğlu’nun kaygılarını giderecek türdeydi. Müslim, bölgede geçici bir istikrar ve güven alanı inşa etmek istediklerini ve kriz sona erdiğinde Suriye’nin geleceğine Suriyelilerin karar vereceğini ifade ediyordu [5]. Sonuçta, yazının başında ifade ettiğimiz Müslim-AKP görüşmesinin ardından hükümetin tavrını değiştirme sinyali ortaya çıktı.

Ankara’nın PYD’ye ve onun attığı adımlara yönelik “öfke” gösterisinin birkaç nedeni olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, AKP iktidarının 2 yıldır silah ve mali destek verdikleri El Kaide bağlantılı örgütlerin YPG eliyle Türkiye sınırından tasfiye edilmesidir. PYD’nin öne çıktığı bu son gelişmelerle birlikte, iki yıldır ABD ve Batılı egemenlerin gölgesinde Suriye’ye askeri müdahale çığırtkanlığı yapan Ankara, bu ülkeye yönelik emperyalist hesaplarda arka plana düşmekten korkmaktadır. Nihayet, AKP iktidarı, Kürtlerin Irak’ın ardından Suriye’de de -üstelik de PKK’nin dolaylı önderliği altında- öne çıkması ihtimali karşısında paniğe kapılmaktadır.

Yeni gerilimler kapıda

AKP iktidarının -Batılı emperyalistlerin kuyruğunda- Esad’ın bir an önce yıkılacağı tespitiyle radikal İslamcılar üzerinden sürdürdüğü Suriye politikası çökmüş durumda. Alttan alta derinleşen ekonomik krizin basıncını iliklerine kadar hisseden AKP iktidarının, hele de Mısır’daki Mursi / Müslüman Kardeşler iktidarının Batı destekli bir askeri müdahale sonucunda devrilmesinin ardından, Suriye’nin geleceği üzerindeki etkisini Kürtlere kaptırma telaşı yaşadığına değindik. Hükümetin, Salih Müslim’le yapılan son görüşmeyle, PYD’nin bölgesinde ulaştığı mevcut durumu dikkate almaya başlamasının arkasında da Irak ve Libya’da olduğu gibi treni kaçırmama telaşı yatıyor. Çünkü burada söz konusu olan Türkiye burjuvazisinin çıkarları.

Mevcut burjuva ve küçük burjuva Kürt önderliklerinin bölgenin geleceğine ilişkin emperyalist planlarda daha aktif rol üstleneceklerinin farkına varmaya başlayan AKP iktidarı, içeride “Kürt açılımı” için atmakta ayak direttiği kimi adımları hayata geçirmek zorunda kalacaktır (aski durumda PKK ile yapılan anlaşmanın suya düşmesiyle Türkiye burjuvazisinin “yayılmacı” hedeflerinin çöküşü gündeme gelebilir). Bir süredir seçim sonrasına ertelenmiş görünen bu adımların önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Bununla birlikte, gerek Türkiye sınırları içinde gerekse bölgede Kürtler üzerinden bir istikrar alanı oluşturma arzusu, kalıcı ve gerçek bir “barış ve istikrar”ın sağlanacağı anlamına gelmemektedir. Tersine, başta ABD ve AB olmak üzere dünyayı sarmış olan derin ekonomik durgunluk, uzun süredir emperyalistler arası çelişkilerin toplanma noktası haline gelmiş olan Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizlerle ve bölgesel savaş tehlikesiyle tamamlanıyor. Böylesi bir ortamda demokrasiden, barıştan ve istikrardan söz etmek mümkün değildir, bu kavramların hayata geçmesi kapitalist egemenlikle bağdaşmamaktadır. “Barış” ve “demokratikleşme” gibi kavramlar, her an bölgesel savaşlara dönüşme potansiyeli taşıyan etnik ve mezhepsel iç savaşların yaşandığı bir ortamda, bir paylaşım savaşı için dişlerine kadar silahlanan egemenlerin kitleleri yönlendirmeyi amaçlayan ikiyüzlü propagandası olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

İşçi sınıfı sosyalistleri, bütün bu gelişmelerin ardında yatan asli unsurun tarihinin en derin krizini yaşayan kapitalizmin küresel dinamikleri olduğundan hareketle, hepsi emperyalist yağmadan pay kapma mücadelesi içinde olan burjuva siyasi önderliklerin ikiyüzlü yalanlarını teşhir etmeli ve işçi sınıfını bütün diğer sınıflardan bağımsız devrimci enternasyonalist bir perspektif ve örgütlülükle donatma mücadelesini geliştirmelidirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir