Amerika’nın askerileştirilmesi

Chicago’ya bu hafta Blackhawk helikopterlerinin sevk edilmesi, Amerikan yaşamının artık tanıdık hale gelen belirleyici özelliği, “yerleşim alanlarında muharebe eğitimi” tatbikatlarının en son örneğidir.

Bu tatbikat, başka yerlerde olduğu gibi, korkutulmuş sivil halka bildirilmeden gerçekleşti. Yerel polis kurumlarının ve Demokratik ve Cumhuriyetçi partilerden seçilmiş görevlilerinin işbirliğiyle, gizlice ve ani bir şekilde gerçekleştirilen bu tatbikatın görünürdeki amacı, ABD askerlerine, Pentagon’un doktrininde “Kentsel Alanlarda Askeri Operasyonlar” olarak anılan konuda deneyim kazandırmak.

Bu tür operasyonlar, hiç tartışmasız, ABD ordusu için merkezi öneme sahip. ABD ordusunun geçtiğimiz on yıl içindeki birincil görevi, Afganistan’da ve Irak’ta görüldüğü gibi, görece güçsüz ülkelere müdahale ve onların işgali, bu ülkelerin direnen insanlarına, sıkça kent merkezlerinde ev ev çatışarak boyun eğdirilmesi olmuştur.

Ordu, merkezi-güney İndiana’da bulunan ve evlerin, okulların, hastanelerin ve fabrikaların benzerlerinin yapıldığı 1.500’den fazla “eğitim binası”yla övündüğü, yaklaşık 405 hektarlık bir Kentsel Eğitim Merkezi’nde faaliyet göstermektedir. Bu merkezin web sayfasında, oranın, “hem dışarıya hem de içeriye yönelik senaryoları mümkün kılabildiği” belirtiliyor.

Chicago’daki apartmanların üzerinde alçaktan uçan Blackhawk’lar ya da St. Louis’in sokaklarında gürleyen zırhlı askeri konvoylar, büyüyen eğitim merkezinin simulasyonları yoluyla elde edilemeyen neyi başarmaktadır? Yalnızca geçtiğimiz yıl, Los Angeles, Chicago, Miami, Tampa, St. Louis, Minneapolis ve Virginia’daki Creeds dahil, bu tür en az yedi tatbikat gerçekleştirildi.

Apaçık ortada ki, bu tatbikatlar, Amerikan halkının, ABD askeri gücünün ülke içinde savaş düzeni almasına duyarlılığını azaltırken, birlikleri ABD kentlerinde faaliyet göstermeye alıştırmaktadır.

Bu tür konuşlandırmaların hazırlıkları, daha şimdiden oldukça ilerlemiştir. Washington, geçtiğimiz on yıl boyunca, “terörle küresel mücadele” bahanesi altında bir sürü baskıcı yasayı uygulamaya koymuş ve İç Güvenlik Bakanlığı altında, geniş bir devlet denetimi bürokrasisi yaratmıştır. Beyaz Saray, Obama yönetimi altında, Amerikan halkının elektronik yollarla dinlenmesini köklü biçimde yaygınlaştırırken, devlet düşmanlarını ordu eliyle süresiz gözaltına alma, hatta onları ABD topraklarında insansız hava araçları kullanarak öldürme hakkı olduğunu iddia etti.

ABD ordusunun gücünün kesintisiz büyümesi ve iç meselelere giderek daha fazla müdahale etmesi, bu sürecin bir parçasıdır. 2002’de ABD Kuzey Komutanlığı’nın oluşturulmasıyla, ilk kez, bir askeri komutanlık ABD içinde askeri operasyonlara ayrıldı.

Pentagon, geçtiğimiz Mayıs ayında, “sivil kolluk güçlerine, toplumsal çalkantılara yanıt vermek de dahil, destek” sağlamak üzere, ABD ordusunun Amerikan topraklarında faaliyet göstermesine yönelik yeni çatışma kurallarının yürürlüğe girdiğini açıkladı.

Bu belgenin “Acil durum yetkisi” başlıklı bir bölümünde, ezici ve daha önce görülmedik askeri yetkiler ifade edilmektedir. Belge, bir “federal askeri komutanlık”ın, “başkanın önceki yetkilendirmesinin mümkün olmadığı ve gereğince oluşturulmuş yerel yetkililerin durumu denetim altına alamadığı olağandışı acil durum koşullarında, kapsamlı ve beklenmedik toplumsal çalkantıları bastırmak için geçici faaliyetlerde bulunma” yetkisi olduğunu öne sürmektedir. Bir başka ifadeyle, Pentagon bandosu, sıkıyönetim yasası uygulamak için tek yanlı yetki iddia etmektedir.

Bu yetkiler, ABD halkını terörizme karşı savunmak ya da kimi varsayımsal ani tehlikelere karşı koymak için ileri sürülmüyor. ABD ordusu komutanlığı, tehlikenin nerede yattığının bütünüyle farkındadır.

Kısa süre önce yayımlanmış bir makalede, Fort Leavenworth Komutanlığı ve Genelkurmay Akademisi’ndeki önde gelen eğitmenlerden biri ve İleri Askeri Araştırmalar Askeri Okulu’nun eski bir yöneticisi, ordunun müdahale edebileceği duruma ilişkin etkileyici bir senaryo sundu:

“21. yüzyılın ilk yıllarının Büyük Bunalımı, herkesin öngördüğünden uzun sürer. 2012’de, Beyaz Saray’ın ve Senato’nun kontrolünde bir değişimin ardından, iktidar partisi, ekonomiyi canlandırmaya ve rahatlamaya yönelik bütün fonlamaları keser. ABD ekonomisi, 1990’larda Japonya’nın yaşadığına benzer bir şekilde, on yılın yarısını aşan bir süreyle durgunluğa girmiştir. 2016’ya gelindiğinde, ekonomi, yeniden canlanma işaretleri verir ama orta ve alt-orta sınıflar, bunu, işlerin çoğalması ve ücret artışları bakımından henüz hissetmemektedir. İşsizlik tehlikeli bir şekilde ikili rakamlara doğru seyretmeye devam eder…”

Başka sözcüklerle söylersek, Pentagon, bugün ABD’de yaşananlardan pek farklı olmayan bu koşulların, yalnızca askeri güç yoluyla ezilebilecek toplumsal çalkantılara yol açacağını görmektedir.

Sahne arkasında, medyayada yer almadan, açıkça tartışılmadan tersyüz edilen şey, ordunun kullanılmasını sivil yasa uygulayıcılarına tabi kılan ve kökleri yüzyıllar öncesine giden anayasal ilkelerdir. Bağımsızlık Bildirgesi’nde, Kral George’a karşı gerçekleşen devrimi haklı çıkartan iddianamede, onun, “orduyu sivil iktidardan bağımsız ve ondan üstün hale getirme arzusu”na sahip olduğu suçlaması yeralır.

Ordunun ülke içinde artan gücünün yanı sıra, sivil olduğu varsayılan polis de askerileştirilmektedir. Bu süreç, Wall Street Journal’da geçen hafta yayımlanan “Savaşçı Polislerin Yükselişi” başlıklı bir yazıda çarpıcı biçimde betimlendi:

“Amerikan polis güçleri, askeri konuşma sanatıyla ve -kasaturalardan ve M-16 tüfeklerinden zırhlı personel taşıyıcılarına kadar- askeri donanımı kullanabilmesiyle, daha önce savaş alanına özgü olan bir zihniyet edinmiştir. Uyuşturucuya karşı mücadele ve daha kısa süre öncesinin -11 Eylül sonrası- terörizm karşıtı çabaları, ABD sahnesinde yeni bir figür yaratmıştır: dişlerine kadar silahlanmış, hedefteki zanlının hakkından acımasızca gelmeye hazır ve bildik Amerikan özgürlüklerine giderek artan bir tehdit oluşturan savaşçı polis.”

Makale, İç Güvenlik Bakanlığı’ndan aldığı ve “çoğu zırhlı personel taşıyıcıları gibi askeri techizat alımına giden” 35 milyar dolar dolayında ödenekle teşvik edilen Özel Silahlar ve Taktikler (SWAT) birliklerinin, gerçekte ABD’deki her kasabaya yayıldığını anlatıyor.

Bu silahlı güç, geçtiğimiz Nisan ayında, görünüşte zanlı bir genci yakalamak için Boston kentinde sıkıyönetim uygulamasına varıldığında, bütünüyle sergilendi. Gerçekte askerlerden ayırt edilemeyen savaş donanımlı polis sokakları işgal eder ve herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın evleri tek tek ararken, bu büyük ABD kentinde yaşayanların tamamı evlerine hapsedildi.

ABD toplumunun daha önce görülmedik ölçüde askerileştirilmesinin altında, birbirine paralel iki süreç yatmaktadır. Ekonomik ve siyasi yaşamı kontrol eden milyarderleri ve multi milyonerleri nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan Amerikalı emekçilerden ayıran toplumsal uçurum, demokrasi ile uyuşmamakta ve başka egemenlik biçimlerini gerektirmektedir. Aynı zamanda, ABD dış politikasının başlıca aracı olarak militarizme dönüş, ordunun ABD devlet aygıtı içindeki gücünü büyük ölçüde arttırmaktadır.

Hem Amerika’nın egemen oligarşisi hem de Pentagon, derin toplumsal kutuplaşmanın ve derinleşen ekonomik krizin toplumsal altüst oluşlara yol açması gerektiğinin farkında. Onlar, buna göre hazırlanıyorlar.

İşçi sınıfının bu gelişmelerden gerekli sonuçları çıkartması ve gelecek kaçınılmaz çatışmalar için kendi siyasi hazırlıklarını yapması gerekiyor.

25 Temmuz 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir