Polis terörü bir can daha aldı

20 Nisan günü YSK’nin BDP’nin bağımsız adaylarını veto provokasyonunun ardından sokağa dökülen binlerce insana yönelik polis terörü sonucunda Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde İbrahim Oruç vurularak katledilmiş ve birçok kişi yaralanmıştı. Aynı şekilde BDP’nin sivil itaatsizlik eylemleri çerçevesinde kurduğu demokratik çözüm çadırlarına hükümetin yanıtı polisi çadılardaki insanların üzerine sürmek olmuş ve yine bu saldırılarda onlarca insan yaralanmıştı. En son 27-28 ve 29 Mayıs tarihlerinde YÖK’ün düzenlediği ‘Uluslararası Yükseköğretim Kongresi’ni protesto etmek isteyen öğrencilere yönelik gerçekleşen polis saldırısında yine birçok öğrenci yaralanmış ve gözaltına alınmıştı.

Artık gündelik bir vaka haline gelen polis terörü dün de Başbakan Erdoğan’ın Hopa mitingi için devreye sokuldu. AKP hükümetinin politikalarını protesto etmek için mitingin gerçekleştirileceği alanda toplanan yüzlerce kişi polisin gaz bombası ve tazyikli su saldırısıyla karşılaştı. Saldırının sonucunda 55 yaşındaki emekli öğretmen Metin Lokumcu kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Erdoğan’ın mitingini gerçekleştirmesi için polis seferber edildi ve miting gecikmeli olarak ancak 14.00’te başlayabildi. Erdoğan’ın mitingi boyunca ara sokaklarda polisin protestoculara yönelik saldırısı da sürdü.

Metin Lokumcu isimli emekçinin katledilmesini protesto etmek için yapılan çağrılar sonucunda akşam saatlerine doğru birçok ilde protesto gösterileri düzenlendi. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere İzmir, Rize, Mersin, Adana, Bursa, Eskişehir, Hatay ve Giresun’da gerçekleştirilen protesto gösterilerinde yine polisin saldırısı sonucu birçok kişi yaralandı ve yüzlerce kişi gözaltına alındı. Dün geceden itibaren Hopa’da evleri basan polisin birçok kişiyi gözaltına aldığı ve ilçede şu an fiili bir olağanüstü hal uygulamasına gidildiği ifade ediliyor.

Karalama kampanyası

Polis terörünü ve Metin Lokumcu’nun öldürülmesini örtbas etmek için bugün yalnızca burjuva medyası değil Başbakan Erdoğan da yoğun bir çaba gösteriyor. Polisin saldırısına karşılık veren protestocu kitlenin meşru savunması daha önceki binlerce örnekte olduğu gibi çarpıtılarak kamuoyuna sunulmaya çalışılıyor. Polisin saldırısı sonucu başlayan çatışmada, AKP konvoyuna yönelik müdahalenin ardından bir korumanın atılan taş sonucu yaralandığını öne çıkarmaya çalışan burjuva medyası polis terörüne gözlerini kapatarak “konvoy taşlandı” manşetini öne çıkarıyor. Konuyla ilgili yine her zaman olduğu gibi yanlış yönlendirici haberler yapan Hürriyet gazetesi ise internet sitesindeki haberinde aynı zamanda kendisini de yalanlıyor: “Ortalık bir anda karışırken, güvenlik güçleri havaya ateş açtı. Hızlanan otobüsün açık kapısında duran koruma polisi Servet Erkan bir anda dengesini kaybederek düştü.”

Seçimler yaklaştıkça daha sert ve otoriter bir dil kullanan Erdoğan da yaptığı açıklamayla hem ne kadar saldırganlaştığını hem de gerçekleri nasıl ters yüz edebildiğini bir kez daha gösterdi. Şöyle diyor Erdoğan: “Bir bölümde 100 – 150 kişilik grup araçlarımıza taşları atmaya başladılar. Ciddi isabetler aldı araçlarımız. Bu arada bizim otobüsümüzdeki bir korumamız aldığı isabetle düştü.” “Tabii bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum kalp krizi sonucu ölmüş. Tabii bu bize karşı yapılmış ilk saldırı değil.”

Erdoğan, başbakan olduğundan beri birçok pervasız açıklamada bulunmuştu. Ancak bu açıklamada açığa çıkan şey artık pervasızlığın doruk noktasına ulaştığı gerçeğidir. Hiç şüphesiz bunda AKP hükümetinin sekiz yılı aşkın iktidarının getirdiği kendisini mutlak iktidar olarak görme ve bu iktidarı yitirme korkusunun getirdiği saldırganlaşma durumu söz konusu. Polis saldırısıyla öldürülen emekçinin öldürülmesini meşru olarak görmek, hiç şüphesiz kendi yazdıkları yasaların dışındaysa dahi burjuva iktidarları için sıradan bir durumdur. Ancak Hopa gibi küçük bir yerde gerçekleştirilen bir protestonun dahi azgın polis terörüne hedef olması, omurgasız burjuva ve küçük burjuva liberallerinin bir zamanlar demokrasi şampiyonu ilan ettikleri AKP hükümetinin iktidarını yitirme korkusunun ulaştığı boyutu ve iktidarı korumak için en ufak protestoları dahi zor yoluyla bastırmayı yöntem edindiğini bir kez daha gösterdi.

Erdoğan’ın konuyla ilgili yaptığı açıklamada protestoyu CHP’nin örgütlediğini ima etmesi ve yine “illegal örgütler”den söz etmesi artık alışıldık ucuz çarpıtmalarından bir tanesidir. AKP’nin şu an tek alternatifi olarak duran CHP’nin oylarının arttığı izlenimine karşılık AKP her türlü gelişmeden faydalanarak oy kapma adına saldırıya geçmektedir. Bu ucuz burjuva politikasının yalnızca AKP’ye özgü olmadığını da unutmamak gerekiyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun konuyla ilgili yaptığı ilk açıklamada “Rüzgar eken fırtına biçer.” demesi ve Metin Lokumcu’nun evine taziye ziyaretinde bulunacağını açıklaması AKP’ye yönelik muhalefeti kendisine yedekleme çabasını ifade ediyordu. Devlete ve polise yönelik her türlü müdahaleye karşı “düşman kardeşler” düşmanlıklarını bir yana bırakıp birlikte hareket etmekte bir tereddüt yaşamazlar. Kılıçdaroğlu da sonraki açıklamasında polis terörüyle bu saldırıya karşı direnen protestocuları eşitliyor ve “Siyasetçiler gittikleri illerde, ilçelerde özgürce propagandalarını yapmalılar. Hiçbir yerde hiçbir siyasetçi şiddetle karşılaşmak istemez, doğru da bulmuyorum” diyordu.

Polis terörü, hükümetlerin elinde her zaman bir koz olarak varlığını sürdürüyor ve hiç şüphesiz seçim ortamının yarattığı gerginlikten çıkıldığında da işçilere, Kürtlere ve öğrencilere karşı hem sokaklarda hem de karakollarda polis terörü sürecek. Bu terörün arkasında yatan asıl gücü, yani sermaye iktidarını gözardı etmek ve hedefi AKP iktidarıyla sınırlamak hedef şaşırtıcı olacaktır. Mücadele edilmesi gereken yalnızca AKP hükümeti değil, temsilcisi olduğu sermaye iktidarı ve onun yaşamın her alanındaki terörüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir