Patronun hiç mi suçu yok?

Bir Cin Şiiri

Davacı zengin, davalı yoksulsa

Zenginden yana işler yasa

Davacı yoksul, davalı zenginse

Davalıda kalır yine nizalı arsa

Davacı da davalı da zenginse davada

Özür diler çekilir aradan kadı.

Davacı da davalı da yoksulsa, bak,

Sade o zaman işte yerini bulur hak.

Can Yücel

Eylül 2009’un ilk günlerinde İstanbul’da meydana gelen aşırı yağışlar belediyelerin sorumsuzlukları sebebiyle birçok insanın hayatının son bulmasına sebep olmuştu.

Sel trajedilerinden birisi de Halkalı’da bulunan Pameks Tekstil fabrikasının servis aracında boğularak ölen 8 kadın işçiydi. Anımsayacağımız üzere, Pameks Tekstil patronu Mehmet Cevdet Karahasanoğlu, işçilerine servis olarak, kapalı kasa olarak adlandırılan sadece yük taşımaya elverişli ticari aracı tahsis etmişti. 9 Eylül günü servis ile iş yerine gelen kadın işçiler sel sularının birden yükselmesi ile kapalı kasa kamyonetin içinde mahsur kaldılar ve boğularak hayatlarını yitirdiler.

Hukuki süreç işliyor

Olayın ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada, Trafik Kanunu’na göre kullanılması yasak olan kapalı kasa kamyonetle servis taşımacılığı yapıldığı gerekçesiyle, işyeri sahibi Mehmet Cevdet Karahasanoğlu, yetkili Ferit Göncü ve Mehmet Oğur’un “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak” suçundan 3 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti. Hazırlanan iddianameyi kabul eden Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi konu üzerine davayı başlattı. Ancak ilk duruşmada ölen 4 işçinin ailesi patron Karahasanoğlu ile anlaşarak davadan çekildiler.

Bunun üzerine mahkeme heyeti başkanı bilirkişi raporunun hazırlanmasını istedi. Geçtiğimiz yıl (4 Mart 2010) hazırlanan bilirkişi raporu 4/8 afet, 3/8 fabrika sahibi Mehmet Cevdet Karahasanoğlu, 1/8 oranında ise idare amiri Ferit Göncü’nün kusurlu olduğunu belirtti. Kusurlu bulunan kişilerin avukatları rapora itiraz edince mahkeme heyeti yeni bir rapor hazırlanmasını istedi.

Kusurlu bulundu: sel

İkinci rapor ise geçtiğimiz yılın son günlerinde mahkeme heyetine sunuldu. Hazırlanan bilirkişi raporu tek suçlu olarak ‘doğal’ afeti görüyordu. Bu raporu hazırlayan ekibin üyelerinin Türkiye’nin seçkin üniversitelerinde profesör ünvanıyla eğitmenlik yaptıklarını atlamayalım. Raporu hazırlayan ekipte, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Ergeneman ve Öğretim Görevlisi Murat Kuruoğlu ile İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Ekmekçi bulunuyor.

Türk Ceza Hukukunda kusur insana mahsus bir hukuki durum olarak ifade edilse de; raporda sorumluluk aşırı yağışlara karşı tedbir almayan kişi ve kurumlardan alınıp sele yükleniyor. Kapısı ve penceresi olmayan, arkası tamamen kapalı bir araçta işçileri taşımanın birçok tehlike taşıdığını görmek için profesör olmaya gerek yok. Ancak bütün bunlara rağmen hazırlanan ikinci bilirkişi raporu, bizi duruşma sonunda nasıl bir sonuç çıkacağı konusunda endişelendirmekte haklı.

Dört işçinin yoksul aileleriyle ‘kan parası’ adı altında anlaşıp, onların davadan vazgeçmelerini sağlamanın adilliği ayrı tartışma konusuyken, ikinci bilirkişi raporunun şaibeli kararı yüzünü tamamen burjuvaziye dönmüş hukukun ‘eşitlik’ ilkesini sorgulamamız gerekliliğini bir kez daha anımsatıyor bize.

Artık söz mahkemede. Eğer mahkeme ikinci raporu yeterli görürse sanıkların hepsi beraat eder. Bununla birlikte üçüncü bir rapor istenebilir.

Yaşananlar, daha önce defalarca gördüğümüz oyunun yeni bir temsili. İş cinayetleri basit iş kazaları olarak adlandırılır; sermaye sahipleri bedeli neyse nakden öderler ve bu işten sıyrılırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir