Öldürülüşünün 71. yılında Lev Troçki

1917 Ekim Devrimi, tarihteki ilk başarılı proleter devrimdi. 1917’de Rus işçi sınıfı iktidarı ele geçirmiş ve Sovyetler üzerinde yükselen bir işçi devleti kurmuştu. Lev Troçki bu devrimin en önemli mimarlarından biriydi.

Troçki, 1917 öncesinde Marksist parti ve devrim konularında Lenin’den farklı düşünüyordu. O, partinin “daha gevşek ilkelere dayanabileceğini” düşünüyor; hem Bolşeviklerin hem de Menşeviklerin yaptığı “demokratik devrim- sosyalist devrim” aşamalarına karşı Sürekli Devrim Kuramı’nı savunuyordu. Ancak Troçki, 1917 Devrimi’nin zorlu günlerinde parti konusundaki yanlışından dönerek, dört bin kadar işçinin üyesi olduğu “Enternasyonalistler” (Mejrayontsi) grubuyla birlikte Bolşevik Partisi’ne katıldı. Troçki, 21 Ağustos 1940’da, Stalin’in bir ajanı tarafından katledildiği güne kadar, Leninist parti öğretisinin sadık bir izleyicisi olarak kaldı.

Troçki’yi “Menşevik” olmakla suçlayan Stalin, Zinovyev ve Kamenev gibi birçok “Bolşevik” Şubat Devrimi’nin ardından işçi sınıfının iktidarı almasına karşı çıkıp Bolşevik Partisi’nin burjuva Geçici Hükümeti desteklemesini önerenler arasında yer alırken, Lenin, “Nisan tezleri” ile birlikte, Troçki’nin yanında tavır almış ve işçi sınıfının Sovyetler aracılığıyla iktidarı ele geçirmesini savunmuştu.

Sürekli Devrim Teorisi, Troçki’den çok önce, Marx tarafından uluslararası işçi hareketinin gündemine sokulmuştu. Sosyal Demokrasinin yozlaşmasının da etkisiyle, deyim yerindeyse, bir kenara atılan bu teori, 1905 – 1917 Rus devrimleriyle birlikte büyük önem kazandı. Rusya’daki Marksistler arasında, kapitalizmin gelişmişlik düzeyinin geriliği, Rus işçi sınıfının güçsüzlüğü, burjuva devriminin “henüz tamamlanmamış” olduğu vb. gerekçelerle, devrimin esas niteliğinin burjuva demokratik olduğu genel bir kabuldü. Proletaryanın öncelikli görevi de liberal burjuvaziyi desteklemek olmalıydı. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) her iki fraksiyonu da (Bolşevik ve Menşevik) Rus devriminin iki temel aşamadan oluştuğunu savunuyordu: Önce “burjuva demokratik devrim” (Menşevikler bu devrime burjuvazinin önderlik edeceğini söylerlerken, Bolşeviklerse Marksizm temelinde kalıyor ve “işçi sınıfı ile köylülüğün” önderliğini ileri sürüyorlardı), ardından “sosyalist devrim”. Troçki ise 1905 Devrimi’nden önemli dersler çıkarmıştı. Ona göre, ekonomik olarak geri bir ülkede işçi sınıfı, ileri kapitalist ülkelerdeki sınıf kardeşlerinden daha erken iktidara gelebilirdi. Troçki’nin Sürekli Devrim Kuramı’na göre Rusya’da burjuva demokratik devrimin sorunları ancak köylülüğün desteklediği işçi sınıfı iktidarı altında çözülebilirdi. Troçki, böylece, demokratik ve sosyalist görevler arasına dikilen uçurumu kapatıyordu.

Troçki’nin Marksizm’e katkısı, yalnızca Sürekli Devrim Teorisi, Ekim Devrimi’nin örgütlenmesi ve Kızıl Ordu’nun kurulması ile sınırlı değildir. Troçki’nin, en az 1917 Ekim Devrimi’ndeki kadar yaşamsal öneme sahip olan bir diğer rolünü, Marksizm’i ulusalcı Sovyet bürokrasisinin sistematik saldırısı karşısında savunarak oynamıştır.

1920’lerin başlarında Sovyetler Birliği’nde bürokrasi hızla güçlenmeye başladı. Sovyet bürokrasisinin Marksizm’e açtığı savaş, “tek ülkede sosyalizm” sözde kuramı altında özetlendi. Bürokrasinin Stalin önderliğindeki ulusalcı kanadı karşısında Marksizmin – Leninizmin bayrağını taşıyanlar Troçki ve Sol Muhalefet oldu. SSCB’deki Sol Muhalefet, Stalinist bürokrasiye karşı mücadelede binlerce kadrosunu kaybetti ve yenilgiye uğradı. Stalin’in elindeki devasa baskı ve infaz aygıtı, Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren Merkez Komite’nin neredeyse tamamının da aralarında yer aldığı bütün bir Bolşevik devrimciler kuşağını, kabaca 1924-1936 yılları arasında ortadan kaldırdı. Stalinist bürokrasi, işçi devletinin gerçek organları olarak Sovyetlerin varlığına son veren ve işçi sınıfını iktidardan bütünüyle uzaklaştıran 1936 Anayasası ile birlikte, gerçekte işçi devletinin sonunu ilan etmişti.

Stalinist hizbin partiyi ve Sovyet devletini ele geçirmesi, Komünist Enternasyonal’i Kremlin’in kendi “ulusal” çıkarlarının basit bir dış politika aracı haline getirmesi ve dünya devrimi programının yerine “tek ülkede sosyalizm” programını geçirmesi, Marksizm’e yapılmış en büyük ihanetti.

Ekim Devrimi, yalnızca Avrupa’ya yayılması ve dünya sosyalist devrimi ile taçlanmasıyla yaşayabilir ve gelişebilirdi. Stalin, devlet ve parti içindeki bürokratik iktidarını pekiştirdikten sonra bunun tam aksine dünya devrimi programı ile değil, Sovyet bürokrasisinin “ulusal” çıkarları temelinde bir politika izledi. Rusya’daki Marksist önderliği imha eden ve işçi devletine son veren Stalinist bürokrasi Çin ve İspanya devrimlerini boğazladı; NAZİ’lerin iktidarı almasına yardımcı oldu ve onlarla anlaştı. Kremlin, bunun ardından, “demokratik emperyalistler” ile işbirliği içinde ve onlarla “barış içinde bir arada yaşama” uğruna, II. Dünya Savaşı sonrasında, başta Avrupa olmak üzere, onlarca ülkede, burjuva düzenin yeniden kurulmasına destek verdi.

Troçki’nin birçok kez belirttiği gibi, kapitalist dünya pazarı içinde “bağımsız” bir ulusal ekonomi ya da “tek ülkede sosyalizm” inşa etmeye çalışmak gerici küçük burjuva bir ütopyaydı. Çünkü küresel kapitalizm çağında, tekil ülkelerin kendi ulusal sınırları içinde “sosyalizm”i inşa ederek, kapitalist dünya ekonomisinin yarattığı üretici güçlerden daha ileri üretici güçleri yaratması mümkün olmadığı gibi dünyaya kapitalizm egemenken ondan bağımsız kalmak da mümkün değildi. Bu yüzden sosyalizmin inşası, politik ve ekonomik açıdan zorunlu olarak uluslararası bir nitelik taşımaktaydı. Troçki, İhanete Uğrayan Devrim’de “Tek ülkede sosyalizm” teorisinin akıbeti hakkında şunları söylüyordu: “Sovyetler Birliği kapitalizm ile ne kadar çevrelenmeye devam ederse toplumsal dokunun dejenerasyonu da o kadar ilerler. Uzatılmış bir tecrit dönemi, kaçınılmaz olarak ulusal bir komünizmle değil, kapitalizmin restorasyonu ile bitecektir.”.

Troçki ve yoldaşları, Stalin önderliğindeki Sovyet bürokrasisinin Komintern’in dünya devrimi programını bütünüyle rafa kaldırdığı (ki onu müttefik emperyalist devletlere bir jest olarak feshedecekti) bu sürecin nereye varacağını daha ilk aşamasında kavramışlardı. Bu, komünist hareketin topyekün imhasına varacak karşı devrimci bir süreçti ve ona karşı başarıyla direnebilmenin yolu, uluslararası mücadeleden geçiyordu.

Troçki ve Sol Muhalefet, daha Stalin komünist partileri tamamen kontrol altına almamışken, Komitern’i ve seksiyonlarını ona karşı mücadele etmeye çağırmıştı. Bu mücadele de, komünist partilerin ve Komintern’in içinde hizipler oluşturarak verilecekti. Ancak, Kremlin’in 1923 Alman devriminin yenilgisine ve Hitler’in zaferine yol açan “üçüncü dönem” politikalarının Komintern tarafından onaylanması, bu örgütün artık geri dönülemez şekilde yozlaştığını kanıtladı. Bunun üzerine, Troçki ve yoldaşları, Stalinist Komintern’in “sosyal demokrasinin ikiz kardeşi haline geldiğini” ve bir bütün olarak karşı-devrim safına geçtiğini ilan ettiler. Artık “sosyalist devrimin dünya partisini” kurmak ve işçi sınıfının devrimci öncüsünü onun çatısı altında örgütlemek gerekiyordu.

1938’de IV. Enternasyonal’in kurulmasıyla taçlanan bu mücadelede, binlerce Marksist kadro, NAZİ’ler ya da burjuva devletler ile Stalin’in gizli polisi GPU tarafından katledildi. Son olarak, Troçki, birkaç başarısız suikast girişiminin ardından, yoldaşlarıyla aynı yazgıyı paylaştı. Troçki, 2o Ağustos 1940’ta, Stalin’in ajanlarından Ramon Mercader’in balta ile gerçekleştirdiği saldırı sonucunda ağır yaralandı ve ertesi gün kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Marksizmin büyük teorisyenlerinden ve uygulayıcılarından biri olan Troçki’yi 60 yaşında aramızdan ayıran bu saldırı, gerçekte, Stalin önderliğindeki Kremlin bürokrasisinin dünya burjuvazisine verdiği en büyük armağandı. Ancak Marksist devrimci işçi hareketine indirilen bu darbe, ne denli ağır olursa olsun, ne Stalinist bürokrasinin egemenliğini garanti altına almaya ne de burjuvazinin tepesinde sallanan proleter devrim kılıcını ortadan kaldırmaya yetti.

Bütün bir Bolşevik devrimci kuşağın ve nihayet Troçki’nin katledilmesinin ardından yüzlerce ihanete daha imza atan Stalinist bürokrasi, kabaca yarım yüzyıl sonra acınacak şekilde çöktü. Bütün totaliter bürokratik diktatörlüklerin burjuva diktatörlüklere dönüştüğü bu süreç, Troçki önderliğindeki Marksistlerin bütün öngörülerinin doğrulanmasıydı.

Ancak, bu durum, Marksist militanlara, bu “tarihsel haklılık” üzerine kurulu övünmelerle yetinme lüksünü sunmuyor. İşçi sınıfının ve gençliğin içinden çıkan ve sayıları giderek artan Marksist devrimciler, asıl olarak, sınıf mücadelelerine müdahale etmek ve her bir mücadeleyi devrim ve sosyalizm yolunda birer kazanıma dönüştürmek zorundalar. Bunun için de, Sovyet bürokrasisinin Stalin’in adında cisimleşen “ulusal komünizm” yöneliminin ve ondan kaynaklanan sayısız ihanetin altında yatan maddi süreçleri titizlikle incelemek ve öğrenmek gerekiyor. Zira bugünü kavramanın ve yarını kurmanın yolu, önceki devrimci kuşakların tarihsel deneyimlerini bilmekten geçiyor. Tarihteki ilk işçi devleti hangi koşullarda ve nasıl ortadan kaldırıldı? Bu önlenemez bir yazgı mıydı? Benzeri gelişmeler yeniden yaşanabilir mi; yaşanmaması için neler yapılabilir? Bütün bu ve benzeri soruları spekülatif gevezelikler olmaktan çıkartmanın tek yolu, önceki kuşakların deneyimlerinin Marksizm’in tarihsel maddeci yöntemiyle kavranmasıdır. Unutmayalım ki, önceki kuşakların deneyimlerinden gerekli dersleri çıkarmayan ve bu deneyimler üzerinde yükselmeyen bir işçi sınıfı hareketi, her durumda, mülk sahibi sınıfların şu ya da bu kesimine yedeklenmek zorunda kalacaktır. İşçi sınıfının kapitalist sömürüye ve her türlü baskıya son vermesi, yalnızca, mücadeleyi böylesi tarihsel ve uluslararası bir perspektif çerçevesinde örgütleyerek mümkündür.

Kremlin’in emrindeki bir katil tarafından öldürülmesinin 71. Yılında Lev Troçki’yi anarken, bütün Marksist devrimcileri onun ve yoldaşlarının izinden giderek dünya partisini inşa etmeye ve sosyalist dünya devrimi yolunda ilerlemeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir