Öldüren erkek sistemin korumasında

Her hafta yeni bir kadın cinayeti haberi. Sebep bazen töre, bazen namus, bazen kıskançlık, bazen sevgi. Kadına şiddet ve kadın cinayetleri sadece Türkiyeli kadınların değil tüm dünya kadınlarının tehdidi. Sebepler coğrafyalar arasında farklılık gösterilse de birbirinden çok uzak değil. Kışkırtılan erkeklik herhangi bir sebepten ötürü kadının vücut bütünlüğüne saldırıyor.

Geçtiğimiz ay, Türkiye’de bir fotoğrafla irkildik. O fotoğrafın hikayesini, kocası tarafından öldürülen Ayşe Paşalı’nın kızı bizlere anlatmıştı. 2009 yılında annesi Ayşe Paşalı kocasından şiddet görmüş ve uzun süre sağlığına kavuşamamıştı. Hastanede alınan ifadesinde kocasından şikayetçi olmuş ancak karakolda kocası ve polisler tarafından ikna edilerek evine yollanmıştı. O anın fotoğrafları basına yansıdı, hepimiz gördük. Ve bildiğimiz, korktuğumuz yeniden yaşandı. Ayşe Paşalı çok geçmeden yeniden şiddet gördü ve geçtiğimiz Aralık ayında da kocası tarafından öldürüldü.

4320 sayılı “ailenin korunması yasası” kimi korudu?

Ayşe Paşalı cinayetinden devam edelim. 2010 yılında eşinden boşanan Paşalı aldığı tehditler yüzünden koruma talep etmişti. Ancak konu hakkındaki kanun Paşalı’ın durumunu kapsayıcı nitelikte değildi. Kanun şöyle diyordu: “Koruma, uzaklaştırma ve hapis cezalarının uygulanacağı kişiler kusurlu eş ve aile bireyleri.” Oysa Paşalı ayrıldığı eşinden dolayı bu hakkı talep ediyordu. Kanunlara uymadığından talebi ret edildi. Ve bildiğimiz son.

Defalarca gördük, ‘kadının yeri kocasının yanıdır’ diyerek aile bütünlüğünü bozmayan emniyet güçleri ve devlet yetkilileri yüzünden öldürülen, öldüresiye dövülen kadınları.

Nisan 2010 tarihinde Kars’da yaşayan altı çocuk annesi Yosma Altunbey’in önce kocası, ardından kocasının babası ve son olarak şikayetçi olmak için gittiği jandarmada jandarmalar tarafından şiddete uğradığı gerçeğini unutmadık.

Kadına şiddet ailede başlıyor ve kapitalizmin bütün egemenlik alanlarında devam ediyor.

Zelal’e 21 bıçak darbesinden Susana Chavez’e

Aralık ayında yaşanan bir başka olay. 16 yaşındaki Zelal, töre gerekçesiyle erkek kardeşi tarafından 21 defa bıçaklanarak öldürüldü. Olayı kısaca özetlemekte yarar var. Zelal erkek arkadaşıyla yaşamak istiyordu ve bu yüzden evden ayrılarak arkadaşının evine taşındı. Babası kızının kaçırıldığını iddia ederek emniyet güçlerine başvurmuş ve Zelal kaldığı evden alınıp ailesine teslim edilmişti. Aile Zelal’in sevdiği adamdan başlık parası adı altında 20 bin lira istedi. Ancak çobanlık yapan erkek arkadaşı bunu karşılayamadı. Zelal de eve getirilerek bir odaya kapatıldı. Herkesin düğüne gittiği bir gecede erkek kardeşi onun odasına girerek kız kardeşini defalarca bıçaklayarak öldürdü. Zelal’in diğer kardeşi de töre gerekçesiyle katledilmişti.

Yeni yılın ilk ayında Meksika’dan gelen bir başka can sıkıcı haber bize kadınların yaşadığı acıların ortak olduğunu yeniden anımsatıyor. Meksika’nın sınır kenti Ciudad Juarez’de yaşayan şair ve kadın hakları savunucusu Susana Chavez 6 Ocak tarihinde bir kolu kesilmiş halde ölü bulundu. Her ne kadar bölge savcısı ölümlerin politik yaşamıyla ilgisi olmadığını ifade etse de ‘tek bir ölüm daha olmasın’ sloganıyla yıllardır kadın cinayetlerine karşı savaşmış bir kadının bu şekilde öldürülmesi doğal sebeplere bağlanamaz.

Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, her türlü cinsel taciz ve tecavüz dünya kadınlarının ortak tehdidi. İşçi kadınların mobbing olarak adlandırılan iş yerinde yaşadıkları taciz, cinsiyetçi iş bölümüne göre çalışmak zorunda kalmaları, daha düşük ücretli işlerde çalıştırılmaları, evde de ev içi işlerinin ve çocuk bakımının üstlerine kalması durumu kadının yaşamını içinden çıkılmayan bir anafora çevirmekte.

Her gün öldürülüyoruz. Eril şiddet evde, işte, sokakta hayatlarımızı cehenneme çeviriyor. Tüm bunlara rağmen biz kadınların örgütsüzlüğü eril gücü daha da ayakta tutuyor. Sorun sadece kadın örgütlenmeleriyle ya da sivil toplum kuruluşlarının örgütlenmesi ile çözülemeyecek kadar büyük. Bu örgütlülükler hem yetersiz hem de sorunu salt bir ‘erkek’ şiddeti olarak ortada olan algı için sıkıntılı. Bugün devletin çıkardığı yasalar, medyada kışkırtılan erkeklik, iş yerinde kadının konumu, bunların hepsi sistemin kendisini yeniden üretmesi ihtiyacının ürünü. Feminist hareketin günlük mücadeleler sonucu elde ettiği kazanımlar elbette önemli. Ancak kadın cinayetlerinin son bulması ve cinsiyetçi her türlü sömürünün ortadan kalkması için yürütülen mücadele, tüm bu sorunları yeniden üreten kapitalizme karşı yönlendirilmedikçe kazanımlar geçici olacak ve biz aynı başlığı atmaya devam edeceğiz : ‘erkek öldürüyor, kapitalizm koruyor’.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir