Obama ve medya Suriye’ye saldırı için bahane üretiyor

Obama yönetimi, Salı günü, Birleşmiş Milletler’den (BM) herhangi bir hukuksal yaptırımın yokluğunda ve en yakın müttefiklerinin katılımı olmasa da Suriye’ye saldırı hazırlıklarını sürdürüyordu. O, bunu, yalnızca Ortadoğu’daki kitlelerin değil ama Amerikan halkının ezici çoğunluğunun muhalefetine rağmen yapıyordu.

Başkan Barack Obama’nın Suriye’ye karşı savaş dürtüsü, Bush yönetiminin on yıl önce Irak’a karşı giriştiği canice harekatla bile karşılaştırılamaz. Washington’ın en sıkı müttefiki Britanya parlamentosu Salı günü askeri operasyona karşı oy kullanınca, “gönüllüler koalisyonu”ndan bile vazgeçiliyor. ABD Başkanı, bu savaşı üstünkörü bir şekilde, güçbela Amerikan halkına pazarlıyor.

Obama, Çarşamba günü PBS televizyonuna verdiği bir röportajda, Suriye’ye yönelik ABD askeri operasyonu konusuna ilişkin ipe sapa gelmez kanıtlarını ortaya koydu. Hem röportaj soruları hem de onun yanıtları, ABD yönetimi ve Amerikan medyasının, savaşa bahane yaratırken, en aptalca yalanlardan ya da son derece açık çelişkilerden kaçınmadığı gerçeğinin altını çizdi.

Hükümet ve medya, Şam’ın kenar mahallelerinde 21 Ağustos günü kimyasal silah saldırısı olduğu iddiasını, onun Beşar Esad yönetimi tarafından gerçekleştirilmiş olduğuna ilişkin tek bir kanıt sunmadan, tek yanlı ve hukuk dışı bir ABD saldırısının gerekçesi olarak benimsedi.

Bu hükümetin, tam da Birleşmiş Milletler silah denetçilerinin -Esad’ın davetiyle- Şam’daki çalışmalarına başladığı gün böylesi bir harekatı gerçekleştirmesinin inandırıcı olmadığı sessizlikle geçiştiriliyor. Bu sessizlik, El Kaide bağlantılı İslamcı oluşumların başı çektiği ABD destekli ölüm saçan milislerin, sözde “asiler”in kimyasal silah edindiklerine ve onları defalarca kullandıklarına ilişkin kapsamlı kanıtlar için de söz konusu.

Obama, PBS’deki röportajında, Washington’ı, Suriye’yi iki yıl boyunca yıkıma uğratan silahlı mücadeleyi dehşetle kenardan izleyen, kendisini diplomatik çağrılarla ve insani yardımla sınırlayan bir görgü tanığıymış gibi betimledi. Bu, su katılmamış bir yalandır. Suriye’de rejim değişikliği gerçekleştirmek amacıyla kanlı bir mezhep savaşı başlatan CIA, bu ülkeye yoğun silah ve yabancı İslamcı savaşçı akışını koordine etmiştir. O, yönetim karşıtı güçleri Ürdün’de silahlandırıp eğitmiş ve kargaşa çıkarmaları için ABD’nin komutası altında yeniden Suriye’ye göndermiştir.

Bu yoğun ve pek de örtülü olmayan müdahaleye rağmen, rejim değişikliğini amaçlayan savaş, büyük ölçüde, Suriye halkı hem emperyalist müdahaleye hem de mezhepçi bir kıyım yoluyla laik toplumu ortadan kaldırıp İslamcı bir yönetimi dayatma girişimine karşı olduğu için, bir fiyaskoya dönüştü.

ABD’nin, daha önce bizzat talep etmiş olduğu BM silah denetçilerinin incelemelerini anlamsız bir geciktirme taktiği olarak reddetmesiyle birlikte apar topar savaş yönelimini belirleyen şey, onun desteklediği silahlı ayaklanmanın çözülme hızıdır.

Sözde “asiler”in ve onların Washington’ın ordu ve istihbarattan oluşan derin devlet aygıtı içindeki eğiticilerinin bir füze saldırısı düzenleyip, bundan Esad yönetimini sorumlu tutmalarının nedenini anlamak hiç de zor değil.

Obama’yı kimyasal silahların “kırmızı çizgi” olduğunu açıklamaya ikna etmiş olan bu unsurlar, şimdi, yönetimi, başını dik tutma ve saygınlığı koruma yönünde çaresiz bir girişiminin parçası olarak askeri harekata girişmek zorunda bırakabilirler. Buna, hiçbir kışkırtma olmaksızın Suriyeli erkeklerin, kadınların ve çocukların uzaktan güdümlü Tomahawk füzeleri ve diğer yüksek etkili patlayıcılar yağmuru altında katledilmesi yoluyla ulaşılacaktır.

Obama, Çarşamba günkü röportajda, yaklaşan askeri harekatı “sınırlı, seçilmiş hedeflere yönelik” bir operasyon ve Esad yönetimine bir “uyarı ateşi” olarak betimlemişti. Bununla birlikte, kimi kaynaklar tarafından günlerce sürecek bir bombalama olarak tanımlanan bu tür bir saldırı bir kez başladığında, kaçınılmaz biçimde, hesaplanamaz sonuçları olacak bir savaş biçiminde yayılacaktır.

Obama’nın bu harekata sunduğu gerekçeler, hem ikiyüzlü hem de saçmadır. O, Washington’ın “yalnızca uluslararası kuralları değil ama aynı zamanda Amerika’nın asli öz çıkarları”nı savunduğunu iddia etmektedir. Bu uluslararası kuralların ve ulusal çıkarların nasıl olup da yalnızca -onlar adına tek başına küresel askeri saldırılara girişme hakkı olduğunu iddia eden- ABD söz konusu olduğunda çakıştığı, her zaman şaşırtıcı olmuştur

Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombaları atarak yaklaşık çeyrek milyon Japon’u katletmiş olan ABD’nin, neden “uluslararası kurallar”ın silah yoluyla doğal uygulayıcısı olduğu, medya tarafından asla sorgulanmamaktadır. Pentagon, daha yakın zamanlarda, Irak’ta, binlerce insanı katletmek ve sonraki kuşaklara bir doğum sakatlıkları mirası bırakmak için seyreltilmiş uranyum ve fosfor bombaları kullandı.

ABD istihbarat kaynakları, medyaya, Suriye yönetiminin 21 Ağustos saldırısına bulaştığına ilişkin kanıtların “kesin sonuç olmadığını” söylediler. Yani onlar, dönemin CIA yöneticisi George Tenet tarafından betimlendiği gibi, Irak’a yönelik savaş için üretilmiş düzmece kılıftan bile daha az inandırıcı. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, saldırının Suriye ordusu içindeki “serseri” unsurlar tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine ilişkin her türlü yorumu reddetti ve [bunun doğru olması durumunda bile] başkomutan olarak Esad’ın sorumlu olacağını söyledi.

Bu tür kurallar, ilginç bir biçimde, Washington’ın askeri harekatlarına uygulanmıyor. Amerikan ordusunun -Abu Garip’ten Irak ve Afganistan’daki çok sayıda katliama kadar- işlediği savaş suçları, ABD başkomutanına hiç dokunmadan, yalnızca düşük rütbeli gönüllü askerlerin cezalandırılmasıyla sonuçlandı.

Obama, ABD’nin “öz çıkarı”nın Suriye hükümetinin “kimyasal silahlar üzerindeki denetiminin, onların her türden insanın eline geçmesine yol açacak” ve ABD’ye karşı kullanılmayla sonuçlanacak şekilde “azalması” kaygısı etrafında döndüğünü iddia etti.

Ama Washington, tam da Obama’nın Amerikan halkına tehdit oluşturduğunu ilan ettiği bu “insanlar” (El Kaide bağlantılı İslamcı güçler) ile fiili bir ittifak içindedir. Demek ki savaş, ABD başkanına göre, kimyasal silahların ABD müdahalesinden doğrudan yararlanacak olanların eline geçmemesi için açılıyor!

ABD, Suriye’de olduğu varsayılan kimyasal silahların ana gövdesini kontrolü altında tutan yönetime ve orduya karşı, onların komuta ve kontrol ağını imha eden füze saldırılarına girişerek, açıkça, El Kaide bağlantılı güçlerin kendi kimyasal silah cephanesini oluşturma çabalarını da kolaylaştıracaktır.

Gerçek şu ki, Washington’ın savaş dürtüsü, Amerikan halkına yönelik, 11 Eylül’ü gölgede bırakabilecek bir terörist saldırıya zemin hazırlıyor.

Yalanlar üzerine kurulu bu yeni savaş, Washington’da, ABD emperyalizminin başına bela olan yoğun iç çelişkileri yansıtan bir siyasi kriz ve çaresizlik ortamında hazırlanıyor. ABD’nin uzaktan güdümlü füzelerinin ilk hedefi Şam olmakla birlikte, onun altında yatan stratejik amaç, İran’ı, Rusya’yı ve tüm gezegeni içine çekmek tehdidi oluşturan çok daha yaygın bir çatışmayı başlatmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir