Mısır ordusu işçi sınıfını durdurmak için iktidarı gasp etti

Müslüman Kardeşler’in, Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığı altında Mısır’da elde ettiği iktidar, birinci yılını doldurduğu 30 Haziran’da başlayan ve milyonlarca (Mısır ordusunun açıkladığı rakamlara göre 17 milyon) insanın katıldığı devasa kitlesel gösteriler sonucunda devrildi.

Bakanları ve danışmanları geçtiğimiz günler içinde ardı ardına istifa etmiş olan Mursi’nin / Müslüman Kardeşler’in iktidarına son noktayı koyan şey, Mısır Genelkurmay Başkanı’nın, dün gece saat 20.00’da yaptığı açıklamada, iki gün önce vermiş olduğu ültimatoma uygun şekilde, anayasayı askıya aldığını, parlamentoyu feshettiğini ve cumhurbaşkanlığı görevini Anayasa Mahkemesi başkanına devrettiğini bildirmesi oldu. Daha birkaç gün önce “orduya ve polise sadık” olduğunu ilan etmiş olan Mursi’nin ise, Mısır halkına, “darbeye karşı sivil direniş” çağrısı yaptığı açıklandı.

Televizyon kanallarındaki haberlere göre, başta başkent Kahire’deki Tahrir Meydanı olmak üzere, ülkenin tüm önemli kentlerinde meydanları ve sokakları doldurmuş olan Mursi karşıtları ordunun attığı bu adımı sevinçle karşılarken, Mursi’yi ve Müslüman Kardeşler iktidarını destekleyen kesimler arasında belirsizlikten ve tedirginlikten kaynaklanan bir “sessizlik” hakim oldu. Bununla birlikte, sosyal medyada, askerler ile kimi alanları doldurmuş olan Mursi yanlıları arasında yer yer çatışmalar çıktığına ilişkin haberler de yeraldı.

Mursi önderliğindeki Müslüman Kardeşler iktidarının devrilmesi, özellikle onun destekleyicileri tarafından bir “darbe” olarak tanımlanıyor ve kınanıyor. Mısır ordusunun attığı bu adım, her ne kadar iktidar doğrudan askerlerin eline geçmese de, “son sözü” söyleyen ordu olduğu için, bir askeri darbe olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, Mısır ordusunun Müslüman Kardeşler iktidarına son veren adımı, onun Mübarek’in devrilmesi sürecindeki tavrından farklı değildir [1]. Mısır’daki burjuva düzenin son dayanağı ve Müslüman Kardeşler iktidarının başlıca destekleyicisi olan ordu, iki yılı aşkın süredir devam eden devrimci halk hareketi Mursi yönetimini hedeflediğinde ve durum bizzat devleti / düzeni tehdit etmeye başladığında, Washington ve Mısır burjuvazisi ile işbirliği içinde bir tercih yapmak zorunda kalmıştır.

Bir yıllık Müslüman Kardeşler iktidarının devrilmesiyle birlikte, Mısır Devrimi’nde yeni bir dönem başlamaktadır. Ancak bu dönem, askeri müdahaleyi “ikinci bir devrim” olarak alkışlayan burjuva muhalefetin ve onun kuyruğunda politika yapan küçük-burjuva solunun iddialarının tersine, bir “ilerleme”yi ifade etmemektedir.

Tersine, ordunun kuracağını açıkladığı ve burjuva muhalefetin desteklediği “geçiş hükümeti”nin başlıca görevi, işçi sınıfının elinde kalmış son ekonomik ve sosyal hak kırıntılarına karşı kapsamlı bir saldırı başlatmak olacaktır.

Anımsanacağı gibi, Mursi ve Müslüman Kardeşler, IMF’nin yeni bir kredi anlaşması için şart koştuğu kapsamlı “kemer sıkma” ve “yeniden yapılanma” programını, işçi sınıfının kitlesel militan direnişi karşısında yaşama geçirememişti. Şimdi, Mısır burjuvazisinin ve onun emperyalist ortaklarının bu programı, kurulacak olan bir “ulusal birlik” hükümeti eliyle uygulanmaya konacaktır. Mursi yönetiminin devrilmesinin başta ABD olmak üzere, Batılı emperyalistlerin tam desteğini almasının nedeni budur.

Müslüman Kardeşler iktidarına ordu eliyle son verilmesi, kesinlikle, Mursi’nin ABD ya da Batı emperyalizmine karşı olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, Mursi ve Müslüman Kardeşler yönetimi, iktidara geldiği günden beri ABD emperyalizminin Ortadoğu politikalarını desteklemiş; hem İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına hem de Suriye’deki emperyalist müdahaleye destek vermişti.

Müslüman Kardeşler iktidarının sonunu hazırlayan başlıca etmen, onun iki yılı aşkın süredir devam eden devrimci kitlesel seferberliğe son vermeyi başaramaması; Mısır işçi sınıfına ve gençliğine boyun eğdirememesi; Mısır siyasi seçkinlerinin önemli bir kesimini karşısına alması; dolayısıyla, küresel sermayenin ve Mısır burjuvazisinin taleplerini karşılayamaması idi.

Mısır burjuvazisi ve uluslararası ortakları, şimdi, Mısır işçilerine ve emekçilerine yönelik kapsamlı saldırılarını, farklı eğilimlerden burjuva muhalefetin -belki Müslüman Kardeşler’in bir kesiminin de- dahil olacağı bir “ulusal uzlaşma” hükümeti eliyle yaşama geçirmenin hesabı içindeler.

ABD’nin ve Batılı emperyalistlerin Müslüman Kardeşler iktidarının devrilmesine karşı çıkmamasının nedeni de, onların, İslamcı-laik, sivil-asker, parlamenter demokratik-diktatoryal vb. rejime ilişkin “ayrıntılar” yerine, kendi bölgesel çıkarları için belirleyici önem taşıyan burjuva Mısır devletinin bekasıyla ilgilenmeleridir.

AKP’nin korkusu

Ankara’daki AKP iktidarının Mursi önderliğindeki İslamcı yönetimin devasa bir kitle hareketiyle devrilmesine yönelik ilk tepkisi ise Batılı emperyalist merkezlerden farklı oldu. Hem AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in darbeden birkaç saat sonra televizyon kanallarında yaptığı konuşmada hem de iktidarın medyadaki savunucularının değerlendirmelerinde, Mursi / Müslüman Kardeşler yönetimine karşı gerçekleşen darbe şiddetle kınandı.

Müslüman Kardeşler iktidarının bölgedeki başlıca destekleyicilerinden biri olan AKP (diğeri Katar) ve medyadaki sözcüleri, Mısır’daki müttefikinin iktidardan indirilmesine, artık alışık olduğumuz “komplo teorileri” ve “seçimle gelen seçimle gider” söylemi eşliğinde karşı çıktılar. Fakat ABD ve AB’den darbeye yönelik bir eleştiri gelmediği için darbenin ve yeni dönemin kaçınılmaz sonucu karşısında Davutoğlu aracılığıyla AKP hükümeti, “darbe karşıtı” pozisyonunu yumuşatmak zorunda kaldı. Darbenin ilk saatlerinde iktidarın Mursi’ye devrini talep eden AKP iktidarı, bugün içinde “darbenin ne kadar kötü bir şey olduğunu” belirttikten sonra, iktidarlarının, “Mısır halkının taleplerini göz önünde bulunduracağını” ifade etme noktasına geldi*.

Mübarek’in gitmesinden kaygı duydukları günlerdekine benzer bir ikircikle, önce darbeye sert söylemlerle karşı çıkan AKP, bugün tutum değiştirerek tercihini “Mısır halkının tercihinden yana” kullanacağını ifade ediyor. Dahası bu tavrıyla AKP iktidarı, darbeci de olsa serbest piyasa ekonomisi söz konusu olduğunda herkesle işbirliğine hazır olduğunu ifade etmekten geri durmadı.

Darbenin ilan edildiği saatlerde AKP iktidarından gelen sert açıklamalarda, onun devrim sürecindeki kitlelerin belirleyici rolünü yok sayan tavrı yatmaktadır. Dahası AKP’nin darbe eleştirilerinin arkasında “demokrasi tutkusu” değil, onun seferberlik halindeki kitleler karşısında duyduğu derin korku bulunuyor (öyle görünüyor ki, iktidar, “Taksim protestoları”nın üzerindeki psikolojik etkisini hala üzerinden atamamış durumda). Özetle, AKP, Mursi’nin ve Müslüman Kardeşler’in kitlesel bir halk hareketi eliyle devrilmesinde kendi geleceğini görüyor.

Devrimci önderlik sorunu

Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarını deviren gerçek güç, ordu değil ama seferberlik halindeki kitlelerdir. İki yıl önce Mübarek diktatörlüğünü deviren devasa kitle hareketinin belirleyici gücü olan işçi sınıfı, o zaman da iktidarı alamamış, ordu yönetime el koymuş ve ardından yapılan seçimlerle Müslüman Kardeşler’e (burjuvazinin İslamcı hizbine) teslim etmişti**. Çünkü Mısır işçi sınıfı, Mübarek diktatörlüğünü devirmek üzere harekete geçtiğinde, başta yoksul köylüler ve kent yoksulları olmak üzere kitle hareketine önderlik edecek bağımsız bir perspektife, programa ve örgütlenmeye sahip değildi.

Aynı işçi sınıfı, şimdi, iktidarının birinci yıldönümünde, Müslüman Kardeşler’i de alaşağı etti. Ama siyasi olarak burjuvaziden ve küçük burjuvaziden bütünüyle bağımsız bir güç olarak ortaya çıkamadığı için, aynı Mübarek diktatörlüğünün devrilmesinden sonra olduğu gibi, iktidarı alamıyor; iktidar, işçi sınıfının enternasyonalist sosyalist bir önderlikten yoksun olması nedeniyle, burjuvazinin elinde olmaya devam ediyor. Bu durumun başlıca sorumlusu, burjuva ordu hakkında sürekli zehirli hayaller üreten ve burjuvazinin şu ya da bu kanadının kuyruğunda politika yapan sahte sol örgütlerdir.

Bu en açık şekilde, Muhammed El Baredey’in ve sahte sol grupların da desteklediği Tamarod (İsyan) platformunun Mursi devrilmeden önce yaptığı açıklamada görülüyordu. Onlar “ordunun tarihsel rolü halkın yanında yer almaktır” [2] diyerek ordunun yönetime el koyması yönünde açık bir çağrı yapmış ve orduyla “yol haritası” konusunda anlaşmışlardı. Bu ittifak, aynı Mursi iktidarı gibi, burjuva muhalefet ve sahte solun da işçi sınıfını ezmek ve kapitalizmi korumak üzere burjuvazinin hizmetine koştuğunun bir ifadesidir.

Şimdi, Mısır burjuvazisi ve onun emperyalist destekleyicileri, emekçi kitlelerin felç ettiği burjuva Mısır devletini, ABD tarafından finanse edilen ordunun denetiminde yeniden ayakları üstüne dikmenin hesabını yapıyorlar. Onların, “ulusal uzlaşma” maskesi altında kurulacak geçici bir teknokratlar hükümeti üzerinden gerçekleştirmek istedikleri bu hesap, kaçınılmaz biçimde, işçi sınıfı ve emekçiler ile daha kapsamlı bir hesaplaşmaya yol açacaktır.

Bu hesaplaşmadan işçi sınıfı ve emekçilerin mi yoksa burjuvazinin mi zaferle çıkacağı, bir kez daha, Mısır işçi sınıfının kendi devrimci partisini ve iktidar organlarını (işçi konseyleri / meclisleri, fabrika komiteleri ) yaratıp yaratamayacağına; iki yıl önce başlamış olan devrimi sosyalizm yönünde ilerletip ilerletemeyeceğine bağlı olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir