Maryland Baltimore’daki toplumsal patlama

Freddie Gray’in polis tarafından öldürülmesi üzerine Maryland Baltimore’daki kitlesel öfke patlaması ve ardından kentin ordu-polis tarafından ele geçirilmesi, Amerika’daki toplumsal yaşamın gerçekliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ürkmüş ve yalıtılmış egemen sınıfın, her zamankinden daha açık bir şekilde şiddet ve baskı yöntemleriyle hüküm sürdüğü Amerika Birleşik Devletleri, kaynayan bir toplumsal hoşnutsuzluk kazanıdır.

Çoğu daha önce Irak’ta ve Afganistan’da görevlendirilmiş iki bin Ulusal Muhafız askeri, ülke başkentinden sadece 70 kilometre uzakta, Amerika’nın en büyük kentlerinden birine yığılmış durumda. Sokağa çıkma yasağı uygulamaya kondu ve sürücü belgesi ya da patronlarından alınmış normal çalışma saatleri sonrasında çalıştıklarını gösteren bir belge olmaksızın karanlıktan sonra sokakta olanlar tutuklanacak.

Tüm siyaset ve medya kurumu, kentin yarı askeri işgaline desteğini ilan etmek için Gray’in cenazesini takip eden isyana ve huzursuzluğa sarıldı. Televizyon haberlerinde açıklanan düşüncelerin tamamı, baskıya tam destek vermekten, Baltimore Belediye Başkanı Stephanie Rawlings-Blake’in Ulusal Muhafız’ı daha önce çağırmadığı için eleştirilmesine kadar uzanıyor.

Baltimore’daki baskıyı tamamen destekleyen Başkan Obama, Salı günü, Japonya ile yeni bir askeri anlaşmayı ilan eden bir basın toplantısında, kendi görüşlerini ortaya koydu. Obama, bu fırsattan, Baltimore’daki gençliği “suçlular ve haydutlar” olarak suçlamak için yararlandı ve “dün şahit olduğumuz türde şiddetin hiçbir bahanesi yok” dedi. Obama, şiddetin, “o bölgedeki insanları işlerinden ve imkanlarından mahrum bırakmakta” olduğunu ekledi.

Hiçbir bahane olmadığını söylemek, hiçbir sebep olmadığını, Baltimore’daki toplumsal patlamanın basitçe “haydutlar”ın ürünü olduğunu söylemektir (“haydutlar”, siyaset ve medya kurumu tarafından geçtiğimiz birkaç gündür her fırsatta kullanılan bir terim). Gerçekte, Baltimore’daki huzursuzluğun nedenini saptamak zor değil. O, Baltimore’daki ve ABD’de genelindeki yoksulluk, işsizlik, toplumsal çürüme ve hüküm süren bitmek bilmez polis şiddeti ile polis cinayetleri üzerinde yoğunlaşan öfkenin ürünüdür.

Polis baskısının hedeflediği gençlik için “bahane” yok ama Obama ve onun temsil ettiği şirket aristokrasisi ve ordu-istihbarat aygıtı için bol miktarda bahane bulunmaktadır. ABD hükümeti, egemen sınıfın tüm suçları için bir bahane yığını üzerine kuruludur.

Obama, daha geçtiğimiz hafta, Ocak ayında iki rehineyi öldüren bir insansız hava aracı saldırısının emrini verdiği gerçeğini, “Savaşın sisi altında hatalar olur.” biçimindeki şahsiyetsiz açıklamasıyla mazur gösterdi. ABD askeri operasyonları sonucunda yüz binlerce insanın öldürülmesi için herhangi bir bahane kıtlığı söz konusu değil.

Baltimore’daki gerçek suçlular; Obama yönetimi tarafından sağlanan askeri teçhizatla dişlerine kadar silahlanmış polis için bir sürü bahane var. Gray’in öldürülmesi (ki bu eylem, şimdiye kadar herhangi bir tutuklanmaya ya da suçlamaya yol açmadı), Baltimore’da ve ülke genelinde, hergün yaşanan uzun bir taciz, gaddarlık ve suistimal dizisin yalnızca sonuncusudur. Bunların sorumluları neredeyse hiç sorumlu tutulmadılar. Obama yönetimi, geçtiğimiz yıl Missouri Ferguson’da Michael Brown’ın polis tarafından öldürülmesinin ardından, katilin beraat ettirilmesini garantiye almak için yerel ve eyalet düzeyindeki yetkililerle ve savcılarla yakın bir şekilde çalışmıştı.

Obama’nın, Baltimore’daki gençliğin eylemlerinin “[insanları] işlerden ve imkanlardan mahrum bıraktığı” iddiaları ise, Baltimore’u ve çok sayıda başka kenti mahveden bir mali aristokrasinin baş temsilcisinden gelmektedir.

Amerika’daki egemen sınıf, on yıllardır, ekonominin tüm sektörlerini kapatan bir sanayisizleşme politikası uyguluyor. Obama, tam da ücretlerin tahrip edilmesini ve sosyal hizmetlerin büyük kısmının yok edilmesini yönettiği sırada, zenginlerin ceplerine ABD tarihindeki en büyük servet aktarımına bizzat başkanlık etmektedir. Obama göreve geldiğinden beri, Baltimore, imalat sanayi işlerinin yüzde 80’ini kaybetti, binlerce çocuk evsiz ve on binlerce insan yoksulluk içinde yaşıyor.

Baltimore’daki olaylar, ABD’deki temel toplumsal kategorinin sınıf değil ırk olduğu iddiasına dayanan kimlik politikalarının sahtekarlığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Obama’nın Baltimore’daki gençleri suçlaması, protestolara bir nefret, öfke ve korku birleşimiyle karşılık veren kentteki tüm Afrika kökenli Amerikan siyaset aygıtını yansıtmaktadır.

Baltimore Belediye Başkanı Stephanie Rawlings-Blake, sokağa çıkma yasağı ilan ettiği ve Ulusal Muhafız’ı çağırdığı Salı günkü basın toplantısında, polis şiddeti üzerine öfkelerini dışa vuran gençleri defalarca “haydutlar” diye andı. Onun yanında, tamamı siyah, Polis Şefi Darryl De Sousa, Kent Konseyi Başkanı Bernard C. “Jack” Young (o da göstericileri “haydutlar” olarak adlandırıyor) ve Belediye Meclisi üyesi Brandon M. Scott vardı.

Önümüzdeki Ağustos ayı, 1965 yılında Los Angeles’ın ezici bir çoğunlukla Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı mahallelerini saran bir toplumsal huzursuzluk dalgasının, Watts isyanının 50. yıldönümü. Bir polis vahşeti olayının tetiklediği Watts isyanını, sonraki yıllarda, Baltimore dahil ülke genelindeki kent merkezlerinde gerçekleşen bir dizi ayaklanma izlemişti.

Sonraki on yılları, iki toplumsal olgu karakterize etmektedir. Bunların ilki, toplumsal eşitsizliğin olağanüstü büyümesidir. Afrika kökenli Amerikalılar dahil işçilerin ve işçi sınıfı gençliğinin koşulları, bugün, yüz yıl öncekinden daha kötüdür. İkinci olarak, egemen sınıf, bir kentten diğerine bir ekonomik ve kültürel felaketi yöneten bir siyah üst orta sınıf tabakasını iktidara ve ayrıcalıklı konumlara dahil etti.

İlk Afrika kökenli ABD başkanının önderlik ettiği siyah siyaset kurumu, Freddie Gray cinayeti üzerine polis şiddeti patlamasına verdiği yanıtta, kendisinin tam olarak ne olduğunu göstermiştir:  Onlar, yozlaşmış, çıkarcı ve (siyah ve beyaz) yoksullar ile işçilerin çıkarlarına ve özlemlerine bütünüyle düşmandır.

Polis şiddetine karşı mücadele, özünde, bir sınıf meselesidir. Egemen sınıf, Baltimore sokaklarında uygulanan yöntemlerde, kendisinin savaş ve toplumsal karşı-devrim politikalarına yönelik her türlü muhalefete karşılık olarak ne yapmaya hazırlandığını gösteriyor.

Bununla birlikte, Baltimore’daki öfke patlaması, bu duyguların siyasi yönelimden yoksun bir biçimde dışavurumudur. Polis şiddeti, eşitsizlik, yoksulluk ve işsizlik bu yolla sona erdirilemez. Bu, Baltimore’daki işçileri ve gençliği savunmaya gelmesi gereken, siyasi bir işçi sınıfı hareketini gerektirmektedir.

Polis vahşetine ve cinayetlerine karşı mücadele, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerden bağımsız; kapitalizmin yıkılmasını ve toplumun sosyalist bir temelde yeniden örgütlenmesini hedefleyen, bilinçli bir siyasi işçi sınıfı seferberliği ile birleştirilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir