1 Mayıs’ta polis terörü ve burjuva ikiyüzlülüğü

İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’a, bir kez daha, İstanbul’daki polis terörü ile başta iktidardaki AKP olmak üzere burjuva politikasının ve onların emrindeki sendika bürokrasilerinin ikiyüzlülüğü damgasını vurdu.

1 Mayıs’ı, merkezi olarak, AKP’nin işçi kolu Hak-İş ile Memur-Sen Konya’da, Türk-İş Zonguldak’ta kutladı. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den oluşan CHP ve HDP ağırlıklı muhalif koalisyon ile birçok sol grup ise 1 Mayıs’ı İstanbul Taksim Meydanı’nda kutlamak istedi ve polis tarafından engellendi.

Ankara, İzmir, İzmit, Gebze, Aliağa, Van ve Batman gibi birçok başka kentte sendikalar önderliğinde düzenlenen mitinglerde yapılan konuşmalarda ve atılan sloganlarda, Ortadoğu’da sürmekte olan emperyalist müdahaleden, hızlanan savaş hazırlıklarından ve polis devleti inşasından hemen hiç söz edilmedi. Bütün bu gösterilere, iş kazaları, kötü çalışma koşulları ve düşük ücretlere karşı talepler damgasını vurdu. Özetle, 1 Mayıs 2015, sendika bürokrasilerinin ve onların kuyruğundaki sahte solun 7 Haziran seçimlerine yönelik hazırlıklarının bir parçasıydı.

Bu hazırlıkların en önemlisi, kuşkusuz, Taksim’deki 1 Mayıs kutlamasının iktidar tarafından engellenmesiydi. 1 Mayıs günü, İstanbul Valiliği, en son yasa değişikliklerinden de aldığı güçle, bir kez daha fiili sıkıyönetim ilan etti. Kentin merkezindeki toplu ulaşım iptal edilirken, Taksim ve çevresinde 20.000 polis seferber edildi. Bu sıkıyönetim uygulamasına, bir kez daha, polis destekli (muhtemelen sivil polislerin de içinde yeraldığı) sopalı ve bıçaklı faşistlerin saldırıları eşlik etti. Polisin bu faşistlerin saldırılarına göz yumarken saldırıya uğrayan işçileri ve gençleri gözaltına aldığı, televizyon kameraları aracılığıyla, milyonlarca insan tarafından görüldü.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs günü 203 kişinin gözaltına alındığını, 6 polisin ve 18 göstericinin yaralandığını açıkladı. Açıklamasında, polisin, “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün huzur ve barış içinde kutlanmasını temin etmek için” çalıştığını iddia eden Valilik, “halkın huzur ve güvenini bozmak isteyen marjinal bazı gruplar”ın “Taksim Meydanı’na girmeye” çalıştıklarından söz etti. Böylece, ilan edilen sıkıyönetimin “sorumlusu” da bulunmuş oldu: Anayasaya göre “önceden izin almaksızın gösteri düzenleme hakkı”nı kullanmak isteyen işçiler ve gençler.

Özetle, geçtiğimiz yılki 1 Mayıs kutlamalarında yaşananlar aynen tekrarlandı. Bu konuda, okurlarımıza, bir yıl önce yaptığımız “1 Mayıs 2014: Sendikaların işçi sınıfı düşmanlığı tescillendi” başlıklı değerlendirmeyi okumalarını öneririz.

İstanbul Valiliği, “Kamu düzeni ciddi olarak bozulur” gerekçesiyle kamusal yaşamı ortadan kaldırırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözde işçi temsilcilerinden oluşan kalabalık bir heyeti sarayında konuk ediyordu. Erdoğan, her zamanki sinikliğiyle, Taksim’i kastederek, “illa ‘oraya on binlerce kişi gidip miting yapacağız derseniz’ işte o zaman bunun adı anma olmaz, bunun adı kaos çıkarma olur. Burada asla iyi niyet görmeyiz, görmüyoruz da” dedi.

Erdoğan’ın, 1 Mayıs’ın, önceki yıllarda Taksim 1 Mayıs Alanı’nda yüz binlerce insan tarafından “kaos çıkarmadan” kutlandığını unutmuş olduğunu düşünen kimse var mı, sanmıyoruz. AKP iktidarının “cumhurbaşkanı”, yalnızca, yaklaşan seçimlerde burjuva muhalefet karşısında olası bir yenilginin önünü kesmeye ve kitlelerin dikkatini iktidarın savaş ve toplumsal karşı-devrim yöneliminden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.

Nitekim burjuva medyasının “sahibinin sesi” diyebileceğimiz kesimi, “usta”nın açtığı yolda ilerlemekte hiç zaman kaybetmedi. Onlarca gazete ve TV kanalı, gün boyunca, “polisle çatışan teröristler”e ilişkin haberler vermek için birbiriyle yarıştı. Kimileri, hızlını alamadı ve “teröristler” ile CHP’nin ya da DİSK’in ve KESK’in “birlikteliğini” ilan edecek kadar ileri gitti.

İktidarın bu 1 Mayıs’ta bir kez daha yasağa ve polis terörüne başvuracağı biliniyordu ve İstanbul’da yaşananlar hiç kimseyi şaşırtmadı. Aynı şekilde, sözde “solcu” DİSK ve KESK bürokrasisi ile ortakları olan meslek odalarının tavrı da önceki yıllardakinden farklı değildi.

İşçi sınıfı içinde siyasi ya da örgütsel anlamda neredeyse bir hiç olan, kısmen örgütlü olduğu metal sektöründe de grev yasağını memnuniyetle kabullenen DİSK ile onun, yalnızca üyelerini kaybetme konusunda başarılı sayılabilecek ortağı olan ve giderek daha açık bir şekilde kimlik politikacısı bir sivil toplum örgütüne dönüşen KESK’in yetkilileri, 1 Mayıs’ı, bir kez daha, işçi sınıfının ve gençliğin dikkatini gerçek sorunlardan saptırmak için kullandılar.

Taksim 1 Mayıs Alanı’nın keyfi bir şekilde yasaklanmasına karşı çıkılması ne kadar gerekliyse (ki bu aynı zamanda demokratik hakların savunusu anlamına gelmektedir) DİSK ve KESK bürokrasilerinin, bu yasağın kaldırılması ve 1 Mayıs’ın resmi olarak kabul edilmesi mücadelesinde hiçbir rollerinin olmadığının ve bugün de kendi burjuva gündemleri adına 1 Mayıs’ı sömürmeye çalıştıklarının teşhir edilmesi o kadar gereklidir.

Onlar, bırakalım dünya çapındaki savaş, polis devleti ve otoriter diktatörlük yönelişine karşı bir 1 Mayıs örgütlemeyi, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu (grev hakkının gasp edilmesi gibi) en temel saldırılar çerçevesinde dahi bir kampanya örgütlemiş değiller. Buna paralele olarak da, üyelerini seferber etmeyerek, aynı önceki yıllardaki gibi, sendikalardan bağımsız Taksim’e gelmeye çalışan işçileri ve gençleri polis terörüyle baş başa bıraktılar.

Gerçek şu ki, sendika bürokrasilerinin “işçi sınıfı” diye bir gündemi –gardiyanlığını yapmak ve yenilgiye uğratmak dışında- bulunmamaktadır. Onlar, kendi sınıfsal konumlarına uygun olarak burjuva muhalefet rolünü üstlenmeye çalışmakta, bugün de, “sol”un ezici bir çoğunluğuyla birlikte burjuva muhalefet partileri ekseninde seçimlere kilitlenmiş durumdadırlar.

Fakat işçi sınıfının Türkiye’de ve dünya çapında karşı karşıya olduğu sorunlar (ki bunlar insanlığın ezici bir çoğunluğunun sorunlarını oluşturmaktadır) ne parlamentoda ne ulusal sınırlar içerisinde ne de mevcut önderlikler eliyle çözülebilir.

İşçi sınıfının dünya çapında polis devleti inşasına, toplumsal karşı-devrime ve savaşa karşı mücadelesinin örgütlenmesi, onun uluslararası devrimci önderliğinin inşası mücadelesine sıkı sıkıya bağlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir