“Kör ölür badem gözlü olur”

Burjuva basında helikopter kazasından sonra ortaya çıkan Muhsin Yazıcıoğlu yorumlarını okuyup izledikten sonra bu sözün ne kadar doğru olduğunun bir kez daha farkına vardım. Sağcısından “solcu”suna, neredeyse bütün köşe yazarları ve TV yorumcuları, milyonlara, Yazıcıoğlu’nun ne kadar “değerli” bir kişilik olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Yalan bu kadar pervasız olunca, insan gördüğünden bildiğinden de kuşkuya düşüyor…

Medya bize, Yazıcıoğlu ile ilgili olarak şunları anlatıyor: 1954 yılında doğan, 1968 yılında, 14 yaşındayken Genç Ülkücüler hareketine katılan Muhsin Yazıcıoğlu 1972 yılında geldiği Ankara’da faşistlerin yoğun olduğu Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesine girerek burada “eğitim gördü”. Ankara’da Ülkü Ocakları Genel Merkezinde görev alan Yazıcıoğlu, burada hızla yükselerek Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel Başkanlık yaptı. 1978 yılında kurulan Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve “derneğe” başkanlık yaptı.

1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulunan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980’den sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kaldı. Cezaevindeyken, darbeci generallerle uzlaşan Türkeş ile yollarını ayıran Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, cezaevindeki ülkücülere ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı. Yazıcıoğlu, 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi ve Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinde, Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi’nin (IDP) oluşturduğu ittifak içinde yer alarak Sivas’tan milletvekili seçildi.

7 Temmuz 1992’de, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı” gerekçesiyle 5 milletvekili arkadaşı ile beraber MÇP’den ayrıldı. 1993’de, bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu. 24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak yeniden parlamentoya giren Yazıcıoğlu, 28 Şubat 1996’da ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü. Parti’nin 8 Ekim 2000, 20 Temmuz 2003 ve 2006 yıllarında yapın olağan kurultaylarında ve 15 Nisan 2007 tarihli 2. Olağanüstü Büyük Kurultay’ında ardı ardına genel başkan seçilen Yazıcıoğlu, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Sivas’tan Bağımsız Milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve seçimlerden önce bıraktığı BBP Genel Başkanlığına yeniden seçildi.

Unutturulmaya çalışılan özgeçmişi

Bunlar, Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçen hafta yaşanan helikopter kazasının ardından basında çıkan yaşam öyküsünün ana hatları. Gelin, bu “yaşam öyküsü” içinde bize MHP’nin, Ülkü Ocakları’nın ve Ülkücü Gençlik Derneği’nin ne olduğunu ve sözkonusu yıllarda ne tür bir işlevi yerine getirdiğini anlatmayan burjuva basınımızın bu “yaşam öyküsü”nde eksik bıraktığı kimi noktaları anımsayalım.

Muhsin Yazıcıoğlu 1970’li yıllarda yaşanan bir sürü cinayetin, soygunun ve bombalamanın sorumluluğundan idam talebiyle yargılandı ve bu iddialarla ilgili olarak bizzat kendi “dava arkadaşları”tarafından suçlandı.

12 Eylül döneminin faşist itirafçılarından Ali Yurtaslan (Ülkücü Gençlik Derneği’nin bir dönem hukuk masası şefliğini yapan Yurtaslan, Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakınında olanlardan birisiydi), ifadelerinde, Yazıcıoğlu’nun cinayet ve bombalama emirleri veren, soygun çeteleri kuran bir lider olduğunu söylüyor ve söylemini bir çok örnekle de destekliyordu. Yazıcıoğlu hakkında, bu eylemleri yapmak için gerekli araçları ve silahları sağladığı ve daha sonra eylemlerde kullanılan bu silahların taşraya sevkini örgütlediğine ilişkin bir çok iddia da ortaya atıldı.

Faşist itirafçı Ali Yurtaslan, verdiği ifadelerde, Yazıcıoğlu’nun 1978 yılında yaşanan Sivas katliamının (1993 yılındaki ile karıştırmayın yine oradaydılar ama “görevleri” başkaydı) planlayıcılarından birisi olduğunu söyleyerek “1978 sonlarındaki Sivas olaylarını Mustafa Mit ve Muhsin Yazıcıoğlu tertiplemişlerdir. Yazıcıoğlu Sivas’a giderek bizzat olaylara önderlik etti.” demektedir. O dönemde MHP ve Ülkü Ocaklarının Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarında olayları tertipleyen, kışkırtan ve bizzat katliamları yapan örgütler olduklarını hatırlatalım.

Muhsin Yazıcıoğlu ayrıca 9 Ekim 1978 de gerçekleştirilen ve yedi TİP’li öğrencinin öldürüldüğü Bahçelievler katliamınına karışan ülkücülerin hepsini tanıdığını kendi ifadesinde de reddetmedi. Ancak, yıllarca, bu katillerin kimliklerini açıklamayı reddederek suça ortaklık yaptı.

Yurtaslan’ın ifadelerinde, Yazıcıoğlu’nun, 10 Ağustos 1978 yılında Ankara’da sol görüşlü öğrencilerin gittiği Balgat semtindeki kahvehanelerin taranması emrini veren Abdullah Çatlı’nın ve katliamı gerçekleştiren Abdullah Pehlivan’ın yakalanması üzerine Emniyet müdürlüğünü “Ankara’da 150 yere bomba koymakla” tehdit ederek katliam sanıklarının salıverilmelerini sağladığı da yer almaktadır. Katliam sanıklarından Haluk Kırcı’ya kaçak yaşadığı dönemde para yardımı yaptığını, bizzat Yazıcıoğlu’nun ifadelelerinde buluyoruz. Ayrıca 1978 yılında kurulan ÜGD’nin “dernek faaliyetlerinin” ne olduğu o yıllarda Türkiye’de yaşayan herkesin bildiği bir konu olduğundan “başkan”ın bu “dernek faaliyetlerinin” başında olması bile “yeterli bir referans” sayılabilir.

“Türk-İslam” siyasi hareketine katkıları!

Yazımıza bir atasözü ile başlamıştık, bir başka atasözüyle devam edelim: Armut dibine düşermiş!

Yazıcıoğlu’nun 1993 yılında kurduğu BBP’nin gençlik örgütlenmesi olarak şekillenen Nizamı Alem Ocakları’nda (sonradan Alperen Ocakları adını aldı) yetişenler 1970’li yıllardaki ağabeylerinin izini ve yöntemlerini takip ederek, bugün de bir çok cinayetin sanıkları olarak yargılanmaktalar.

Üniversitelerde ellerinde satırlarla öğrencilere saldıranlara, kampüs içinde elinde silahla adam kovalayanlara, liselerde “reislik” taslayanlara, TCK’nın “meşhur 301. Maddesinden yargılanan aydınların davalarının giriş ve çıkışlarında toplanan gürüha bir bakın… Hep o tanıdık yüzü göreceksiniz.

Başta Hrant Dink cinayeti olmak üzere Malatya’da Zirve yayınevi katliamı, Trabzonda rahip Santoro cinayeti, Yargıtay cinayetlerinin sanıklarına bir bakın. Hepsinin ortak noktası nedir? Nerelerde zaman geçirmişlerdir bu sanıklar? Nerelerde tanışmışlardır “reis” ağabeyleriyle? Neden bu sanıkların “yaldızları kazındığında”altlarından hep aynı adresler çıkıyor?

Günlerdir televizyonlarda, gazetelerde eli kanlı faşistlere ve onların kurdukları suç yuvalarına güzellemeler yapan “bağımsız medya”mızın güzide kalemleri bu soruların cevaplarını da, bir gün, işlerine geldiği zaman verirler herhalde.

“Devletimiz” kendisine “her açıdan” sonsuz hizmet eden Muhsin Yazıcıoğlu’nu devlet töreni ile gömerek son görevini yerine getirdi. Anlı şanlı “solcularımız”, sosyal demokratlarımız, liberallerimiz ve medyamız da bir katilin arkasından utanmadan saf tuttu. Hatta kendisine “sosyalist” diyenlerin bile bu koroya katılması bizi şaşırtmadı.

Biz her zaman olduğu gibi bu konuda da doğruyu söylemeye devam edeceğiz ve imamın “merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusu karşısında yalan söyleyerek “iyi bilirdik” demeyeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir