Kerry’nin Ortadoğu turu fiyaskosu

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, aceleyle yapılmış üç günlük bir Ortadoğu turunun ardından Brüksel’e geldi. Ortadoğu turu, Washington’ın ABD tarafından eğitilmiş Irak güvenlik güçlerinin Irak – Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) saldırısı ve gelişen bir Sünni ayaklanması karşısındaki çözülmesinde görülen tarihsel bozgununa yanıt olarak düzenlenmişti.

Bununla birlikte, onun gezisinin, şimdiki bozguna yol açmış olan ikiyüzlü ve canice politikaların altını çizmekten ve Washington’ın Ortadoğu’daki kendi yağmacı hedefleri peşinde koşarken üst üste yığdığı çelişkileri gözler önüne sermekten başka bir işe yaramadığı, daha o Avrupa’ya varmadan çok önce ortadaydı.

Kerry, ilk durağı olan Kahire’de, Mısır’ın devlet başkanı ve fiili askeri diktatörü Abdel Fattah El Sisi’nin önünde diz çöktü. Onun ziyareti, ABD askeri yardım musluğunun bir kez daha sonuna kadar açılıyor olduğu gerçeğinin kutlanmasıydı. Bu, Sisi’nin binlerce göstericiyi öldürmüş, en az 20.000 siyasi tutukluyu hapse atmış, 2.000’den fazla muhalifi ölüm cezasına çarptırmış ve yaygın işkencelere başvurmuş olmasına rağmen gerçekleşmektedir.

Washington’ın, Mısır ordusuna 10 gün öncesinden sessizce 572 milyon dolar verdiği açığa çıktı. Kerry, ABD’nin Mısır yönetimine 10 Apache saldırı helikopteri göndereceğini vurguladı. Bu silahların Sina’daki İslamcı militanlara saldırmak için kullanılacağı iddia ediliyor ama onların öldürücü bir şekilde kitlesel bir ayaklanmayı ezmede kullanılacağı görülecek.

Kerry, bir solukta, “tüm Mısırlılar’ın evrensel haklarının savunusuna” olan bağlılığını ifade etti ve Sisi’nin “insan haklarına bağlı” olduğuna ilişkin “çok güçlü bir duygu” edindiğini anlattı.

Mısırlı insan hakları savunucusu Sisi, Kerry’nin bu dalkavukça övgüsüne, aradan 24 saat geçmeden, bir mahkemenin gülünç bir davada “yanlış haber yaymak”tan yargılanan üç El Cezire çalışanına verdiği yedi ile 10 yıl arasındaki cezaları onaylayarak karşılık verdi. Washington, cezaları resmi olarak kınadı ama Apache helikopterlerinin hala yolda olduğunu açıkladı.

ABD emperyalizmi, bir rejim değişikliği için hedefe yerleştirilmiş olan Irak, Libya ve Suriye gibi ülkelerde “demokrasi” savaşçısı rolü oynar ve ikiyüzlü bir şekilde “Arap Baharı” denilen şeye destek verir gibi görünürken, Ortadoğu’daki stratejisini, Mısır’daki Sisi’den Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkelerinin gerici monarşilerine uzanan bir dizi diktatörlük üzerine kurmaktadır.

Kerry, daha önce açıklanmamış bir ziyaret için kurşun geçirmez bir yelekle askeri bir uçakla vardığı Irak’ta, Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile 90 dakikalık bir görüşme yaptı. Söylendiğine göre, Kerry, bu görüşmede, bir ulusal birlik hükümetinin kurulmasını ve tüm tarafların “mezhepsel bölünmenin üstesinden gelmesini” savunmuş.

Maliki, Kerry’nin Irak’tan ayrılmasının hemen ardından, “teröre karşı kutsal savaş” çağrısı yapan açıkça mezhepsel bir söylem benimserken bir ulusal birlik hükümeti düşüncesini “anayasaya karşı bir darbe” olarak suçladığı bir konuşma yaptı.

Kerry’nin Erbil’de Kürt önderliğine yaptığı Bağdat’ın yardımına koşma çağrısı, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani tarafından, daha yapılmadan reddedilmişti. Barzani, Kerry ile görüşmesinden hemen önce verdiği bir röportajda, “Irak’ta yeni bir gerçeklik ile karşı karşıyayız” dedi ve ülkenin bir arada tutulmasını düşünmenin “son derece güç” olduğunu belirtti. Barzani, Kürdistan’ın, IŞİD saldırısının yarattığı krizin ortasında Kürt güçleri tarafından ele geçirilmiş olan Kerkük ve çevresindeki petrol alanlarını elinde tutarak bağımsızlık yönünde ilerleyeceğini ifade etti.

Kerry’nin turu, ABD politikalarının Irak’ta yolaçtığı çöküşü derinleştirmekten başka bir işe yaramadı. O, gezisi sırasında Kahire’de düzenlediği bir basın toplantısında, “ABD ne Libya’da olanlardan ne de bugün Irak’ta yaşananlardan sorumlu değildir” diyerek, en şaşırtıcı açıklamasını yaptı. Kerry, sözlerini şöyle sürdürdü: “ABD, Iraklılar’ın kendilerini yönetmeleri için, yıllarca kan dökmüş ve yoğun çaba harcamıştır.”

Nasıl bir kibir ve ikiyüzlülük! ABD emperyalizmi, yalnızca Irak’taki ve Libya’daki (ayrıca Suriye’deki) krizlerin sorumlusu olmakla kalmamaktadır. Onun bu ülkelerin her birinde işlediği suçlar, bir bütün olarak, şimdiki Irak felaketine yol açmıştır.

Irak’ta, ABD ordusunun tüm gücü, bir milyondan fazla insanın yaşamına mal olurken her bir kurumu ve ülkenin tüm altyapısını imha edecek şekilde toplumun tamamını kırıp geçirmek için dizginlerinden boşaltılmıştı. Böl ve yönet stratejisi uygulayan Washington, Irak milliyetçiliğini bastırmak için bilinçli olarak bir mezhep politikası sistemi aşılamış ve bu yolla, şimdi yeniden canlanmış olan şiddetli mezhepsel iç savaşı başlatmıştır.

Washington, rejim değişikliği uğruna yüz binlerce yaşama malolan Libya’daki ve Suriye’deki mezhepsel iç savaşlarda, aralarında IŞİD’in de bulunduğu İslamcı milisleri hücum kıtaları olarak silahlandırmış ve finanse etmişti. ABD’nin ve onun Türkiye’deki, Suudi Arabistan’daki ve Körfez monarşilerindeki gerici müttefiklerinin Beşar Esad yönetimine karşı destekledikleri IŞİD, artık, ABD emperyalizmi tarafından körüklenen bir savaşı bölgesel bir yangına dönüştürecek şekilde Irak sınırını geçmiş durumda. Washington, sınırın Irak tarafında IŞİD’i yenilgiye uğratması için çaresizce hükümet güçlerini örgütlemeye çalışırken, Suriye tarafında, IŞİD’e karşı askeri saldırılarda bulunduğu için Esad yönetimini suçluyor.

Irak’a demokrasi getirmek için “kan dökmüş” olma meselesine gelince; Kerry’nin Irak savaşına itibar kazandırma girişimi, aslında savaş karşıtı duyarlılık dalgası üzerinde iktidara gelmiş olan Obama yönetiminin, her zamankinden daha kanlı yeni müdahaleleri hazırlamak için ABD’nin saldırı savaşlarını meşrulaştırmaya yönelik kampanyasının bir parçasıdır. ABD, Irak’ı, ne daha fazla demokrasi getirmek için ne de kitlesel imha silahları bulmak amacıyla istila etmişti. Onun amacı, şimdi olduğu gibi, Basra Körfezi ve Orta Asya bölgelerinin stratejik kaynakları üzerinde ABD egemenliğini dayatmak için Amerikan askeri gücünü kullanmaktı.

1971 yılında, dört ay kaldığı Vietnam’dan dönen genç Kerry, Vietnam’da Savaşmış Savaş Karşıtları grubu adına, Senato Dışişleri Komitesi’ne, ABD güçlerinin işlediği suçları (sivilleri öldürme, köyleri imha etme, tutuklulara işkence, ayrım gözetmeksizin bombalama) ayrıntılarıyla ortaya koyan duygulandırıcı bir açıklama yapmıştı. Bu suçların tamamı, 30 yıl sonra Irak’ta tekrarlandı.

Kerry, Komite’ye yaptığı o açıklamada, “Vietnam’daki, Kamboçya’daki ya da Laos’taki Amerikan can kayıplarını özgürlüğü koruma ile bağlantılandırarak haklı göstermeye çalışmak… bize göre canice ikiyüzlülüğün doruk noktasıdır ve biz, bu tür bir ikiyüzlülüğün bu ülkeyi böldüğünü düşünüyoruz” diyerek, dönemin Amerikalı politikacılarını suçlamıştı.

Bu açıklama, “Vietnam, Kamboçya ya da Laos” sözcüklerinin yerine “Irak” konulduğunda, 43 yıl daha yaşlanmış ve yüz milyonlarca dolar daha zengin olan Kerry’ye yönelik son derece uygun bir suçlamadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir