İtalyan anayasa referandumunda “hayır” oyu verin!

Paylaş

Britanya, Fransa ve Almanya Sosyalist Eşitlik Partilerinin ortak açıklaması

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), Başbakan Matteo Renzi tarafından önerilen anayasa değişikliği üzerine yarın İtalya’da yapılacak olan referandumda “hayır” oyu verilmesi çağrısı yapmaktadır. Bu referandumda, başbakana, otoriter egemenliğe doğru bir adım olacak şekilde, partisinin gündemini yasama organına dayatma yönünde denetimsiz yetkiler vermek isteniyor.

Bu referandum tartışmasız biçimde gericidir. Senato’nun, bölgesel yetkililer tarafından belirlenen, birçok hükümet işinde oy kullanma hakkından (özellikle güvensizlik oyu yoluyla başbakanı görevden alma hakkından) mahrum edilen seçilmemiş bir organa dönüştürülmesi istenmektedir. Referandumun “Italicum” önlemi, Temsilciler Meclisi’nde en fazla koltuğa sahip olan partiye, ona otomatik olarak yüzde 54 çoğunluk sağlayacak bir teşvik vermeyi amaçlıyor. Böylece o, yasama organından gelen hiçbir etkili muhalefet olmaksızın yönetecek bir başbakan seçecektir.

Referandum, Avrupa Birliği (AB), bankalar ve Renzi’nin Demokratik Parti’si (PD) tarafından destekleniyor. Geçen hafta, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, La Stampa gazetesine, Renzi “doğru reformlar” gerçekleştirdiği için, “‘evet’ oyunun kazandığını görmek istiyorum” dedi.

Onların hesapları, Renzi bu referandumu önermeden üç yıl önce, JP Morgan’ın, II. Dünya Savaşı’ndan ve Benito Mussolini’nin faşist rejiminden sonra İtalya’daki düzen gibi, güney Avrupa rejimlerinin “kökleşmiş sorunları”ndan sızlanan bir bilgilendirmesinde sergilenmişti.

Orada şunlar belirtiliyordu: “Çevredeki [bu] siyasi sistemler diktatörlüğün ardından kurulmuş ve o deneyim eliyle belirlenmişti… Çevredeki siyasi sistemler tipik olarak şu özellikleri sergilerler: güçsüz yürütmeler, bölgelere göre daha zayıf merkezi devletler, işçi haklarına ilişkin anayasal korumalar, siyasi kayırmacılığı besleyen uzlaşma oluşturma sistemi ve mevcut siyasi durumda hoşlanılmayan değişiklikler olduğunda protesto hakkı. Bu siyasi mirasın eksiklikleri kriz eliyle ortaya çıkartılmış durumda.”

Renzi’nin bu referandumu neden şimdi Avrupa yönetici seçkinlerinin tam desteğiyle önerdiğini anlamak zor değil.

Avrupa ekonomik krize saplanmış durumda ve siyasi sistemin güvenilirliğini sarsmış olan yaklaşık on yıllık sert kemer sıkma önlemlerinin ardından, İtalyan bankaları yüz milyarlarca avroluk tahsil edilemeyen alacaklarla karşı karşıya. İşçiler arasında şiddetli toplumsal öfkeyi kışkırtacak bir şirket iflasları ve sosyal kesintiler dalgası hazırlanıyor. Renzi’nin referandumu, PD’nin, bankaların ve büyük şirketlerin taleplerine yönelik işçi sınıfı muhalefetine acımasızca saldırmasına olanak sağlamayı amaçlamaktadır.

DEUK’un Renzi’nin referandumuna karşı çıkması, bizim İtalya’daki siyaset yelpazesinde yer alan ve “hayır” oyu yönünde ulusalcı çağrılar yapan gruplara yönelik uzlaşmaz karşıtlığımızı azaltmamaktadır. Bunlar, Berlusconi’nin Forza Italia partisinin kalıntıları, aşırı sağcı Kuzey Birliği ve faşizan Fratelli d’Italia örgütü gibi İtalyan sağını kapsıyorlar. Onlar, uzun süredir, Renzi’nin anayasa değişikliği önerisine benzer otoriter önlemler talep ediyor ama DP’nin yarın uğrayacağı bir yenilgiyi yeniden iktidara gelme şansı olarak görüyorlar.

Beppe Grillo’nun Beş Yıldız Hareketi (M5S), AB’ye karşı giderek artan yabancı düşmanı ve popülist saldırılar başlatmış, Renzi’yi bir “yaralı domuz” ilan etmiş durumda. Bununla birlikte, M5S, AB anlaşmalarının yeniden görüşülmesi ve İtalya’nın avro para biriminden çıkması üzerine bir referandum temelinde bir çözümü AB ile görüşmeyi öneriyor.

PD’nin çevresindekilerin çoğu, “hayır” oyu verilmesi çağrısı yapıyor. Bu, CGIL’yi (İtalyan Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu), FIOM (İtalyan Metal İşçileri Birliği) sendikalarını, PD’den ayrılanlardan ve Rifondazione Comunista (PD’nin dışında, Sovyet bürokrasisinin 1991’de SSCB’de kapitalizmi restore etmesinin ardından İtalyan Komünist Partisi’nden kopan bir diğer başlıca eğilim) gibi gruplardan oluşan İtalyan Solu’nu kapsıyor.

Bu gruplar, on yıllardır, PD ile yakın işbirliği içindeler ve Rifondazione’nin durumunda, 2006-2007’de, emekli maaşı kesintilerine ve Afgan savaşı için kredilere oy vermek için PD ile hükümete katıldılar. Onlar AB’yi destekliyor; Renzi’nin ve uluslararası mali sermayenin politikalarına karşı koymaya çalışan işçiler ile gençlere ileriye giden hiçbir yol sunmuyorlar.

Onlar, İtalyan Komünist Partisi’nin (PCI) Mussolini’nin devrilmesinin ardından İtalyan burjuvazisine ve Müttefik emperyalist devletlere desteği temelinde II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulmuş olan kapitalist sisteme uyum sağlamışlardır. Direniş [hareketi] içinde işçi sınıfının mücadelelerine ihanet eden Stalinist PCI, II. Dünya Savaşı’nın ardından toplumsal bir devrimi engellemişti. Şimdi, soyundan gelen, SSCB’deki kapitalist restorasyonu desteklemiş ve eski bir Hristiyan Demokrat olan Renzi gibi sağcı görevlilerle doldurulmuş bir parti, o dönemde verilmiş ödünlerden geriye ne kalmışsa ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

En önemli görev, Renzi’nin referandumu eliyle öne çıkartılmış konular üzerine, işçi sınıfı için siyasi olarak bağımsız bir perspektif belirlemektir.

Oylama sonucu ne olursa olsun, referandum, egemen sınıfları uluslararası ölçekte içine çeken ve Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle hızlandırılmış olan sarsıcı krizi yoğunlaştıracaktır. Bir “evet” oyu, işçi sınıfının toplumsal haklarına yönelik yoğun saldırılara zemin hazırlayacaktır. Renzi, “hayır” oyunun kazanması durumunda, muhtemelen Grillo’nun M5S’sini kapsayan AB karşıtı bir hükümeti iktidara getirecek şekilde, istifa edebileceğini belirtti.

II. Dünya Savaşı sonrası kurumların (Avrupa’da AB’nin) artan parçalanmasının ortasında her yerde ortaya çıkan şey, ulus devlet sistemi ile dünya ekonomisi arasındaki çelişkidir. Britanya’nın Haziran ayında AB’den ayrılma yönünde oy vermesinin ardından, İtalya’da, doğrudan doğruya AB’nin ve avronun çökmesi tehdidi oluşturan AB karşıtı bir iktidarın ortaya çıkması son derece güçlü bir olasılıktır.

Yine yarın, Avusturya Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) cumhurbaşkanı adayı Norbert Hofer, FPÖ’nün önderi Heinz-Christian Strache’nin olası başbakanlığı için zemin oluşturacak şekilde Batı Avrupa’nın ilk aşırı sağcı devlet başkanı olabilir.

DEUK, referanduma, Avrupa ve uluslararası ölçeğinde işçi sınıfının bağımsız bir siyasi seferberliği açısından karşı çıkmaktadır. Renzi’nin referandumuna karşı çıkan İtalya’daki işçiler ve gençler, Avrupa’nın her ülkesindeki işçiler ile ortak bir düşmanla karşı karşıyalar: Kemer sıkma, militarizm ve savaş gündemi onu her zamankinden hızlı bir şekilde diktatörlüğe yönlendiren bir kapitalist sınıf.

İtalya’daki ve tüm Avrupa’daki işçiler ve gençlik içinde derin ve patlamaya hazır bir muhalefet var. Ancak bu muhalefet, açık bir siyasi ve tarihsel perspektif temelinde birleşip harekete geçmelidir. Rifondazione ile müttefiklerinin burjuva partiler ve işçiler için bir açmaz oldukları kanıtlanmıştır.

İşçileri, egemen seçkinler diktatörce egemenlik biçimlerine yönelirken işçi sınıfı için tek uygulanabilir yanıtın uluslararası devrimci mücadele olduğu perspektifine kazanmak için mücadele eden DEUK, kendisini, inşa edilmesi gereken, yeni siyasi önderlik olarak geliştirmektedir. DEUK, Avrupa kapitalizminin itibarını yitirmesi ve onun siyasi kurumlarının çökmesi karşısında, AB’nin yıkılması ve yerini Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ne bırakması perspektifini ileri sürmektedir.

3 Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir