İşyeri Temsilcisi bir metal işçisi ile röportaj

Bildiğiniz üzere, Birleşik Metal-İş sendikası ile MESS arasında 41 işyerinde 15 bin metal işçisini kapsayan metal toplu sözleşme görüşmelerinden bir sonuç alınamaması üzerine, önce 29 Ocak’ta Birleşik Metal-İş sendikasının örgütlü olduğu 22 fabrikada greve gidilmişti. Grevin ertesi günü, Bakanlar Kurulu’nun jet hızıyla çıkarmış olduğu kararla, “milli güvenlik” bahanesiyle 60 gün ertelenen metal grevi yasaklanmış oldu.

Bu süreçte, sözde “solcu” sendika bürokratları, hem sermaye sınıfının temsilcisi AKP hükümetinin grev yasağına hem de bu yasağa kölece boyun eğen sendika bürokrasisine karşı kimi işyerlerinde direnen metal işçilerinden iş başı yapmalarını istedi ve mücadelenin yayılmasını engelledi.

Metal işçileri, işyerlerinde fiili-militan bir mücadele sürdürmek isterken, sendika bürokratlarının bir kez daha burjuva yasallığına sığınması ve “hukuki yollara” başvurması, iki temel amaca yönelik bilinçli bir politikanın ürünüydü.

Birleşik Metal-İş bürokratları, bu tavırlarıyla, ilk olarak, Avrupa Birliği’ndeki kriz ile Ukrayna’daki ve Ortadoğu’daki çatışmaların ortasında ne yapacağını bilemez hale gelmiş olan patronların ve AKP iktidarının içeride güçlü bir işçi sınıfı hareketi ile karşı karşıya gelmesini önlemişlerdir.

Küçük-burjuva solunun desteğini arkasına almış olan Birleşik Metal-İş bürokratlarının ikinci amacı, farklı sendikalarda örgütlü metal işçilerinin ve onlarla diğer sektörlerde çalışan işçilerin ortak mücadele düşüncesini zayıflatmak; tek tek işyerlerindeki işçileri çaresiz bir yalnızlığa mahkum etmektir.

Militan bir grevin işçiler arasında aynı sınıfa ait olma bilincini güçlendireceğini çok iyi bilen sendika bürokratları, aynı zamanda, metal sektöründe, yaklaşan seçimler öncesinde gerçekleşecek bir grevin, mevcut bütün muhalefet partilerinin sermaye yanlısı yüzünü ister istemez açığa vuracağının ve onlardan kopuşu hızlandıracağının da farkındalar. Bu yüzden onlar, seçimler öncesinde, CHP ile HDP’de temsil edilen ve sahte solun “sol” maske takmaya çalıştığı burjuva muhalefete zarar verecek her türlü kitlesel işçi hareketini, sendikal sınırlar içinde bile olsalar, engellemeye kararlılar.

Birleşik Metal-İş sendikasından işyeri temsilcisi bir arkadaşımız ile yapılmış olan bu röportaj, okurlarımıza, metal işçilerinin söz konusu grev kararının alınma sürecinde ve sonrasında içinde bulunduğu durum hakkında genel bir fikir sunmaktadır.

***

Toplumsal Eşitlik: Sendikanız ile MESS toplu sözleşme görüşmelerinde metal işçilerinin talepleri nelerdi? Bunlar, resmi görüşmelerde ne ölçüde dile getirildi?

İşyeri Temsilcisi: Bizim taleplerimiz çok kısa ve net. Metal patronları bizlerin sayesinde şirketlerini büyütürken, karlarını artırırken, ulusal ve uluslararası piyasalarda yeni yatırımlar peşinde koşarken; bizler, modern kölelik koşullarında, maaşlarımıza yedirilen ikramiyeler dahil, 1200 lira gibi düşük ücretlerde çalıştırılıyoruz. Maaşımızın yarısı kiraya gidiyor, diğer yarısıyla zar zor geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz. Yeni yapılacak metal toplu sözleşme görüşmeleri bizim için bir umut ve bir isyandı.

Patronlar verdikleri ücretlerle düşük ve yüksek ücretli olarak bizleri ayırarak bölmüş işyerlerinde. Aynı yıl işe girip aynı kıdemi olan işçi arkadaşlarımız arasında ücret farklılıkları var. En düşük ücretli ile en yüksek ücretli çalışanlar arasındaki makas her geçen yıl büyüyor. Ücretlerimizdeki adaletsiz ve eşitsiz dağılım, örgütlenme ve karar alma süreçlerinde mücadelemize yansımakta, işçilerin birliği ve beraberliği mücadelesi zarar görmektedir. Zaten patronun amacı da bizleri bölerek mücadelemize zarar verip bizleri bu şekilde daha kolay sömürmek, daha kolay yönetmektir. İşyerlerinde saatlik ücret farklılarının giderilmesini ve ücretlerimizin insanca yaşam için iyileştirilmesini istedik. Sendikanın belirlediği saatlik ücret 7,33 lira idi. İnsanca yaşam için insanca bir ücret talep ettik. MESS zaten bu talebimizi baştan kabul etmedi. MESS’den ayrılıp anlaşma sağlanan işyerlerinde (benim çalıştığım işyeri dahil) talep ettiğimiz ücreti göremedik. Burada bir parantez açmak istiyorum. Biliyorsunuz sendikamızın bağlı olduğu DİSK bir kampanya başlattı: Asgari ücret en az 1800 lira olsun. En düşük ücret 1800 lira olsun diye sözde sokakta mücadele ederken, sendikamızın toplu sözleşmeye göre belirlenen 1400-1500 TL’yi bulan yeni toplu sözleşmeye imza atması hiç gerçekçi olmadığı gibi metal işçilerini tatmin etmemiştir.

Patronlar bizleri işyerlerinde ücret farklılıkları üzerinden bölmek yetmiyormuş gibi, bir de sözleşmeli-kadrolu olarak bölmektedir. Biz metal işçileri, işyerlerinde sözleşmeli olarak işçi çalıştırılmasına kesinlikle karşıyız. Ancak bizim bu talebimiz sendika tarafından toplu görüşmeye yansıtılmadı bildiğim kadarıyla. Yansıtmamalarına hiç şaşırmıyorum, çünkü bizzat kendileri patronun sözleşmeli işçi çalıştırılmasına göz yummakta ve izin vermektedir.

Tüm işyerleri için vardiya tazminatını talep ettik. Toplu görüşmelerde bu talebimiz ne kadar dile getirildi bilmiyorum, ancak sendikamız ile MESS’den ayrılan bir işyerinde sağlanan anlaşmada vardiya tazminatı talebimizin yerine getirilmediğini gördük.

Metal işçilerinin talebi olan haftalık 37,5 saat çalışmanın toplu sözleşmemizde yer almasını istedik ve bunun için de sonuna kadar mücadele edeceğimizi düşünmüştük. Kavgaya ve bedel ödemeye hazır metal işçilerinin bu talebi ne yazık ki patron ve sendika nezdinde diğerleriyle aynı muameleyi gördü.

Ayrıca bizler, zaman zaman patronların toplu sözleşmeye aykırı olarak hareket etmesini önleyecek bir maddenin yer almasını istedik yeni yapılacak toplu sözleşmede. Bu talebimizin de yerine getirilmediği ortaya çıktı.

MESS’in Türk-Metal ve Çelik-İş ile yaptığı % 10’un altındaki 3 yıllık sözleşme teklifi, bizler için asla kabul edilemez bir durumdu. Yıllardır metal işçilerine yapılan sefalet zamları metal işçilerinin sabrını taşırmış öfkeye dönüştürmüştür. Metal işçileri ödeyeceği bedel karşısında greve hazır olduklarını ve grevin kaçınılmaz olduğunu işyerlerinde ve sokakta patron sınıfına göstermiştir.

Toplumsal Eşitlik: Sendikanın grev kararı almasındaki başlıca etmenin tabandan gelen basınç olduğunu söyleyebilir miyiz?

İşyeri Temsilcisi:  Evet. Bölge toplantıları yaptık. Sendika yöneticileri toplantılarda grev konusunda yoğun ısrar ve baskımızı gördükten sonra grev kararı almak zorunda kalmıştır. Aslında greve gitmemiz sendikal bürokrasinin isteksiz olmasına rağmen gerçekleşmiştir. Grev ilanından önce yapılan Başkanlar Kurulu toplantısında, şube başkanlarının çoğu grev oylamasında “hayır” oyu kullanmıştır. Metal işçilerinin tabandan gelen basıncına dayanamamasının bir sonucu olarak grev kararı alınmıştır.

Toplumsal Eşitlik: İşyerinizde greve hazırlık olarak yaptığınız çalışmalardan söz eder misiniz?

İşyeri Temsilcisi: Doğrusunu söylemek gerekirse, çalıştığım işyerinde greve hazırlık olarak ciddi ve iyi bir çalışma yaptığımızdan size söz edemem bir temsilci olarak. Sendikamızın grev ilan ettiği gün ile greve çıkıldığı gün arasında iki haftalık bir zaman vardı. Benim ilk grev deneyimim olacaktı bu grev. Kitaplardan okuduğum kadarıyla, benim bildiğim, greve gitmeden önce grev komitesi kurulur, birim toplantıları yapılır,  işçiler işten atmalar ve yasaklanmalar karşısında bilgilendirilir, işçiler örgütlü ve bilinçli olarak mücadeleye hazırlanır, militan ve disiplinli mücadelenin öneminden söz edilir, grev fonu kurulur vb. Bizim işyerinde bu tür bir hazırlık yapılmadı; şube başkanı bir-iki defa işyerine geldi, yapılan hazırlık fabrikanın krokisini çıkarmak, işçilerin teker teker üretimde çalıştığı noktalar, artık bunlar ne işe yarayacaksa, inanın ben bir anlam veremedim.

Toplumsal Eşitlik: Sendikanızın 29 Ocak’ta 22 fabrikada, 19 Şubatta ise kalan 19 fabrikada greve gitme kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İşyeri Temsilcisi: Sendikamızın bu kararına kesinlikle katılmıyorum. Yaptığımız bölge toplantılarında böyle bir şeyden söz edilmedi bizlere. Bize sorulmadan alınmış yanlış bir karar. Aynı gün aynı saatte bütün fabrikalarda greve gidilmesi gerekirken, metal işçilerinin kolektif gücünü kırmaya ve mücadeleyi zayıflatmaya yönelik böyle bir kararın alınması sınıf mücadelesini bölmektir. Benim yine kitaplardan öğrendiğim, patronlar sınıfına karşı verilecek sınıf mücadelesi bölünemez, sınıfın birliği ve beraberliğinin parçalanması, işçi sınıfını değil burjuvaziyi güçlendirir. Patronların bizi bölmesi anlıyorum da peki ya sendikalarımız bizi neden böler, ki üstelik adında “devrimci” sıfatını taşıyan bir sendika!

Toplumsal Eşitlik: Bu kararın, temsilciler kurulu toplantınızda ve işyeri komitenizde tartışılmadan ve hatta metal işçilerine danışılmadan, grevi bölmek amacıyla mı alındığını söylüyorsunuz?

İşyeri Temsilcisi: Evet, tam anlamıyla bu, grevi bölmeye yönelik bir karardır. Bizim bildiğimiz şey, 41 işyerinde 15 bin metal işçisi kardeşimizle birlikte aynı duygu ve düşüncelerle, aynı heyecanı yaşayarak greve gitmekti. Öğrendiğim bir şey varsa, o da, sınıf mücadelesi tarihinde grevi bölmeye kalkışmanın karşı-devrimcilik olarak tanımlandığı.

Toplumsal Eşitlik: Sendikanız patronlara MESS’ten ayrılma çağrısında bulunmuştu. Metal bürokratlarının tek bir hedef olarak MESS’i hedeflemesini, patronlara MESS’ten ayrılma çağrısı yapmasını ve dolayısıyla da işçilerin ortak mücadelesini zayıflatacak böylesi bir çağrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İşyeri Temsilcisi: Bir metal işçisinin tekstil işçisinden, gıda işçisinden, maden işçisinden vb. hiçbir farkı yok. Tüm sektörlerde çalışan işçiler aynı sınıfın kardeşleri, dolayısıyla mücadele ettiğimiz sınıf da aynı, yani burjuva sınıfına karşı mücadele. İşçi sınıfını sendikalarda işkollarına göre bölerek örgütlenmemiz zaten baştan sona yanlış. İşçi sınıfı olarak bir bütün olarak örgütlenmemizin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırıp yeni bir örgütlenme inşasını gerçekleştirmeliyiz.

Sendika bürokratlarının mücadeleyle, işçi sınıfıyla bir alakaları olsaydı böyle bir çağrıda bulunmaz, metal işçilerinin mücadelesini sönümlendirmezlerdi. Onlar, grevin yasaklanmasından sonra direnen metal işçilerine de “işinize geri dönün, iş başı yapın” çağrısında bulundular. Bir şeyi daha söylemek istiyorum: Sınıf mücadelesi tek tek patronlara karşı mücadele etmek değildir, patronların tamamını temsil eden burjuva sınıfına karşı istediğimiz haklar kazanılıncaya kadar mücadele etmek demektir.

Toplumsal Eşitlik: Bildiğiniz gibi, grevin ertesi günü, Bakanlık Kurulu “milli güvenlik” gerekçesiyle grevinizi 60 gün erteleyerek grevi yasaklama kararı aldı. Bu, daha önce başka örneklerde olduğu gibi, grev hakkınızın elinizden alındığı anlamına geliyor. Sendika, hükümetin bu kararının beklenmesine rağmen öncesinde ne yaptı? Sendikanın grev yasağına karşı “hukuki yollardan mücadele”yi benimsemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

İşyeri Temsilcisi: Grevden önce yaptığımız bir toplantıda, Bakanlar Kurulu’nun engeline takılıp grevimizin yasaklanacağı dile getirilmişti, ancak grev yasağı karşısında somut olarak bir mücadele programından söz edilmedi. Şu bir gerçek ki, sendika grev yasağına boyun eğmiştir. Sol-sosyalist basından takip ettiğim kadarıyla, grev yasağını tanımayan birkaç işyerinde sınıf kardeşlerimiz mücadeleyi sürdürmek istemiş, buna sendika yöneticilerimiz engel olarak iş başı yapmaları konusunda çağrıda bulunmuştur.

Çalıştığım işyerinde grev heyecanını daha 24 saat yaşamadan şirketin MESS’den ayrıldığı ve % 23’lük bir zam yapacağı haberinin ardından şube başkanımız tarafından greve son verilmesi kararı verildi. Bizler fabrikanın önünde beklerken anlaşmanın içeriğini detaylıca bilmeden ve yazılı bir şekilde görmeden anlaşma sağlanmasına bir anlam veremedik. Patronun teklifi bizlere iletilip olumlu-olumsuz bir fikir alınmalıydı, hatta gerekirse oylama bile yapabilirdik. Şunu da belirtmeliyim ki, anlaşmanın üzerinden bir aya yakın zaman geçti ve biz hala sözleşmeyi göremedik, zamlarımızı alamadık. Sendikanın bahsettiği “şeffaflık”, “işçi iradesi” bunun neresinde sormak istiyorum.

Size şöyle söyleyeyim, örgütsüz ve bilinçsiz bir işçi, hakkını hukukunu hukuki yollardan arayabilir, bunu anlayışla karşılarım. Ama binlerce işçinin örgütlü olduğu bir sendikanın, işçi sınıfının hak ve taleplerini, özellikle yasalarda var olan ancak somut olarak kullanamadığımız grev hakkımızın yasaklanması karşısında, mücadelemizi hukuki mücadeleye indirgemesini doğru bulmuyorum. Biz bu hakkımızı hukuki yollardan kazanmadık ki hukuki yollardan mücadele edelim. İşçi kitaplarında grev hakkımızın nasıl kazanıldığı yazıyor. Kavel işçileri anayasada yer alan ama uygulanmayan grev hakkını nasıl ki direnerek kazandıysa, bizler de aynı şekilde, onların yolunda ilerleyerek, fabrika işgalleri ve işçi direnişleriyle grev hakkımızın elimizden alınmasının karşısında durmasını bilmeliyiz.

Toplumsal Eşitlik: MESS’den ayrılan kimi işyerlerinde toplu sözleşmeler imzalandı. Ortada işçi sınıfının bilinci, birliği ve mücadelesi adına bir kazanım olduğunu düşünüyor musunuz?

İşyeri Temsilcisi: Grevimiz uyuyan işçi sınıfının birliği ve beraberliği adına bir adım ve bir kazanım olabilirdi. Yalnız daha baştan biz metal işçileri kendi aramızda birlik ve beraberlik içerisinde hareket edemedik ve bu, sendikamızın grevi bölmesi sayesinde oldu. Arkasından biliyorsunuz, Bakanlar Kurulu’nun “milli güvenlik” bahanesiyle grevimizi yasaklaması kararı var ki bu karar karşısında sendikamız soluğu Danıştay’da aldı. Toplu sözleşme bağlamında baktığımızda ise, greve çıkış nedeni olan taleplerimizin bir tanesinin bile toplu sözleşmede yer aldığı söylenemez. Ücretlerimizde her ne kadar kısmi iyileştirmeler olsa da hayat pahalılığı, zamlar ve borçlarımız göz önünde bulundurulduğunda ücretlerimizdeki artışların gerçekte bir karşılığı yoktur. Düne kadar 2 yıllık dönemi kapsayan toplu sözleşmeyi MESS’in yapmak istediği 3 yıllık teklif yerine, ayrılan patronlarla 2 yıllık olarak imzalandı bu sözleşmeler de.

Toplumsal Eşitlik: Size göre, burjuva (CHP) ve küçük-burjuva (Birleşik Haziran Hareketi) muhalefeti desteklediği bilinen sendika yönetiminin tavrının, yaklaşan seçimler ile ilişkisi var mı?

İşyeri Temsilcisi: Sol-sosyalist basından takip ettiğim kadarıyla, sendikamız genel başkanı Adnan Serdaroğlu’nun BHH’yi destekleyenler arasında adının geçtiğini ve desteklediğini biliyorum. Başkanımızın geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu makamında ziyaret etmesinin grevin yasaklanmasının ardından ve yaklaşan seçimler öncesinde gerçekleşmesinin bir anlamı, bir ilişkisi vardır elbette. Ne de olsa sendika başkanlarımız son kariyerlerini CHP’den milletvekili seçilerek sürdürüyorlar.

Toplumsal Eşitlik: Mevcut partilerin işçi sınıfının çıkarlarını savunduğunu düşünüyor musunuz?

İşyeri Temsilcisi: Gerek genel seçimlerde gerekse de belediye seçimlerinde ilkesel olarak hiçbir partiye oy vermiyorum, çevremdeki insanlar tarafından “boykotçu” olarak bilinirim. İşçi sınıfından söz etmeyen, işçi sınıfının mücadelesinin yanında olmayan, taşeronlaştırma-güvencesiz çalıştırmaya itiraz etmeyen, işçi katliamları karşısında seyirci kalan, Meclis’te geçirdikleri kanunlarla işçi sınıfının haklarının gasp edilmesinde ortak olan partiler işçi sınıfını temsil etmiyorlar. Onlar, sermaye sınıfını temsil etmekte ve çıkarlarını savunmaktadır. AKP hükümetinin politikalarına karşı çıkan muhalefet partileri, Bakanlar Kurulu grevimizi yasakladığında neredeydiler, hangi muhalefeti yaptılar? İktidarın bizim çıkarlarımızı savunmadığı çok açık ve net, muhalefet ve diğer partilerin de bizim çıkarlarımızı savunmadığını düşünüyorum. Okuduğum bir kitapta 1917 Ekim Devriminin gerçekleşmesinde işçi sınıfına önderlik eden Bolşevik partiden söz ediliyordu. İşte böyle bir partiye ihtiyacı var işçi sınıfının.

Toplumsal Eşitlik: Genel olarak metal grevi süreci sizin için nasıl bir deneyim sağladı?

İşyeri Temsilcisi: Ben bu grev sürecinde sendikamızın neler yapabileceğini ve neler yapamayacağını çok iyi anladım. Sendikalarımıza güvenerek işçi iradesine dayanmadan alınan kararları sorgulamamamız büyük bir hataydı bizim için. Bu süreçte, sendika yöneticilerinin aldığı kararları sorgulamamız ve işçi iradesine dayanan kararları uygulamaya sokmak için mücadele etmemiz gerektiğinin bilincine vardım. Örgütlenme ve karar alma süreçlerinde işçi komitelerini aktifleştirerek sendikalarımızda egemen olan sendikal bürokrasinin önüne geçmeli, onu aşmalıyız. Bunun, yeni, kitlesel ve militan bir taban örgütlenmesinin olması gerekiyor.

Toplumsal Eşitlik: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İşyeri Temsilcisi: Bizim bu yaşadıklarımız, aynı daha önce Tekel, THY ve Şişecam gibi süreçlerinde olduğu gibi, “sendikal” denilen mücadelelerin aslında siyasi mücadeleler olduğunu gösteriyor. Ama bu mücadelede patronlarla eşit koşullarda değiliz. Onların siyasi iktidarları, partileri var. Devletin yargısı, polisi onların hizmetinde. En önemlisi, sendikalar da onların istekleri doğrultusunda davranıyor. Yani bizim, tüm dünyada insanca yaşayabileceğimiz bir düzen uğruna sermayeye karşı mücadelede başarılı olabilmemiz için kendi partimizi ve militan taban örgütlerimizi yaratmamız gerekiyor.

İşçi sınıfının önderi, teorisyen ve komünist yazar Karl Marx’ın aklımdan hiç çıkmayan şu cümlesiyle sözlerimi noktalamak istiyorum: “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir