İşçi sınıfı eksenli sosyalist duruş sahte solcuları çileden çıkarıyor

Yazdır

Sosyalist Eşitlik’in 24 Haziran seçimleri üzerine açıklaması ve HDP’nin ikinci turda “Millet İttifakı”nı destekleyeceğini ilan etmesi hakkında yaptığı değerlendirme, sosyal medyada çok sayıda öfkeli tepki mesajı aldı.

Buradaki “tepki mesajları” ifademiz kimseyi yanıltmasın. Zira bu mesajlarda, yazdıklarımıza yönelik herhangi bir eleştiri ya da oralardaki tek bir sözcüğün bile yanlış olduğunu gösteren bir ifade bulmak mümkün değil. Yazılarımızda gözler önüne serdiğimiz olgulara/gerçeklere hiçbir şekilde değinmeyen kısa ifadelerden oluşan bu yorumlar, olağanüstü bir siyasi geriliğin ve ahlaki çürümüşlüğün ifadesi hakaretlerden, karalamalardan ve iftiralardan ibaret.

Genellikle Kürt halkının demokratik haklarını savunduğumuz; savaşa ve devletin Kürtlere yönelik saldırılarına karşı çıktığımız için Türk faşistlerinden aldığımız bu lümpen tepkilerin, tek tek yanıt verilmeyi hak etmedikleri ortada. Bununla birlikte onlar, birlikte ele alındıklarında, işçi sınıfına ve sosyalizm mücadelesine derinlemesine düşman bir bakış açısını temsil ettikleri için kimi önemli toplumsal ve siyasi konuları ele almamıza olanak sağlıyorlar.

CHP’nin önderlik ettiği “Millet İttifakı”nı ve devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turunda onun adayını destekleyeceğini açıklayan HDP’yi savunan kesimlerden gelen bu tepkilerde, tek bir düşünce kırıntısının bile olmaması, ilk olarak, küçük burjuvazinin bu hali vakti yerinde ve sözümona “solcu” kesimlerinin gerçekler karşısındaki çaresizliğinin ifadesidir.

Bu Kürt milliyetçisi ve sahte sol çevreler, bizim emperyalizme ve onun hizmetindeki tüm burjuva partilerine yönelik siyasi teşhirlerimize tek satır yanıt veremezken, bu partileri desteklemenin işçi sınıfına ve sosyalizm mücadelesine nasıl bir katkısı olacağını açıklama zahmetine girmiyorlar.

Aslına bakılırsa, bir bütün olarak emperyalizmin ve burjuva muhalefet partilerinin arkasında hizaya geçen sahte solcu önderlikleri tarafından burjuva bilinciyle zehirlenmiş bu kin kusan bireylerin, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesi ile herhangi bir ilişkileri ya da böyle bir dertleri bulunmuyor.

Sözde karşı olduklarını iddia ettikleri AKP’li ve MHP’li medya tetikçileri ile aynı ifadeleri kullanan bu bireylerin bazıları, emperyalizme, AKP iktidarına ve egemen sınıfa karşı işçi sınıfı merkezli tek bağımsız enternasyonalist sosyalist duruşu sergileyen Sosyalist Eşitlik’i bir “ajan oluşum” olmakla ve “Erdoğan’ın kalmasını istemek” ile suçluyor ama buna tek bir kanıt (hatta belirti) bile gösteremiyorlar.

Nasıl göstersinler ki? Sosyalist Eşitlik‘in ve onun temsil ettiği Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin siyasi sicilinde, emperyalizme ve onun her türden savunucusuna (Stalinizm, sosyal demokrasi, burjuva ve küçük burjuva milliyetçisi akımlar, Pablocular, sahte sol vb.) karşı, dünya sosyalizmi uğruna uzlaşmaz bir mücadeleden başka bir şey bulunmuyor.

Buna karşılık, bize bu iftiraları atanların savundukları siyasi akımların tüm tarihi, emperyalizm ve egemen sınıfın şu ya da bu hizibi ile kirli pazarlıklarla ve işbirlikleriyle doludur.

Geçmişin deneyimlerini hiçe sayan, dün sözde “karşı” olduklarını iddia ettikleri akımlarla bugün “ittifak” kuran Kürt milliyetçilerinin ve sahte solcuların bağnaz izleyicilerine, AKP iktidarının bugüne kadar iktidarda kalabilmesinin başlıca sorumlusunun, şimdi onun sözde “demokratik” alternatifi olarak pazarlanmaya çalışılan burjuva partileri (CHP ve HDP) olduğunu ve bizzat kendilerinin yıllarca (ve hala) “Erdoğan’a destek veren” partileri savunduklarını hatırlatmakta yarar var.

CHP’nin, cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar uzanan ve işçi sınıfına ve Kürt halkına yönelik zulümle damgalanan suçlarını ve işbirliklerini bir yana bırakarak, daha yakın geçmişten birkaç örnek verelim: AKP’nin işçi sınıfı ve demokrasi karşıtı politikalarına yıllar boyunca doğrudan ya da dolaylı destek verenler CHP ile HDP (ve önceli Kürt milliyetçisi partiler) değil miydi? Gezi Parkı protestolarının işçi sınıfına ve Kürtlerin yaşadığı bölgelere yayılmasını engelleyerek yenilgiye uğratılmasında, CHP ile BDP ve onların “işçi kolu” işlevi gören sendikalar başrolü oynamadı mı? HDP, sahte “barış süreci” adına AKP ile ittifak kurmadı mı? Bizzat Abdullah Öcalan, “İktidarda kalmasını sağlayan benim” dediği Erdoğan ile birlikte yeni-Osmanlıcı hayaller kurmadı mı? 7 Haziran 2015’teki seçimlerin ardından, Erdoğan’a yeni bir saldırı için güç toplama fırsatı verecek şekilde, AKP ile haftalarca koalisyon görüşmeleri yapan CHP değil miydi? AKP’nin ezici çoğunlukla Kürt nüfuslu kentleri ve kasabaları yerle bir eden, binlerce sivilin ölümüne, yüz binlercesinin yerinden yurdundan edilmesine yol açan askeri operasyonları (CHP’nin açık desteğiyle) başlattığı o dönemde “seçim hükümeti”ne bakanlar veren ve 1 Kasım seçimlerinden önce AKP ile koalisyon kurabileceğini açıklayan HDP (Selahattin Demirtaş) değil miydi?

Peki ya CHP’nin, Irak ile Suriye’deki askeri müdahalelere yasal gerekçe sağlayan bütün savaş tezkerelerine ve milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına verdiği desteği; hem CHP’nin hem de HDP’nin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında “bekle, gör” tavrı alarak Erdoğan’ın yeniden saygınlık kazanmasının önünü açmış olmalarını ya da 16 Nisan referandumunun hileli sonuçlarına yönelik halk muhalefetini dizginleyip sonuçları meşrulaştırmalarını ne yapacağız?

Bize iftiralar ve hakaretler yağdıran lümpenler, “barış ve demokrasi savunucusu” ilan ettikleri CHP’nin ve HDP’nin, Irak’ın ardından Suriye’yi hedefleyen ve bu toplumların yıkıma uğramasına, yüz binlerce insanın ölümüne ve milyonlarcasının sığınmacı konumunda başka ülkelere göç etmek zorunda kalmasına yol açan emperyalist savaşlara verdikleri destek konusunda ne düşünüyorlar? Peki onlar, HDP’nin ikinci tura kalması durumunda destek vereceğini açıkladığı Meral Akşener’in 1990’ların karanlık günlerinde içişleri bakanlığı yapmış Türk milliyetçisi bir faşist; Saadet Partisi’nin devlet başkanlığı adayı Temel Karamollaoğlu’nun da Sivas katliamının başlıca suç ortaklarından bir şeriatçı olduğunu bilmiyorlar mı? Onlar, Türkiye’de bulunan 3,5 milyon dolayında Suriyeliyi sınır dışı etme sözü veren “Millet İttifakı”nı ve adaylarını desteklediklerinde, bu sözün yerine getirilmesiyle ortaya çıkacak insanlık suçunun ortağı olmayacaklarını mı sanıyorlar?

Bu sorulara verecekleri yanıtlar ne olursa olsun, Sosyalist Eşitlik‘e yönelik bu lümpen saldırılar, küçük burjuvazinin sözde “solcu” kesimlerinin, derin ekonomik ve toplumsal kriz ortamında emperyalist sistemi savunmak ve kapitalist sömürüden nemalanmak için, nasıl bir anda faşistlerden ayırt edilemeyen yöntemlere başvurabileceği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Kürt milliyetçilerinin ve onların kuyruğundaki sahte solcuların Sosyalist Eşitlik‘e yönelik saldırısı, özünde, emperyalizmin ve uşaklarının enternasyonalist sosyalist devrimci (Troçkist) bir perspektifin, programın ve önderliğin işçi sınıfı içinde kök salması olasılığı karşısında duyduğu korkunun ifadesidir.

Washington’da, Berlin’de, Londra’da ve Paris’te emperyalist hükümetlerin ve düzen kurumlarının temsilcileriyle kirli pazarlıklar içinde olan ve Türkiye’de başta TÜSİAD olmak üzere egemen sınıfın temsilcileriyle görüşmek ve onların desteğini almak için taklalar atan bu gerici güçlerin neler yapabileceğini önceden görmek için, onların uluslararası ortaklarının yaptıklarına bakmak da yeter.

CHP, HDP ve onların kuyruğundaki sahte sol ile onların kardeş partileri, ABD’de önce Barack Obama’nın “değişimin adayı” olarak ABD başkanı olmasını desteklediler, ardından da yine Demokratik Parti’den Hillary Clinton’a karşı kendinden menkul “sosyalist” Bernie Sanders’in ABD başkanlığı adaylığı için kampanya yürüttüler. Obama, iki dönemlik görev süresi boyunca emperyalist savaşı ve katliamları genişletmekle ve 2008 krizinin ardından işçi sınıfından mali oligarşiye görülmemiş bir servet aktarımına başkanlık etmekle kalmadı; yarattığı yaygın nefret sayesinde Trump gibi faşizan bir milyarderin yönetime gelmesinin de önünü açtı. Sahte solun “siyasi bir devrim” başlatacağını iddia ettiği Sanders, Clinton’ı desteklediğini açıklayarak başkan adaylığı yarışından çekildikten sonra, Başkan Trump’ın gerici milliyetçi ve göçmen karşıtı politikalarına destek vereceğini açıkladı.

HDP’nin ve sahte solun emperyalizm yanlısı gerici rolünün bir diğer örneği, doğrudan parçası oldukları Yunanistan’daki Syriza deneyimidir. HDP’nin ve Türkiye sahte solunun göklere çıkardığı ve arkasında hizaya geçtiği Aleksis Çipras önderliğindeki Syriza, AB’nin kemer sıkma programına karşı çıkma sözüyle iktidara geldi ve çok kısa bir süre içinde önceki sosyal demokrat ve muhafazakar hükümetlerinkinden bile daha ağır bir kemer sıkma programı uygulamaya koydu. Yunanistan işçi sınıfına ağır bir darbe indiren Syriza, AKP iktidarı ile birlikte AB’nin sığınmacı karşıtı önlemlerinin uygulayıcısı sınır polisliği görevini üstlenmiş ve Filistin halkına kan kusturan İsrail ile sıkı ilişkiler geliştirmiştir.

HDP’nin ve sahte solun Almanya’daki “kardeş partisi” Sol Parti, hükümetinin işçi sınıfına yönelik kemer sıkma politikalarını, Alman ordusunun ve polisinin güçlendirilmesini ve sığınmacı karşıtı önlemleri destekliyor; yönetiminde yer aldığı eyaletlerde, bu politikaları bizzat uyguluyor. Bu parti Alman emperyalizminin militarist dış politikaya dönmesini kararlılıkla desteklerken, sığınmacı karşıtı tavrı aşırı sağcı AfD’den bile alkış alıyor.

Sahte solun Britanya’daki “idol”ü, sağcı bir burjuva partisi olan İşçi Partisi’nin önderi Jeremy Corbyn ise, partiye başkan seçilmeden önceki “sol” söylemini bütünüyle unutmuş ve Britanya emperyalizmine hizmete soyunmuş durumda. O, Theresa May hükümetinin işçi sınıfı düşmanı ve emperyalist politikalarını sessizce onaylıyor ve mali oligarşiyi memnun ederek onun ardından iktidara gelmeye hazırlanıyor.

Sahte sol, Fransa’da, şimdi Türkiye’de piyasaya sürdükleri sözde “kötünün iyisi” propagandası eşliğinde, Emmanuel Macron’un devlet başkanı seçilmesini destekledi. Macron, işçi sınıfının haklı nefretini kazanmış olan önceki mevkidaşı Sosyalist Partili Hollande’ın işçi sınıfı karşıtı kemer sıkma ve polis devleti inşası gündemini daha da ilerletti; açık yalanlar temelinde ABD ile birlikte Suriye’ye saldırı düzenledi ve ülkeye ek askerler gönderdi.

Bu sahte sol akımların emperyalizm yanlısı işçi düşmanı karakterinin en önemli örneklerinden bir diğeri, Mısır Devrimi deneyimidir. Onlar, Hüsnü Mübarek diktatörlüğünü deviren kitlesel işçi sınıfı hareketini ilk yapılan seçimlerde Müslüman Kardeşler’in arkasına yedeklediler. Ancak işçi sınıfı Mursi yönetimine karşı harekete geçtiğinde, daha önce onu desteklemiş olan tüm sahte sol güçler, önce emperyalizm yanlısı burjuva muhalefet ittifakının, ardından da ABD destekli askeri darbenin arkasında hizaya geçtiler. Sahte solun desteğiyle iktidara gelen askeri diktatörlük altında, çoğu Müslüman Kardeşler üyesi binlerce insan katledildi ve işçi sınıfı hareketi vahşice ezildi. Sonuç, Ortadoğu’daki en kanlı rejimlerden birinin kurulması oldu.

Sahte solun ve “demokrasinin ve barışın savunucusu” CHP ile HDP’nin emperyalizm yanlısı karakteri, en açık şekilde, ABD’nin ve Britanya’nın Julian Assange’a yönelik zulmü karşısındaki sessizliklerinde özetlenmektedir. Assange’a yönelik zulüm karşısında sergilenen bu uluslararası sessizlik, egemen sınıfın, özgürce bilgi edinme, paylaşma ve iletişim hakkına yönelik devasa bir gözetim ve sansür mekanizmasını içeren polis devleti inşası gündemine verilmiş bir onaydır.

Hiç kimse hayal kurmasın! Dünya uzunca süredir emperyalist savaşlar, katliamlar, diktatörlükler sarmalına girmiş durumda ve bu sarmalın odak noktalarından biri Ortadoğu’dur. Bu, ABD emperyalizminin İran’a yönelik artan savaş hazırlıklarıyla birlikte, Türk, Kürt, Arap, Musevi, İranlı ve diğer tüm işçilerin ve gençlerin, yalnızca emperyalistlerin ve yerel egemen sınıfların çıkarları uğruna savaşlarda kitlesel olarak birbirlerini katletmeye sürüklenmeleri anlamına gelmektedir.

Sosyalistlerin görevi, işçi sınıfına egemen sınıfın iki gerici kampından birini “kötünün iyisi” olarak göstererek suç ortaklığı yapmak değil; emekçileri yaklaşan tehlikelere karşı uyarmak ve siyasi olarak hazırlamaya çalışmaktır: Kapitalizmin küresel krizinin şiddetlendirdiği uluslararası ve sınıfsal gerilim ve emperyalist savaş koşullarında, iktidara hangi hükümet gelirse gelsin, hizmetinde olduğu egemen sınıf adına işçi sınıfına düşman ve militarist bir diktatörlük kurmak zorundadır ve işçi sınıfı buna yalnızca kendi bağımsız sosyalist partisini inşa ederek ve uluslararası sınıf kardeşleriyle savaşa karşı, sosyalizm uğruna mücadelede birleşerek karşı koyabilir.

Seçim açıklamamızda belirttiğimiz gibi, sahte solun işçi sınıfını yedeklemeye çalıştığı “Bu partilerin işçilere sunabilecekleri hiçbir şey yoktur. Onlar, AKP’nin olağanüstü hali altındaki kitlesel tutuklamaları ve temel demokratik haklara yönelik saldırıları eleştirseler de, iktidara gelmeleri durumunda, aynı polis devleti aygıtını, Erdoğan kadar acımasız şekilde işçilere karşı kullanacaklardır. Onların milliyetçi politikaları, yalnızca, Suriye’de, Irak’ta ve tüm bölgede tırmanan savaşların önünü açacaktır.”

Şimdi, Türkiye’de ve uluslararası ölçekte, sıra işçi sınıfında. Sosyalist Eşitlik grubu, DEUK’un emperyalizme ve işçileri iflas etmiş milliyetçi bir perspektife bağlamış olan Stalinist ve Pablocu güçlere karşı kesintisiz mücadelesi temelinde, bölgedeki tüm işçilerin (Türk, Kürt, Arap, İranlı, Musevi ve diğerleri) mücadelelerini birleştirmek için mücadele etmektedir. İşçilerin karşı karşıya olduğu temel görev, emperyalizme ve “kendi” yerel burjuvazilerine karşı devrimci bir mücadelede, savaş yönelimine ve Ortadoğu’nun emperyalist yağmasına son vermektir

… İleriye giden yol, Ortadoğulu işçilerin yükselen mücadelelerini, sınıf kardeşlerinin uluslararası ölçekte sürdürdüğü savaş karşıtı devrimci sosyalist bir işçi hareketinin inşası mücadelesi ile birleştirmektir.

 

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Türkiye şubesi olarak Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşa etme mücadelesi veren Sosyalist Eşitlik, tam da bu yüzden emperyalizmin ve egemen sınıfın sahte solcu savunucularının ortak nefretini kazanmaktadır.

Bize şimdilik iftiralar ve hakaretler ile saldıranların, sınıf mücadelesi keskinleştikçe daha ileri gideceklerini biliyoruz. Ancak tüm bu çabalar, yalnızca, bizim uluslararası işçi sınıfının bağımsız siyasi çıkarlarına ve sosyalist devrim mücadelesine sarsılmaz ve ilkeli bağlılığımızı pekiştirecektir.

Bolşeviklerin onurlu mirasını sürdüren Sosyalist Eşitlik, siyasi dayanışma içinde olduğu dünya Troçkist hareketi DEUK’un öncülük ettiği emperyalizm ve savaş karşıtı sosyalist çizgiyi işçi sınıfı içinde geliştirmeye ve bu köhne kapitalist düzeni savunmaya adanmış tüm partileri ve akımları acımasızca teşhir ederek işçi sınıfını ve gençliği yaklaşan şiddetli sınıf çatışmalarına ve kitlesel devrimci mücadelelere hazırlamaya aynı kararlılıkla devam edecektir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares