İrlanda Paskalya Ayaklanması’nın yüzüncü yılı – II. Bölüm

Bu yazı, İrlanda’daki Paskalya Ayaklanması üzerine üç bölümlük bir yazı dizisinin ikinci bölümüdür. İlk bölüme buradan ulaşabilirsiniz.

Connolly, İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi’nin 1896’da kurulmasından itibaren, İrlanda’nın Britanya emperyalizmi tarafından tarihsel ezilmesi nedeniyle İrlanda milliyetçiliğine başvurulmasına gereken önemi verirken, burjuva milliyetçiliğinin işçi sınıfının ve kır yoksullarının karşı karşıya olduğu yoksulluğa ve sömürüye son verme konusundaki yeterliliği hakkında herhangi bir yanılsamanın ölümcül karakteri üzerine uyarıda bulunmuştu.

Connolly, 1897’de yazılmış olan “Sosyalizm ve Milliyetçilik”te, izleyicilerinin uğruna mücadele etmesi gereken cumhuriyet türünü özetledi. O, “ulusal birlik” adına orta sınıfa ve burjuvaziye herhangi bir uyarlanmaya karşı uyarıda bulunuyordu. Uğruna mücadele ettiği cumhuriyetin, “seçilmiş bir başkana sahip kapitalist monarşinin İngiltere’nin anayasal başarısızlıklarının gülünç bir taklidini yaptığı” Fransa’daki ya da “paranın gücünün özgürlük biçimleri altında yeni bir zorbalık kurduğu” Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi olmadığını savunan Connolly, şöyle devam ediyordu: “İngiliz ordusunu yarın defedip Dublin Kalesi’ne yeşil bayrağı çekseniz bile, Sosyalist Cumhuriyet’in örgütlenmesine girişmedikçe, çabalarınız boşuna olacaktır. İngiltere hala size hükmedecek. O, kapitalistleri, toprak sahipleri, bankerleri; bu ülkeye kök saldırdığı ve annelerimizin gözyaşlarıyla ve şehitlerimizin kanıyla suladığı bütün ticari ve bireyci kurumları aracılığıyla size hükmedecektir.”

1914 sonrasında, İkinci Enternasyonal’in ihaneti nedeniyle işçi sınıfının uğradığı korkunç yenilgi karşısında, Connolly’ye özgü bu duruş zayıflayacaktı. O, faaliyetini, İrlandalı Gönüllüler ile bir ittifak arayışına odakladı.

Üyeleri kent işçilerinden ve yoksul kır nüfusundan gelen İrlandalı Gönüllüler’in en iyi unsurlarının desteğini kazanmaya çalışmakta ilkesel olarak yanlış bir şey yoktu. Onların birçoğu, Britanya emperyalizmine ve onun savunduğu sosyal düzene yönelik güçlü bir nefretle doluydu. Fakat Connolly’nin yönelimi, her şeyden önce, bağımsız, kapitalist bir İrlanda’nın kurulması perspektifine yönelik önceki eleştirisinin önemini azaltan siyasi nitelikte tavizler içeriyordu.

Özgürlük Salonu dışındaki İrlanda Yurttaş Ordusu bölüğü

1867 Fenian ayaklanmasına önderlik etmiş olan İrlandalı Gönüllüler içindeki İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği (IRB) hizbi, Eylül 1914’te, savaş sırasında bir askeri ayaklanmadan yana olduğunu savundu. IRB, Britanya kıtadaki savaş ile uğraşırken, çatışmanın kusursuz bir fırsat sunduğunu ve Alman zaferi olasılığının Avrupa’daki güçler dengesini yeniden tanımlayacağını ileri sürüyordu. Gönüllüler, büyük çoğunluğun Britanya’nın savaş çabalarını destekleyen John Redmond’un önderliği altındaki Ulusal Gönüllüler’e katılmasıyla, iki hizbe bölündü. IRB önderliğindeki hizip İrlandalı Gönüllüler ismini sürdürüyor ve yaklaşık 15.000 savaşçıyı elinde tutuyordu.

Mayıs 1915’te, Thomas Clark ile Patrick Pearse’nin dahil olduğu bir grup IRB önderi, ayaklanma planını geliştirmek üzere bir Askeri Komite oluşturdu. Pearse, şu ünlü açıklamayı yaptı: “Bizler, silah düşüncesine, silahların görüntüsüne ve silahları kullanmaya alışmalıyız. Başlangıçta hatalar yapabilir ve yanlış insanları vurabiliriz, ama kan akıtma, temizleyici ve kutsayıcı bir şeydir ve onu nihai dehşet sayan bir ulus erkekliğini kaybetmiştir.”

Patrick Pearse

Connolly, IRB gibi, Britanya egemenliğine karşı ülke genelinde bir ayaklanmanın Dublin’de eylem başlatarak tetikleneceğine inanıyordu. O ayrıca, onların, İrlanda’nın bağımsızlığını sağlamada, zafer kazanmış bir Almanya’nın, gerçeğe dönüştürmekte başarısız olmuş işçi sınıfı önderliğindeki uluslararası devrimci hareket için kısmen bir ikame güç olarak oynayacağı rol konusundaki yanılsamalarını da paylaşıyordu. Connolly’nin Özgürlük Salonu genel merkezi dışına asılmış olan ve sıkça anılan, “Bizler Kral’a ya da Kayser’e değil İrlanda’ya hizmet ediyoruz” pankartına rağmen, Aralık 1915’te, İrlanda Yurttaş Ordusu (ICA) talimi sırasında “Almanlar Savaşı Kazanıyor, Bizim Çocuklar” adlı şarkıyı söyleyerek yürüyordu.

Connolly, Alman Sosyal Demokratlarının savaşın patlaması konusunda kendi burjuvazilerine verdikleri desteği meşrulaştırmaya yönelik propagandasının bir yankısı anlamına gelecek şekilde, Rusya ile Almanya arasındaki çatışma üzerine şunları yazıyordu: “Eğer Alman zorbası ile Rus otokratı arasında bunlardan birinin güçlenmesi konusunda tercih yapmak zorunda olsaydık, akılcı seçim Alman tarafı olurdu. Çünkü Alman halkı, her türlü ilerici etkiye duyarlı ve onların kendi yerel zorba yönetimlerinden kurtuluşu için hızla silahlar yapan yüksek düzeyde uygarlaşmış bir halktır. Oysa Rus İmparatorluğu Asya’nın derinliklerine kadar uzanır ve büyük ölçüde uygarlığın ilk yumuşatıcı etkisini henüz duyumsamamış olan milyonlarca barbar arasından toplanmış bir orduya dayanır. Alman düşüncesi dünyadaki en iyi düşüncedir; Alman etkileri dünyanın umutlarını sonsuza değin şekillendirmiştir. Oysa Rusya’daki en iyi düşünce ve umutlar, birkaç gün önce Rusya’nın en kötüsü tarafından kana boğuldu.” (James Connolly, “Alman militarizmi üzerine”, İrlandalı İşçi, 22 Ağustos 1914)

Bu yanlış çözümleme, açık bir şekilde, Almanya’daki SPD’nin savaşa desteğini meşrulaştırmak için kullandığı propagandayı yansıtıyordu. Bunun tümüyle yanlış bir tahmin olduğu, sonraki olaylar sürecinde de kanıtlandı. Bu kanıt, işçi sınıfının savaşa karşı devrimci mücadelelerinin en yüksek siyasi ifadesini Bolşeviklerin Ekim 1917’de iktidarı ele geçirmesinde bulduğu “gerikalmış Rusya”dan çıktı.

Connolly ve milliyetçi önderler

İrlanda Britanya emperyalizmi tarafından ezilen bir ülke olarak kalmasına rağmen, kapitalizm öylesine gelişmişti ki, karşıt sınıfsal çıkarlar, ifadesini, işçi sınıfının İrlanda burjuvazisinden siyasi bağımsızlığını güvence altına almasında, emperyalizme karşı sosyalizm uğruna mücadele etmesinde bulmak zorundaydı.

Connolly’nin büyük gücü, Britanya’nın İrlanda üzerindeki sömürgeci egemenliğini kırmanın ve ulusal demokratik görevleri gerçekleştirmenin, işçi sınıfının başı çekmesini gerektirdiğini kavramış olmasıydı. Onun bir siyasi partiden çok bir milis grubu olan ICA’da örgütlenmiş izleyicileri, silah zoruyla bir İrlanda işçi cumhuriyeti kurma uğruna savaşma sözü vermişlerdi. Ancak bu cumhuriyetin doğası tanımlanmamış olarak kalacak ve ICA’nın işçi sınıfı kadrosu, açık bir biçimde karşıt bir siyasi perspektif ve önderlik olmaksızın, milliyetçi mücadeleye yön veren küçük-burjuva ve burjuva güçlere tabi kılınacaktı.

Connolly, kimi kesimleri Britanya egemenliğine karşı bir ayaklanmayı destekleme düşüncesi hakkında suskun ve hatta buna açıkça düşman olan milliyetçilerin kararsızlığına ilişkin hayal kırıklığını defalarca ifade etmişti. O, birçok kez, bir isyanda ICA’ya tek başına önderlik etme sözü verdi. Fakat sonunda, Ocak 1916’da, milliyetçilerin hakim olduğu Askeri Komite’ye altıncı üye olarak katıldı. O, ayaklanma sırasında askeri komutan olacaktı.

Onun müttefiklerine yönelik eleştirisi, onların sınıfsal konumuna daha az, savaşmayı reddetmelerine daha çok odaklanmış hale geldi. O, İngiliz egemenliğine yönelik 1798’deki Birleşik İrlandalılar isyanı ile başlayan önceki meydan okumaların, büyük ölçüde, önderlerinin kararsızlığı nedeniyle başarısız olduğunu yazıyordu. Connolly, ayaklanmadan sadece haftalar önce İşçi Cumhuriyeti’nde yayımlanan “Mart Günleri” yazısında, şunları yazıyordu: “Mart 1867’deki Fenian Ayaklanması, aynı 1798 Birleşik İrlandalılar ve 1848 Genç İrlandalılar ayaklanmalarında olduğu gibi, önderler bulunmaz fırsatın uçup gitmesine izin verdiği için başarısızlığa neredeyse mahkumdu ve kalkışmaları başladığında, geç kalınmıştı…

“Bu Mart günlerinde, bireyler gibi kuşakların da nihai haklılıklarını ya da kınamalarını, neyi başarıyla tamamlamış olduklarından çok, neyi arzuladıklarında ve elde etmeye kalkışmayı göze aldıklarında bulacaklarını akılda tutalım. Yüce ve kutsal bir şeyi başarma girişiminde öldürülmüş olan kuşak ya da birey, bu nedenle yüce ve kutsaldır. Bir zirveye ulaşmayı amaçlayan kuşak ya da birey, bedeni onun altındaki çamurda çiğnenecek olsa bile, ruhunu saldırılamaz şekilde o zirvenin üstüne yerleştirir.”

Connolly’nin, önceki milliyetçi hareketlerin geleneği doğrultusunda yaşamlarını feda etmeye hazır kahraman bir kuşak çağrısı, işçi sınıfı ile burjuvazinin karşıt hedefleri arasında ayrım yapmıyordu. Sonraki deneyimin trajik bir şekilde gösterdiği gibi, onun, Britanya emperyalizmine karşı mücadelede İrlandalı Gönüllüler’in önderliğindeki milliyetçilere güvenilir müttefikler haline gelmeleri yönünde baskı yapılabileceği ve Alman emperyalizminin gerekli uluslararası desteği sağlayacağı inancının yanlış olduğu kanıtlanacaktı. Milliyetçi hareket içindeki derin bölünmeler Paskalya Ayaklanması’nı felce uğratırken, Alman askeri yardımı, silahları taşıyan geminin Kraliyet Donanması tarafından batırılmasının ardından asla ulaşmamış olan tek bir silah sevkiyatıyla sınırlı kaldı.

Ayaklanma

Paskalya Ayaklanması, savaşın gelişmesinin hızlandırdığı daha genel bir işçi sınıfı radikalleşmesinin bir ifadesiydi. Ayaklanma, Britanya’nın 4 Ağustos 1914’te Almanya’ya savaş ilan etmesinden sadece bir buçuk yıl sonra, İrlanda halkının kayda değer kesimlerinin duygularının Britanya egemenliğine giderek artan oranda düşman hale geldiği sırada gerçekleşti.

John Redmond önderliğindeki İrlanda Parlamenter Partisi, onlarca yıldır, anayasal bir sürecin parçası olarak bir İrlanda parlamentosunun kurulması beklentisini koruyordu. Ona olan destek, özellikle Britanya hükümetinin özerk yönetim bağışlamayı İrlanda’da zorunlu askerliğin kabul edilmesine bağlama girişiminin ardından sert biçimde düştü. Toplumsal ilişkiler öylesine gergindi ki, zorunlu askerlik Şubat 1916’da Britanya’da uygulamaya konduğunda, İrlanda dışta tutulmak zorunda kalınmıştı.

Paskalya Bayramı’nda, 24 Nisan 1916 Pazartesi günü, isyancı güçler Dublin’deki önemli binaları ele geçirip barikatlar kurdular. İsyancıların karargahı haline gelmiş olan Merkez Postanesi’ndeki resmi bir törende, öğlen saat 12.04’te, Patrick Pearse tarafından İrlanda cumhuriyeti ilan edildi.

Paskalya Ayaklanması bildirgesi

Pearse, Merkez Postanesi’nin merdivenlerinden şu satırları okudu: “İrlandalıların İrlanda’nın sahipliği ve yazgısı üzerinde sınırsız denetim hakkının mutlak ve vazgeçilmez olduğunu ilan ediyoruz. Bu hakkın uzun süredir yabancı bir halk ve hükümet tarafından gasp edilmiş olması onu ortadan kaldırmamıştır. O, İrlanda halkının imha edilmesi dışında asla ortadan kaldırılamaz. İrlanda halkı, her kuşakta, ulusal özgürlük ve egemenlik hakkını iddia etmiş; bunu, son üç yüz yıl boyunca, altı kez silahlı olarak ileri sürmüştür. Dünyanın huzurunda bu temel hakta ısrar eden ve onu bir kez daha silahlı olarak savunan bizler, burada, Egemen Bağımsız bir Devlet olarak İrlanda Cumhuriyeti’ni ilan ediyoruz. Bizler, yaşamlarımızı ve silah yoldaşlarımızın yaşamlarını, onun özgürlüğü, refahı ve uluslar arasında yükseltilmesi davasına adıyoruz.”

Bildirge, geçici hükümetin yedi üyesi tarafından imzalanmıştı: Pearse, Connolly, Tom Clarke, Thomas MacDonagh, Joseph Plunkett, Sean Mac Diarmada ve Eamonn Ceannt. O, “Avrupa’daki cesur müttefikler”den söz ederek, Almanya’nın İrlanda’nın yardımına geleceği yönünde sürmekte olan inancı yansıtıyordu.

Bildirge, erkeklere ve kadınlara genel oy hakkı tanıyordu. “Tüm yurttaşlar için dini ve sivil özgürlük, eşit haklar ve eşit fırsatlar” güvencesi veriyor ve şöyle devam ediyordu: “ulusun tüm çocuklarına eşit biçimde değer verecek şekilde tüm ulusun ve onun bütün parçalarının mutluluğunu ve refahını gözetme kararlılığını ve yabancı bir hükümet tarafından özenle teşvik edilmiş ve geçmişte bir azınlığı bölmüş olan farklılıklara tarafsızlığını ilan eder.”

İrlanda burjuvazisi, bu tür burjuva-demokratik ilkeleri yerine getirmekten yapısal olarak aciz olduğunu kanıtlayacaktı. Ayaklanma, İrlandalı Gönüllüler’in kurucusu Eoin MacNeil tarafından örgütü seferber etme emrinin son dakikada iptal edilmesiyle, büyük ölçüde zayıflatıldı. O, Londra’nın, bir ayaklanma için daha elverişli koşullar yaratacak olan zorunlu askerliği dayatma girişimi gibi saldırgan bir eylemine kadar beklemenin daha iyi olduğunda ısrar ediyordu. Aslında 23 Nisan Pazar günü silah altına alınmaları gereken Gönüllü Birlikleri, ülke genelindeki kent ve kasabalarda, ya evlerinde bekliyor ya da ne yapılması gerektiğine ilişkin kafa karışıklığının ortasında dağılıyordu. Ayaklanma ayın 24’üne ertelendi ve başladığında, ona çok daha az sayıda savaşçı katıldı.

Başkaldırı altı gün sürdü ve Britanya Ordusu birlikleri tarafından vahşice bastırıldı. Ayaklanmanın ikinci gününde sıkıyönetim ilan edildi. Britanya ordusunun ezici bir üstünlükle ayrım gözetmeyen topçu ve ağır makineli tüfek ateşine güvendiği çatışmalarda, toplamda, 418 sivil ve isyancı ölmüş, Britanya ordusu 116 kayıp vermişti. 2.600 dolayında insan yaralandı ve kentin büyük kısmı harabeye döndü.

Britanya ordusunun saldırısının ardından Sackville Caddesi’ndeki Metropole Hotel enkazı

Haftanın büyük kısmında Britanya ordusuna komuta eden Tuğgeneral William Lowe, kente giren Britanya askerlerinin herkese potansiyel bir düşman olarak muamele etmesi gerektiği yönünde bir emir yayınladığında, Dublin halkına yönelik acımasız bir aldırmazlık sergiledi. O, “Kollar, ateş açılan evlerin sakinleri imha edilene veya ele geçirilene kadar, hiçbir şekilde onların ötesine ilerlemeyecektir.” emri vermiş ve eklemişti: “Bu tür bir evdeki her insan, silahlı olsun ya da olmasın, isyancı olarak kabul edilebilir.”

Ayaklanmanın önderleri, teslim olmalarının hemen ardından hapsedildiler ve savaş mahkemelerinde ölüme mahkum edildiler. Çatışmalarda ağır yaralanan Connolly’nin, 12 Mayıs’ta idam mangalarınca kurşuna dizilmek üzere sedye ile taşınması gerekmişti. 3-12 Mayıs tarihleri arasında 90 kişi ölüme mahkum edildi, onlardan 15’inin infazı gerçekleştirildi.

Britanya silahlı kuvvetlerinin saldırısının ardından Dublin, Sacville Caddesi (bugünkü O’Connell Caddesi)

İrlanda genel valisi yapılmış olan General John Maxwell komutasındaki ordu, ayaklanmaya girmemiş olsalar bile, İrlanda bağımsızlık hareketi ile ilişkilendirilmiş herkese karşı yaygın bir baskı başlattı. Toplam 3.430 erkek ve 70 kadın tutuklandı. Ayaklanmanın ardından gözaltına alınanların yüzde 55’inin işçi, tezgahtarlar, mağaza çalışanı veya büro elemanı olması ile birlikte, tutuklananların büyük bir çoğunluğu işçi sınıfındandı. Ayrıca, Britanya genelinde 1.480 kişi gözaltına alınmıştı.

Devam edecek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir