Derinleşen durgunluğun ortasında jeopolitik ve sınıfsal gerilimler yoğunlaşıyor

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), bu haftanın başında, 2016’da dünya ticaretindeki büyümenin art arda beşinci yıl yüzde 3’ün altında düşüş göreceğini bildirdi ki bu 1980’lerden beri en yavaş oran. Bu, dünya ekonomisinin, bir “toparlanma” şöyle dursun, giderek kötüleşen durgunluğa yakalandığının başka bir belirtisidir.

DTÖ, bu yıl, dünya ticaret hacminin 2015’teki ile aynı oranda, yalnızca yüzde 2,8 artacağını söyledi. Anlamlı bir biçimde, ticarette, önceki yıllarda olduğu gibi bir toparlanma öngörmedi.

Son tahmin, geçtiğimiz altı yılda yerleşmiş olan açık şablon ile uyumludur. 2009 yılında dünya ticareti, 2008’deki küresel mali krizin ardından, bir noktada 1930’lardan bile daha hızlı bir oranda düşerek dibe daldı. 2010-2011’de keskin bir toparlanma söz konusuydu, ancak o zamandan beri dünya ticareti, sürekli olarak, küresel ekonomik büyümenin yetersiz seviyelerinin dahi altında kaldı. DTÖ ekonomistleri, “yavaş fakat aynı zamanda da pozitif ticari büyümenin böylesine uzun, kesintisiz bir döneminin eşi görülmemiştir.” diye yazdı.

Mevcut durum, 2008’e zemin hazırlayan yıllarla belirgin bir karşıtlık içinde duruyor. 2008’de ticaret küresel ekonominin büyüme hızının kabaca iki katına çıkarak hızlı genişlemişti.

DTÖ raporu, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) önceki yılların modellerini izlemesinin ve dünya ekonomik büyüme tahminlerini aşağı yönlü değiştirmesinin beklendiği önümüzdeki haftaki IMF ve Dünya Bankası bahar toplantılarının arifesinde yayınlandı.

IMF Başkanı Christine Lagarde, bu haftanın başında Frankfurt’ta yaptığı bir konuşmada, “toparlanma devam etse de”, “çok yavaş, çok kırılgan” kalmaya devam ediyor “ve onun dayanıklılığı yönündeki riskler artıyor.” diyerek toplantıların atmosferini belirledi.

Lagarde, “politikaların yararlılığına yönelik düşük güveni yansıtan” son piyasa kargaşası ile birlikte dünya ticari büyümesinin yavaşlamış ve mali istikrar risklerinin artmış olduğunu belirtti. Bu, negatif faiz oranlarıyla beraber, merkez bankalarının parasal genişleme önlemlerinin, durumu düzeltmediği, kötüleştirdiği yönündeki endişelere bir göndermeydi. O, “bu dinamikler kendi kendini güçlendiren bir hal alabilir.” diye ekledi.

Lagarde’ın, “Çin’in göreli yavaşlaması, düşük emtia fiyatları ve birçok ülke için mali disiplin beklentisi eliyle şiddetlendiği”ni söylediği küresel görünüm, geçtiğimiz altı ayda daha da zayıflamış durumda. Gelişmekte olan piyasalar gerçekleşen toparlanmaya büyük ölçüde güç sağlamıştı ve gelişmiş ekonomilerin “‘büyüme meşalesini’ devralacağı” beklenmişti.

Ancak, Lagarge, “Bu olmadı.” diye kabul etti. “Ayrıca birçok Afrikalı ve düşük gelirli ülke küçültülmüş beklentilerle karşı karşıya” iken, Rusya ile Brezilya’daki gerilemeler beklenenden daha büyük olmuştu.

Afrika’nın karşı karşıya olduğu kötüleşen durum, bir danışmanlık firması olan Capital Economics tarafından yayınlanan ve bu yıl Sahra altı bölgedeki büyümenin son 17 yıldaki en düşük oran olan yüzde 2,9 oranına düşeceğini öngören bir raporda vurgulandı. Raporu hazırlayan ekonomist John Ashbourne, “kasvetli tahmin” yönündeki risklerin “neredeyse tamamen aşağı yönlü” olduğunu ve düşürülmüş büyüme tahminine bile “keskin krizlerin önlenmesi” şartıyla ulaşılacağını söyledi. O, “Özetle, çok övülen [Afrika] yükselişi, durmuş gibi görünüyor.” diye bitirdi.

Lagarde, kötüleşen küresel ekonomik görünüm karşısında, IMF’nin içe doğru dönüş, kapalı sınırlar ve korumacılığa çekilme yönünde bir eğilime ilişkin uyarılarını yineledi. O, “Tarihin -tekrar tekrar- bize gösterdiği üzere, bu, trajik bir yol olur.” dedi. Çözüm, parçalanma değil, işbirliği idi.

Fakat bütün eğilimler diğer yönde ilerliyor. Bu yılın başındaki G20 toplantısında, IMF’nin dünya ekonomisi için eşgüdümlü bir ekonomik destekleme çağrısı, büyük ekonomik güçler arasındaki uzlaşmaz farklılıklar nedeniyle gündeme bile getirilemeden reddedilmişti.

Jeopolitik durum, artan işbirliğinden ziyade, II. Dünya Savaşı’na yol açmış olan koşulları anımsatan bir ekonomik ulusalcılık yükselişi ile karakterize ediliyor: Dünya ticaretinde ve büyümesinde bir yavaşlama ile karşılaşan her bir kapitalist hükümet kendi konumunu korumacılık önlemleri ve para biriminin değerini düşürme yoluyla rakipleri zararına yükseltme peşinde koşuyor.

Hem Avrupa Merkez Bankası hem de Japonya Bankası, negatif faiz oranları ve parasal genişleme önlemleri aracılığıyla avronun ve yenin değerini aşağıya çekerek kendi ekonomik gündemlerini ilerletmeye çalışmıştır.

Ancak onların çabaları ABD Merkez Bankası’nın (Fed) daha fazla faiz oranı artışından şu an için uzaklaşması ile birlikte, ABD dolarının değerinin yükselişi durduğu için bozuldu. Bu, Financial Times’ın bir makaleye “Japonya, yenin yükselişine ani ve sert tepki verdi” başlığı attığı Japonya’da, bakanlar kurulu baş sekreteri Yoshihide Suga’nın bir basın toplantısında, hükümetin döviz piyasalarını bir “gerilim duygusu” ile izlediğini ve “uygun görüldüğü şekilde önlemler alacağı”nı söylemesiyle birlikte öfkeli bir tepkiye yol açtı.

Hiçbir ekonomik çözüme sahip olmayan bütün büyük kapitalist hükümetler, krizi, Lev Troçki’nin “mekanik araçlar” diye adlandırdığı şey ile çözme peşinde koşarak askeri harcamaları arttırıyor ve savaş hazırlıkları yapıyorlar.

Küresel kapitalist sistemin süregiden ekonomik çöküşü ve ona eşlik eden savaş yönelimi, yalnızca, uluslararası işçi sınıfının -ilk belirtileri ortaya çıkmakta olan- müdahalesi yoluyla ortadan kaldırılabilir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde toplumsal eşitsizliğe ve Wall Street’e yönelik suçlamalarına ve bir sosyalist olduğu yönündeki iddialarına dayanan Bernie Sanders’a artan destek ve resmi iki partili sistemin tırmanan krizi, büyük küresel öneme sahiptir.

Sanders’ın sosyalizmi temsil etmediği, aksine hareketi Demokratik Parti’nin arkasına yönlendirmeye çalıştığı gerçeğine rağmen, ABD başkanlık kampanyası, sosyalizme herhangi bir atfın tabu olduğu ve komünizm karşıtlığının fiilen devlet dini olduğu bir ülkede, dünya politikasının uyuyan devi Amerikan işçi sınıfının eyleme geçmeye başladığını göstermektedir.

Aynı şekilde, Fransa’da, düzmece “terörle mücadele”nin parçası olarak dayatılan anti-demokratik yasalar karşısında Hollande hükümetine karşı grevlerin ve gösterilerin patlak vermesi, havaya bir “1968 esintisi” getirmiş durumda.

Egemen sınıflar, ABD’de, Avrupa’da ve dünya çapında karşı karşıya oldukları potansiyel tehlikelerin bilincindeler. Lagarge, küresel beklentilere ilişkin karamsar değerlendirmesini yayınlarken, toplumsal istikrarsızlık tehlikeleri uyarısında bulundu ve bireysel servetlerin ve “kalıcı, aşırı ve artan eşitsizliğin” büyümesi ile birlikte, “kartların, sıradan insanlara karşı seçkinlerin yararına istiflendiği yönündeki algıların bol miktarda bulunması”nın oldukça doğal olduğunu belirtti.

Bu potansiyel, ortaya çıkan mücadeleleri devrimci sosyalist ve enternasyonalist bir programla donatmak üzere, dünya partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin inşası yoluyla hayata geçirilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir