Gazze’den Elinizi Çekin!

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve Dünya Sosyalist Web Sayfası İsrail’in Gazze’deki Filistin halkı’na yönelik öldürücü saldırısına şiddetle karşı çıkar. Yoğun nüfusa sahip olan tümüyle savunmasız yerleşim bölgesine yönelik bu birleşik hava ve kara saldırısı bir savaş suçudur.

İsrail birliklerinin, tanklarının ve ağır toplarının saldırısının yanı sıra sivil hedeflerin havadan ve denizden sürmekte olan bombalanması, bu kan ve can kaybında, saldırının ilk sekiz gün içinde, şimdiden aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu 500’ün üzerinde Filistinli’nin yaşamına ve 2.400’den fazlasının yaralanmasına malolan keskin bir artışa zemin hazırlamıştır.

İsrail rejimi’nin askeri şiddete başvurmasına, her zaman olduğu gibi, şaşırtıcı düzeyde bir siniklik, iki yüzlülük ve aldatma eşlik etmektedir. Dünya’daki en modern ve sofistike askeri aygıtlarından birine sahip olan bir devlet, bir kez daha kendisini kurban gibi göstermektedir.

En son saldırının Hamas’ın roketlerine yönelik meşru bir saldırı olduğu iddiası, Gazze’ye yönelik saldırıyı önceleyen gelişmeleri çarpıtmaktadır. İsrail’in 27 Aralık’taki hava saldırısına başlamasından önce, Gazze’den son dönemde fırlatılan, ev yapımı ve büyük ölçüde etkisiz “Kasım” roketleri eliyle tek bir İsrailli bile öldürülmedi. Bu tür roket saldırılarının artması, İsrail’in Kasım ayında bir sınır ötesi baskın düzenleyerek Hamas güvenlik güçlerinden altı kişiyi öldürdüğü ateşkes ihlaliyle provoke edildi. İsrail, 18 ay boyunca yoksul halkı yiyecekten, ilaçtan, içme suyundan ve elektrikten mahrum bırakan Gazze’ye yönelik öldürücü kuşatmayı kaldırmayı reddederek, ateşkes koşullarını çiğnedi. O, ateşkesi, öncelikle, kendisinin de itiraf ettiği gibi, şimdiki savaş için yoğun hazırlıklara girişmek amacıyla kabul etmişti.

İsrail’in bu en son saldırıyı başlattığından beri, güney İsrail’de dört kişi Filistinliler’in roketleri tarafından öldürüldü. Her can kaybı üzücüdür ama çirkin olan gerçek şu ki, medya İsrailliler’in ve Filistinliler’in yaşamlarını değerlendirirken çok farklı kriterler uygulamaktadır. CNN’in ve diğer medyanın olaylara ilişkin yayınlarında, Filistinliler’in yaşamına çok az değer verilmektedir. Filistinli ölülerin İsrailliler’inkilere oranı yüzde birden fazladır. Geçtiğimiz sekiz yıl boyunca, tahminen 20 İsrailli Gazze’den atılan roketler eliyle öldürülmüşken, İsrail silahlı kuvvetleri yaklaşık 5.000 Filistinli’yi öldürmüştür.

Gazze’den yapılan roket saldırıları Hamas’ın ve Filistin halkının çaresizliğini yansıtmaktadır. İsrail, kendi saldırgan ve yayılmacı hedeflerini sürdürmede bir mazeret yaratmak için, bu tür eylemleri kasıtlı olarak provoke etmektedir.

Gazze’de, İsrail, onu destekleyen ABD ve Avrupa Birliği ile onların müttefiki –ABD-İsrail işbirlikçisi Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın da dahil olduğu- Arap burjuva rejimleri tarafından yaratılan durum ne? Bir buçuk milyon insan, Detroit anakent sınırları büyüklüğünde, çöl ile Akdeniz arasında sıkışıp kalmış dar ve uzun bir alanda hapsedilmiştir. Onların buradan ayrılması , kuzeyde ve doğuda İsrail birlikleri, güneyde ise Mısırlı diktatör Mübarek’in birlikleri tarafından engellenmiştir.

İsrail yönetimine hoş gelmeyecek bir karşılaştırma yapacak olursak, Gazze’deki kötü durum, büyük ölçüde NAZİ işgali altındaki Polonya’daki Varşova Gettosu’ndaki Musevilerin trajik yazgısına benzemektedir.

Gazze’nin işgaline karşı çıkan ve İsrail yönetimin onlar adına işlediği suçlardan utanç duyan İsrailli entellektüellerin, gençlerin ve sınıf bilinçli işçilerin olduğundan hiç kuşku yok. Onlar, eminiz ki, Musevi halkının NAZİ’lerin canavarlığını anımsatan suçlara bulaştırılmasından dehşete kapılmış durumdalar. Ancak, eğer kamuoyu araştırmalarında iddia edildiği gibi, İsrailliler’in yüzde 80’inin zulüm altındaki bu topraklardaki askeri saldırıyı desteklediği doğruysa, bu, yalnızca geniş halk kesimleri içindeki yönelim ve moral bozukluğunun ne denli derin olduğunu kanıtlayabilir. İsrail’in işlediği suçların hiçbiri, onun sinik bir şekilde Holokaust dehşetini sömürmesiyle haklı çıkarılamaz.

Asıl vurguyu ABD’nin rolüne yapmaksızın, Gazze’ye yönelik saldırı üzerinde tartışmak mümkün değildir. Amerikan egemen seçkinleri, geçtiğimiz kırk yıldır, İsrail 1967’deki savaşta Gazze’yi ve Batı Şeria’yı işgal ettiğinden beri, onun başlıca destekleyicisi ve komplo ortağıdır.

Bush yönetimi, bir ateşkes yönündeki bütün diplomatik girişimleri bloke etmek için İsrail yararına girişimlerde bulunup İsrail’e Filisinlileri öldürmesi ve düşman Arap hareketini ezmesi için olabildiğince fazla zaman ve alan sağlayarak, İsrail’in 2006’da Lübnan’ı işgalinde oynadığı canice rolü yineliyor. Son birkaç günde yaşananlar, İsrailliler’i kara saldırısını başlatmak için teşvik eden Bush yönetiminin, şimdi Avrupa Birliği’nin bir barışa aracılık etme çabalarını kısmen boşa çıkartmaya çalıştığını gösteriyor.

Cuma günü, AB Dönem Başkanı ve Fransa Devlet Başkanı Sarkozy’nin, Pazartesi günü İsrail’i bir ateşkesi kabul etmeye zorlamak için bu ülkeye bir heyet göndereceğini açıklamasının ardından, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Beyaz Saray’ın önünde basına yaptığı açıklamada, çatışmanın suçunu Hamas’a attı ve İsrail’in ateşkese karşı çıkışını destekledi. Cumartesi günü, Başkan Bush, haftalık radyo konuşmasını, aynı gün geç saalerde başlayan istilaya zemin hazırlayacak biçimde, Washington’ın İsrail’e verdiği açık çeki bir kez daha belirtmeye adadı.

Bush, kısa değinmeleri sırasında, 2006’daki seçimleri kazanmış ve El Fetih ile ABD-İsrail destekli Filistin Yönetimi’nin Haziran 2007’deki bir darbe girişimini boşa çıkartmış olan Hamas’ı “Gazze Şeridi’ni bir darbeyle ele geçirmek”le suçlayan ve 18 ay önce İsrail tarafından dayatılan ambargonun yol açmış olduğu insani felaketten Hamas’ı sorumlu tutacak kadar ileri giden yalanları ardı ardına sıralamayı becerdi. Bush, aslında, İsrail saldırganlığına son vermenin koşulu olarak, Hamas’ın ABD-İsrail kuklası Abbas yararına iktidardan çekilmesini talep etti.

ABD, Cumartesi günü geç saatlerde, İsrail kara saldırısını başlattıktan sonra, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin derhal ateşkes çağrısı yapılmasını talep eden açıklamasını bloke etme için müdahale etti.

Tahmin edildiği üzere, seçilmiş başkan Barak Obama, ABD’nin belirli bir zamanda “yalnızca bir başkan”ı olduğu gerekçesiyle sessizliğini koruyarak, aynı düzeyde alçakça bir rol oynuyor. Sessizlik onaydan kaynaklanır yollu geçerli ilke buraya tümüyle uymaktadır. Belirtmek gerekir ki, Obama, birkaç ay önce, vergi mükelleflerinden alınmış yüzmilyarlarca doların Wall Street’teki destekleyicilerine ve dostlarına bağışlanması söz konusu olduğunda benzer bir çekingenlik sergilememişti.

Obama, sıkı bir sessizliği sürdürürken, Kongre’deki Demokratlar -Meclis sözcüsü Nancy Pelosi, Senato çoğunluğunun önderi Harry Reid ve senatör Dick Durbin de dahil- İsrail’in eylemlerine verdikleri desteği açıklamak için harekete geçmişlerdi.

Birleşmiş Milletler’in yanıtı da bundan daha az açığa vurucu değildir. Onun güçsüzlüğü ve ikiyüzlülüğü, Milletler Cemiyeti’nin 1930’larda Faşist İtalya’nın Etopya’yı ele geçirmesine verdiği yanıtı anımsatmaktadır. Bir kez daha, uluslararası burjuvazi tarafından oluşturulmuş sözde “barış” örgütlerinin, emperyalist güç diplomasisinin araçları olarak kendilerini açığa vurduğu bir dönemden geçiyoruz. BM’nin ve ona hükmeden emperyalist hükümetlerin ikiyüzlülüğü, en çarpıcı biçimde, onun “savaş suçu” kavramını baştan sona oportünist biçimde kullanmasında açığa çıkmaktadır. Neyin savaş suçu olarak tanımlanacağı ve kimin savaş suçlusu olarak Lahey Mahkemesi’ne gönderileceği, baştan sona, çeşitli emperyalist güçlerin jeo-politik ve ekonomik çıkarlarına bağlıdır.

Son olarak, Ortadoğu’daki burjuva rejimleri haince bir rol oynamaktadırlar. Bu yalnızca ABD ile İsrail’in açık suç ortaklarını (özellikle Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan) değil; Siyonizm’in ve emperyalizmin sözde karşıtları olan Suriye ile İran’ı da içermektedir. İsrail ve ABD politikasının amaçlarından biri, kuşkusuz, Tahran ile Şam’ı güçsüzleştirmek ve bu ülkelerde “rejim değişikliği”ne yol açacak askeri eylemin yolunu hazırlamaktır; öte yandan bu, mantık çerçevesinde, ABD ve İsrail dışişleri bakanlıkları içindeki kimi unsurların bu ülkelerle gizli ilişkiler sürdürmesini içerebilmektedir. Burjuva hükümetlerin, büyük devletlerle yapacakları bir anlaşmadan yararlanabilecekleri umuduyla daha az bağımlı bir ülkenin yazgısı için timsah gözyaşları dökmesi ilk kez olmayacaktır.

İsrailliler, Gazze’deki kitlesel cinayetlerinin Filistin sorununa “iki devletli” bir çözümün koşullarını yaratmak için gerekli olduğunu açıkladıklarında, niyet ettiklerinden fazlasını söylüyorlar. Bu yalnızca, İsrail boyunduruğu altında, güvenlik kuşaklarıyla, İsrail yerleşim birimleriyle ve engellerle bölünmüş; Filistin halkı için bir cezaevi işlevi gören, Filistinli bir burjuva devlet tarafından korunan ve kontrol edilen bir mini devletin yaratılmasını tasarlayan sözkonusu politikanın gerici karakterini açığa çıkarmaktadır. Böylesi bir sonuç, Filistinli işçilerin ve gençliğin günlük yaşamına egemen olan yoksulluk ve baskı koşullarına ele almazken, Siyonist devlete, kendi topraklarındaki Arap nüfusu Filistin Bantustanı’na sürerek etnik temizlik yapma fırsatı sunacaktır.

Fiistinli kitlelerin tek gerçek müttefiki uluslararası işçi sınıfıdır. İsrail saldırısına karşı Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’nın yanı sıra Ortadoğu’daki uluslararası protesto dalgası, kitlesel duyarlılıkta açık bir değişikliğin işaretidir. İsrail’in işlediği savaş suçları karşısındaki öfke ve tiksinti işçi sınıfının yalnızca emperyalist militarizme değil aynı zamanda dünya kapitalist sisteminin Büyük Bunalım’dan bu yana yaşadığı en derin krize giderek artan yanıtının da göstergesidir

Ortadoğu’daki krize ilişkin gerçekten demokratik ve ilerici bir çözümün anahtarı, Arap ve Musevi işçiler de dahil bütün ülkelerin işçi sınıfının birleşik seferberliğindedir. Bu seferberlik, Siyonizm’e, emperyalizme ve Ortadoğu burjuvazisi’ne karşı, dünya sosyalist devriminin bir parçası olarak bir Ortadoğu sosyalist devletler federasyonu uğruna bilinçli bir mücadele biçimini almalıdır.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin uğruna mücadele ettiği perspektif budur. Bütün İsrail güçlerinin derhal Gazze’den çekilmesini, kuşatmanın kaldırılmasını, normal ticari ve ekonomik koşulların tam olarak yeniden yaratılmasını ve Filistin halkına yoğun yardım sağlanmasını talep ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir