Fransa’daki kitlesel protestolar: Uluslararası sınıf mücadelesinde yeni bir aşama

Yazdır

Cumartesi günü, Fransa genelinde 100.000 kişi, Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un işçi sınıfı karşıtı akaryakıt vergisi zammına karşı kitlesel “Sarı Yelekliler” gösterilerine katıldı. Bu gösteriler, ülkede Mayıs-Haziran 1968 genel grevinden bu yana gerçekleşen en önemli kitlesel protestolardı.

Bu olaylar, sadece Fransa hatta Avrupa için değil, dünya çapında son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Toplumsal protesto patlaması, sınıf mücadelesinde bir yenilenmeye işaret etmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasından bu yana geçen yaklaşık 30 yılda ve özellikle 2008 çöküşünden sonra geçen on yılda, devasa toplumsal çelişkiler birikmiş durumda. Burjuva toplumunun tüm çürümüşlüğü (sarsıcı toplumsal eşitsizlik düzeyi, servetin aralıksız bir şekilde halkın küçük bir yüzdesi içinde birikmesi, durmadan büyüyen yoksulluk ve ıstırap seviyeleri), yüzeye çıkıyor.

Egemen seçkinler, Macron’un şahsında, gerçek temsilcilerine sahipler: yatırım bankerliğinden devlet başkanlığına gelmiş, Avrupa borsalarının kuklasından başka bir şey olmayan, nefret edilen ve gülünç bir kişilik. Macron, kızgınlık ve öfke karşısında, polis devleti önlemlerini ve olağanüstü hal ilan etmeyi gerektirse bile, işçi sınıfı karşıtı politikalarını sürdürmeye kararlı olduğunu ortaya koymuştur. Kitleler egemen seçkinlerin ekonomik taleplerine meydan okuduğu anda, şiddete ve baskıya başvurulur.

Fransa’daki gelişmelere yön veren, özünde ulusal değil, küresel koşullardır. Macron’un ne yapabileceği, nasıl tepki verebileceği, uluslararası sermayenin talepleri eliyle belirlenmektedir. Amerikan burjuvazisi General Motors’ta ilan edilen toplu işten çıkarmalarda temsil edilen yeni bir maliyet düşürme saldırısı uygularken, Macron Fransa’daki işçilere yönelik saldırısını yürütüyor.  Yeni bir ekonomik durgunluğun artan işaretlerin ortasında, egemen seçkinler her ülkede saldırıya geçiyor.

Diğer taraftan, işçi sınıfı, sadece ezilen bir sınıf değil, ama devrimci bir sınıf olduğunu gösteriyor. Burjuva düzen ve istikrar görüntüsünün altında, bir iç savaş mayalanıyor.

Orta sınıf sahte solun, toplumsal eşitsizliğin çağdaş toplumdaki merkezi sorun olmadığı ve proletaryanın devrimci bir sınıf olmadığı biçimindeki tüm gerici iddiaları paramparça oluyor. Onların toplumsal cinsiyet, ırk ve cinsellik konularına yönelik saplantılarının konu dışı olduğu kanıtlanıyor. Onların tek hedefi, gelişen işçi sınıfı hareketinin kafasını karıştırıp zehirlemek olacaktır.

Onların, Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasının ardından ileri sürülen “tarihin sonu” iddialarına gelince; bunların hayal ürününden ibaret olduğu kanıtlanmıştır. Sadece bir yıl önce, Rus Devrimi’nin 100. yıldönümünün ortasında, kapitalizmin ideologları, Ekim Devrimi’nin modern dünya ile hiçbir ilgisinin olmadığını ilan ediyorlardı. Oysa şimdi, devrimci bir durum ortaya çıkmaya başlıyor.

WSWS’nin öngörmüş olduğu gibi, geçtiğimiz yılın ayırt edici özelliği, sınıfı mücadelesinin yükselişi olmuştur. Bu yıl, İran’daki kitlesel protestolarla ve Almanya’da sanayi işçilerinin, Britanya’da öğretim görevlilerinin ve ABD’de öğretmenlerin grevleriyle başlamıştı. Yıl boyunca, Latin Amerika’da, Ortadoğu’da ve Asya’da toplumsal muhalefetin önemli dışavurumlarına tanık olundu.

Bu yıl, Fransa’daki kitlesel protestoların, ABD’deki otomotiv işçileri arasında artan huzursuzluğun ve Güney Kore’deki, Yunanistan’daki ve Şili’deki kitlesel grevlerin ortasında sona eriyor. Bunlara, Orta Amerika’dan gelen ve ABD-Meksika sınırında ABD silahlı kuvvetleri ile karşı karşıya gelen göçmen işçiler dahil olmak üzere, göçmen işçilerin protestoları da eklenmelidir.

İçinden geçtiğimiz yılın deneyimleri (ki Fransa bir istisna değil), mevcut siyasi kurumlar ve sendikalar çerçevesinde halkın geniş kesimlerinin çıkarları doğrultusunda herhangi bir değişiklik gerçekleştirmenin mümkün olmadığını göstermiştir. Sağı ve “sol”u ile tüm siyasi sistem yapısı, işçi sınıfını tümüyle dışlamaktadır ve onun çıkarlarına düşmandır.

Fransa’da da, muhalefet, devletle sıkı biçimde bütünleşen ve gösterilere yönelik ilk tepkisi onları kınamak olan sendikal çerçevenin tamamen dışında ortaya çıkmıştır. Élysée Sarayı’ndan Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA) gibi orta sınıf partilerin bürolarına uzanan bir gericilik bloğu söz konusudur. Hepsi, yalnızca, bu hareketi nasıl kontrol altına alıp durdurabilecekleri ile ilgilenmektedir.

Şimdi ortaya çıkan asıl sorun, perspektif ve strateji sorunudur. Mücadeleyi, işçi sınıfının ve gençliğin en geniş kesimlerine yayacak şekilde derinleştirmek acil bir ihtiyaçtır. Bu, taban komitelerinin, işçi sınıfının bağımsız mücadele örgütlerinin kurulmasını gerektirmektedir. Lev Troçki’nin 1936 Fransa genel grevinden bir yıl önce yazdığı gibi, bunlar, “sendikaların ve parti aygıtının devrim karşıtı muhalefetini kırmanın tek aracı”dır. Bu tür örgütlenmeler, “Fransa’nın emekçi kitlelerini savunmacı bir mücadelede birleştirme ve böylece, bu kitlelere, yaklaşan saldırı için kendi güçlerinin bilincini aşılama görevine sahipler.”

İşçi sınıfının yeni mücadele örgütlerinin gelişmesi, en kritik sorun olan, dünya sosyalist devrimi stratejisine dayanan bir siyasi hareketin geliştirilmesi sorunu ile derinden bağlantılıdır.

“Fransa’daki kitlesel protestolar: Uluslararası sınıf mücadelesinde yeni bir aşama” için 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares