Fransa’daki üçüncü “Sarı Yelek” protestosu, hükümet baskısına meydan okudu

Yazdır

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron’a ve onun işçi sınıfı karşıtı politikalarına yönelik muhalefetlerini göstermek için sarı yelekler giyen protestocuların üçüncü Cumartesi protestosu, Fransa geneline yayıldı. Protestocular, Paris kent merkezinde, görülmemiş bir polis baskısıyla karşılaştılar. Bu, öğrenci gösterilerine yönelik polis saldırılarının Fransa genel grevini tetiklediği Mayıs 1968’den beri en şiddetli müdahaleydi.

Hareket, toplumsal eşitsizliğe, yüksek yaşam maliyetine ve Avrupa genelindeki kemer sıkma ve savaş politikalarına karşı hızla uluslararası bir siyasi protesto halini alıyor. Fransa ile Belçika’daki protestoların ardından, protestocular, Hollanda’nın Maastricht, Nijmegen ve Lahey kentlerinde devlet politikalarına karşı çıkmak için sarı yelekler giydiler. Fransa’da, Paris, Bordeaux, Rennes, Marsilya, Toulouse, Dijon, Nantes, Nice, Strazburg ve Caen kentlerinde protestolar patlak verdi. Birçok otoyol gişesinde ve havaalanında da protestolar gerçekleşti.

Fransız polisi, protestolara katılanların gözünü korkutma yönündeki başarısız bir girişimle, şiddete ve topluca gözaltına alma yoluna başvurdu. Onlarca kişinin yaralandığı Fransa genelinde, 287’si Paris’te olmak üzere 412 kişi gözaltına alındı.

Paris’te, kimlik kontrolü yapıp sistematik biçimde protestocuları arayan çevik kuvvet, sabah 6’dan itibaren kent merkezine doğru trafiği kesti ve toplu taşımayı durdurdu. Protestoların başlamasının planlandığı saatten birkaç saat önce, saat 9 dolayında, çevik kuvvet, Champs-Elysées caddesinin batı çıkışında bulunan Zafer Takı etrafındaki Place de l’Étoile’de bulunan protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşiyle saldırmaya başladı.

“Macron istifa” sloganı atan protestocular, polis saldırısına uğradıkları Champs-Elysées’ye yakın sokaklara dağıldılar. Çevik kuvvet, protestocuların barikatlar kurmaya çalışmasına, göz yaşartıcı gaz, ses bombası, plastik mermi ve tazyikli su ile karşılık verdi.

Çatışmalar hızla kent geneline yayıldı. Arabalar, bir LCL banka şubesi, döviz bürosu ve Jeu de Paume sanat müzesi yakıldı ve Tuileries bahçesindeki metal kapılar parçalandı. Protestocuların sosyal medyaya koyduğu videolar, bazı kişilerin şiddet eylemleri gerçekleştirdiğini gösteriyordu. Bunlar, büyük olasılıkla, provokatör işlevi gören sivil polislerdi. Onlar, sarı yelekler giyip lüks araçlara ya da dükkanlara saldırdıktan sonra polislerle sakin ve samimi bir şekilde konuşmak üzere uzaklaşıyorlardı.

Paris’teki WSWS muhabirleri, Macron’a karşı çıkmak için Paris’in uzak banliyölerinden ve şehrin dışından gelen “sarı yelekli” protestocularla konuştular. Pierre, şunları söyledi: “Hareketin başından beri protestoya katılıyorum ama Paris’te değil; çünkü Saône vadisindeki Vesoul’da yaşıyorum. Macron’u ve onun bütün yeni vergilerini barışçıl şekilde protesto etmeye çalışmamıza rağmen bize göz yaşartıcı gaz atan tüm çevik kuvveti protesto etmek için buradayım. Ama önce onlar bize saldırıyor. Bu doğru değil.”

Anthony ile Marie, Macron’ın polis şiddetine başvurmasının kendi iflasını gösterdiğini söyledi: “Sorunu çözmenin bir yolunu bulamadıkları için insanlara durmadan göz yaşartıcı gaz atıldığı ya da polisin saldırdığı bir noktaya ulaşıldığında, bu, ortada tam bir başarısızlık olduğu anlamına gelir. O [Macron], kontrolü tamamıyla kaybetti … Biz protesto ettikçe, durum daha da kötüleşecek.”

Protestolara katılan bir elektrikçi, “sarı yelekli” göstericiler arasında aşırı sağcı partilerin olduğu iddiası hakkında şunları söyledi: “Şahsen onları hiç görmedim. Ama bence bunu deneseler bile başarılı olamazlar, çünkü halk burada ve her zaman [neo-faşist parti] Ulusal Cephe ile uğraşmaktan bıktık, usandık.”

O, Macron’un neo-faşist devlet başkanı adayı Marine Le Pen’e karşı seçim zaferine değinerek, “örneğin, seçimin ikinci turunda, her zaman, oy vermek istemediğimiz birine oy vermeye zorlanıyoruz,” diye ekledi.

Bir ambulans şoförü ise şunları belirtti: “Hayat pahalılığı durmadan artıyor ama kongre üyelerimiz gibi bazı insanlar için değil… Onlar, ‘Champs Elysées’de 200 avrodan aşağıya yemek yiyemem. Danışmanlarımın maaşlarını ikiye katladım, çünkü ayda sadece 5.000 avroyla yaşayamazsınız,’ diyorlar. Öyleyse ayda 5.000 avroyu bana verin, çünkü ben o kadar çok parayla kral gibi yaşayabilirim.”

Ambulans şoförü, Stalinist Genel İşçi Konfederasyonu’nun (CGT), işçileri bölmek ve “sarı yelek” protestolarına katılmalarını engellemek amacıyla örgütlediği ayrı gösteri hakkında şunları söyledi: “Sendikalar aşağılıklar, işe yarar bir amaca hizmet etmiyorlar. Devletten para alıyorlar, işçilerin çıkarlarını temsil etmiyorlar. … Onlar, hükümetin hizmetçileri, paralarını hükümet veriyor. Herhangi bir sendikanın üyesi olmamamın nedeni bu.”

Eski bir asker, WSWS’ye, savaşlara karşı olduğunu ve savaşların, temel sosyal harcamalara yapılan saldırılar yoluyla finanse edildiğini söyledi: “Suriye’de yaşananlar bir trajedi, Fildişi Sahili’nde olanlar da. Benim yer aldığım Körfez Savaşı gibi, özünde aynı şey: tüm mesele bu ülkelerin servetinin yağmalanması … Ama eğer dinler arası çatışmalar söz konusuysa, sonuçta bu, yıllardır bu ülkeleri sömürgeleştiren Avrupa ülkelerinin suçudur.”

Fransa’da ve dünya çapında egemen sınıflar, rafinerilerdeki, limanlardaki ve hastanelerdeki grevi işçilerden ve öğrencilerden destek alarak büyüyen “sarı yelek” hareketinden dehşete kapılıyorlar. Onlar, Sorbonne’daki polis baskısının Avrupa tarihindeki en büyük genel grevi tetiklediği yarım yüzyıl öncesindeki gibi, kitlesel bir işçi sınıfı hareketinden korkuyorlar. Anlamsız sözlerle beceriksizce protestocuların dostluğunu kazanmaya çalışırlarken, aynı zamanda baskı planlamalarıyla övünüyorlar.

Pazar günü, Macron, bazı bakanlarının Cumartesi günü olağanüstü hali yeniden uygulamaya koyma çağrısında bulunmasının ardından, bakanlar kurulunu ve “konuyla ilgili birimleri” olağanüstü toplantıya çağırdı. Macron, içişleri bakanına, “önümüzdeki günlerde kamu düzenini sağlamak için atılması gereken adımları” ele alma talimatı verdi.

O, ayrıca, Marine Le Pen’in neo-faşist Ulusal Cephesi’nden gelen talebi kabul edecek şekilde, Başbakan Edouard Philippe’den, parlamentodaki tüm partiler ile görüşmesini istedi. Le Pen, “durumun inanılmaz derecede kötüleşmesine yol açan” Macron’dan, “Ulusal Cephe başta olmak üzere, muhalefet partisi önderlerini konuk etmesini” istemişti.

İçişleri Bakanı Christophe Castaner, “nesnel olarak”, kendisinin, hükümetin “bazı halkla ilişkiler sorunlarını kötü bir şekilde idare etmiş olduğunu” kabul etmesi gerektiğini söyledi ve şunları ekledi: “Size her şeyin yolunda olduğunu ve hiçbir sorunun olmadığını söylememi mi istiyorsunuz? Bu aptalca görünecektir ve her şeyden önce, size yalan söylemek istemiyorum.”

İşçiler, mali aristokrasiyi temsil eden ve doğrudan işçi sınıfı içindeki toplumsal öfkeyi hedef alan bir olağanüstü hal uygulamaya koymayı planlayan bir polis devletinin manevralarına güvenmemeliler. Fransa’daki ve Avrupa genelindeki kitlesel muhalefet, patlayıcı bir güçle gelişiyor. İleri giden tek tol, işçilerin Fransa genelinde harekete geçirilmesinden ve devlet iktidarını işçi sınıfına aktarmak üzere sosyalist ve enternasyonalist bir hareketin geliştirilmesinden geçmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares