1968: Fransa’da genel grev ve öğrenci isyanı
7. Bölüm: OCI’nin merkezci çizgisi (3)

Yazdır

Bu yazı, Fransa’daki genel grevin 40. yıldönümü üzerine Mayıs-Haziran 2008’de Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayınlanan sekiz bölümlük dizinin yedinci yazısıdır. Yazıyı, herhangi bir değişiklik yapmadan, sadece araya giren olayların ışığında yeni bir giriş ile yayınlıyoruz. 29 Mayıs’ta yayınlanan 1. bölüm, öğrenci isyanının gelişmesini ve Mayıs ayı sonunda en yüksek noktasına ulaşan genel grevi ele alıyordu. 30 Mayıs’ta yayınlanan 2. Bölüm, Komünist Parti’nin (PCF) ve onun kontrolündeki CGT sendikasının Devlet Başkanı Charles de Gaulle’ün kontrolü yeniden kazanmasını nasıl sağladığını inceliyor. 31 Mayıs’ta yayınlanan 3.bölüm ve 1 Haziran’da yayınlanan 4. bölüm, Pablocuların oynadığı rolü irdeliyor. 2 Haziran’da yayınlanan 5. Bölüm, 3 Haziran’da yayınlanan 6. bölüm ve aşağıda yayınlanan 7. bölüm dahil son dört bölüm, Piere Lambert’in Enternasyonalist Komünist Örgüt’ünün (OCI) rolünü değerlendirecek.

OCI’nin sağa doğru evrimi

1968 olayları, OCI’nin tarihinde bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Kökleri Troçkist harekette yatan OCI, genel grev sırasında, zaten, göze çarpan merkezci bir yöne doğru evrilmiş; politikaları gitgide Stalinist ve reformist bürokrasilere doğru yönelmiş durumdaydı. Üç yıl sonra, OCI, uluslararası Troçkist hareketten koptu ve Fransa’daki Sosyalist Parti’nin (PS) ve dolayısıyla Fransız burjuva devletinin önemli bir payandası haline geldi.

Öğrenci hareketi ve genel grev, OCI’ye birkaç bin yeni üye ve ilişki getirmişti. Onlar, görünüşte Troçkist bir örgüte katılmış ama OCI’nin merkezci rotası onları bürokratik aygıtlara yönlendirmişti. Bu insanlar Marksistler olarak değil ama oportünistler olarak eğitildiler.

Yavaş yavaş daha yaşlı kadroların yerine geçen bu genç insanlar, OCI’nin sağa doğru gelişiminde önemli bir rol oynadılar. Birçoğu sonradan Sosyalist Parti’ye geçti ve kendilerini en üst devlet makamlarına getiren bir siyasi kariyere girişti.

OCI’nin sağa doğru evrimi, onun 1968’de özel önem verdiği bir sosyal tabakanın; “işçi sınıfının örgütsel kadroları” olarak söz ettiği sendika bürokrasisinin alt kademelerinin yükselişiyle yakından bağlantılıydı.

Görmüş olduğumuz gibi, OCI, keskinleşen siyasi krizin, bu “kadrolar”ı sola kaymaya zorlayacağını ve “aygıtlar” ile çatışmaya sokacağını umuyordu. Bu umut, yalnızca sendikaların karakterine ilişkin yanlış bir kavrayışa değil; aynı zamanda, OCI’nin gücünü fazlasıyla gözünde büyüttüğü Gaulcü rejime ilişkin doğru olmayan bir değerlendirmeye dayanıyordu.

General de Gaulle’ün Cezayir krizinin en yüksek noktasında iktidara döndüğü ve kişisel gereksinimlerine uygun bir anayasa yaptığı 1958’den itibaren, OCI, onun iktidarını Bonapartizm olarak niteledi. OCI, 1968’in başında, “Gaulcü Bonapartizm ve Öncünün Görevleri” başlığı altında La Vérité’de yayınlanan programatik bir makalede, “De Gaulle, sadece, Fransız burjuvazisinin kadroları arasındaki bir unsur değildir,” diye yazıyordu; de Gaulle, daha çok, kendisini sınıfına dayatmış ve sınıfı tarafından desteklenmişti, çünkü burjuvazi, “proletaryaya ve uluslararası rakiplerine karşı mücadelesini, yalnızca, tüm toplumsal tabakaları, ekonominin tüm kaynaklarını ve toplumun tüm alanlarını sadece büyük sermanin çıkarına tabi kılıp seferber eden güçlü bir devletle desteklenmiş olarak yürütebilirdi.” [25]

OCI, de Gaulle’e, neredeyse insanüstü güçler atfediyordu. Aynı makale, “Onun tarafından kurulan devlet, bunamış ve güçsüz bir burjuvaziye kendi ayakları üzerinde durma olanağı sağlayan bir demir payandadır,” iddiasında bulunuyordu. Parlamento, sadece, “işçi önderlerinin kitlelerin seçim yanılsamalarını sürdürmesi”ne olanak veren bir dış görünüştü.

OCI, de Gaulle’ün açıkça diktatörce yönetim biçimleri benimseyeceğini beklediği için, uzun bir süre bir tür yeraltı oluşumuna önderlik etti. OCI, de Gaulle’ün, ciddi bir kriz durumunda, işçi hareketini devlet ile bütünleşmiş olan sendika önderlerinin desteğiyle ezeceğine inanıyordu.

OCI, şöyle yazıyordu: “İşçi hareketini, sınıfın örgütsel kadrolarını imha edip dağıtacak şekilde, siyasi olarak ezmek, de Gaulle’ün ve aygıtların ortak hedefidir.” “Sınıf savaşı alanında kalan örgütsel kadrolar kendilerini aygıtın politikasından ayırma eğiliminde olacak” iken, “aygıtlar”, “iflas bayrağını çekme ya da Bonapartizmin öldürücü planlarının doğrudan ajanları haline gelecek şekilde, devletle bütünleşme” seçeneği ile karşı karşıyaydı.

Ancak 1968’de, gerçeklik, OCI’nin hayal etmiş olduğundan çok farklı görünüyordu. Gaulcü rejim, OCI’nin beklediğinden çok daha zayıf olduğunu kanıtladı. Yönetim, 10 milyon işçinin genel grevini zor yoluyla bastırmaya cüret edemedi. İşçi sınıfını kontrol altına almak için yalnızca “aygıtlar”ın hizmetini değil ama özellikle, OCI’nin umutlarını bağlamış olduğu “kadrolar”ı kullandı. Onun işçilere verdiği maddi tavizler görece küçükken, genel grevden asıl yararlananlar bu “kadrolar” oldu.

1968, geniş bir sendika bürokratları tabakası için, onlara hem hali vakti yerinde konumlar hem de siyasi etki sağlayan bir toplumsal yükselişin başlangıcına işaret ediyordu. Grenelle anlaşmasının bir bölümü, sendikaların sanayide istikrarlı hale getirilip oraya yasal olarak demirlemesinden oluşuyordu. Bu, hükümetin, işveren derneklerinin başlangıçtaki direncine karşın ısrar ettiği bir şeydi.

Bu, aynı zamanda, sosyal güvenlik sisteminin sendikalar ve işverenler tarafından ortak yönetiminin devamını güvence altına aldı. Çok sayıda sendika yetkilisinin (OCI’nin birçok önde gelen üyesi dahil) maaş hesaplarının, sendika üye sayısı azalırken bile sürekli büyümesini sağlayan devlet destekli çeşitli sosyal sigorta projelerinin bütçeleri milyarlar değerindeydi.

Bunlara ek olarak, küçük gruplara bölünmüş sosyal demokrat grupların 1969’da Sosyalist Parti’de birleşmesi ve onun Komünist Parti ile seçim ittifakı kurması, birçok görevliye siyasi yükselme olanağı sağladı. Cezayir Savaşı’ndaki ve Dördüncü Cumhuriyet’teki berbat rolü nedeniyle gözden düşmüş olan “sol”, tekrardan bir siyasi güçtü. Onun yerel, bölgesel ve (François Mitterrand’ın devlet başkanı seçilmesinin ardından) ulusal düzeydeki sayısız makamının çok cazip olduğu kanıtlandı.

1968’den sonra, OCI, bürokrasiye doğru yönelişini korudu ve siyasi programını onun toplumsal yükselişine uyarladı. 1971’e gelindiğinde, OCI, “aygıtlar” ile de flört edecek şekilde, artık “kadrolar” ile “aygıtlar” arasında bir ayrım yapmıyordu. OCI’nin 1968’de şiddetle saldırdığı Mitterrand, şimdi, Paris Komünü’nün yüzüncü yıldönümünü kutlayan büyük bir OCI mitinginde bir konuşmacı olarak boy gösteriyordu. “Birleşik sınıf cephesi”, artık “merkezi grev komiteleri” ile değil; Sosyalist ve Komünist partiler arasındaki seçim ittifakı ile özdeşleştiriliyordu.

Hatta OCI, kendi seçim adaylarını gösterdikleri için bazı radikal grupları suçluyordu. 1969’da, OCI, Pablocu Enternasyonalist Komünist Birlik’e (LCR), kendi devlet başkanı adayını (Alain Krivine) çıkardığı için sert biçimde saldırmıştı. OCI, gençlik gazetesi Jeunesse révolutionnaire’de, bunun, “‘ileri’ işçileri, örgütlerine ve partilerine bağlı kalan işçilerden” ayırdığını ve “burjuvaziye ve Stalinist aygıta koz” verdiğini ileri sürdü. 1974’te, OCI, Krivine’in ve Lutte Ouvrière’den Arlette Laguiller’in seçime katılmasını, “birleşik işçi cephesine karşı ilkesiz adaylar” olarak kınadı. [26]

1971’de, OCI, birkaç üyesini Sosyalist Parti içine gönderdi. Onların görevi, bir hizip geliştirmek değil; Mitterrand’ı desteklemekti. Bu OCI üyelerinden en başarılısı, Lionel Jospin, gelecekteki devlet başkanının danışmanları çevresi içinde hızla yükseldi ve nihayetinde, 1981’de Mitterrand’ın ardından Sosyalist Parti genel başkanı oldu. Jospin, o sırada hala OCI üyesiydi ve danışmak için Pierre Lambert ile düzenli olarak bir araya geliyordu. Tanıklar, o zamandan beri, Mitterrand’ın, gözdesinin gerçek siyasi kimliğinin oldukça farkında olduğunu doğruluyorlar. Jospin, 1997’den 2002’ye kadar, Fransa’nın Sosyalist Partili başbakanı idi.

OCI, aynı zamanda, Fransa’nın en büyük üçüncü sendika federasyonu olan Force Ouvrière’in (İşçi Gücü) “aygıt”ını ve öğrenci federasyonu UNEF’i ele geçirmişti. Parti üyeleri ya da partinin yakın destekleyicileri, uzun yıllar boyunca, her iki örgütün de başında yer aldılar. 1986’da, uzun yıllar OCI’nin öğrenci çalışması sorumlusu olan Jean-Christophe Cambadélis, 450 OCI üyesini beraberinde götürerek, OCI’nin merkez komitesinden doğrudan doğruya Sosyalist Parti önderliğine geçti.

OCI, 1985’ten itibaren, 1981’den sonra burjuva cumhuriyetin devlet başkanı gereksinimi karşılamış ve büyük şirketler yararına politikalar izleyen hükümetini kurmuş olan Sosyalist Parti’den kendisini dikkatli bir şekilde ayırmaya başladı. OCI, Bir İşçi Partisi Hareketi’ni (Mouvement pour un Parti des travailleurs, MPPT) oluşturdu. Bu tamamen bir OCI oluşumu olmasına rağmen, her zaman, “Troçkistler”in örgüt içinde yalnızca bir azınlık olduğunu ve sosyal demokrat, Komünist ve anarko-sendikalist akımlara açık olduğunu vurguladı. MPPT, kendi örgütlerinin önderlikleri ile araları açılmış ya da kariyer ilerlemeleri görmezden gelinmiş hoşnutsuz sendika ve parti bürokratlarının bir havuzu oldu.

1985’te, MPPT, İşçi Partisi (Parti des travailleurs, PT) adını aldı ve Haziran 2008’de, kendisini Bağımsız İşçi Partisi (Parti ouvrier independent, POI) içinde eritti. Bu yeni partinin “Sosyalizm, Cumhuriyet ve Demokrasi İçin” sloganı, açıkça, sağcı sosyal demokrasi geleneğine aittir. POI, küreselleşmenin sonuçlarına ulus devleti destekleyerek tepki veren küçük burjuva tabakalar ve sendika bürokrasisi adına konuşmaktadır. Onun siyasi çalışması, karşısına sosyalist bir Avrupa’yı değil ama “tüm Avrupa halklarının özgür ve kardeşçe birliği”ni koyduğu Avrupa Birliği’ne karşı ajitasyona odaklanıyor. POI’nin başka bir sloganı ise şöyle: “Avrupa halklarının egemenliğine, evet.” Bu sloganların milliyetçi/ulusalcı tonu ortadadır.

OCI’nin merkezciliğinin kökenleri

OCI’nin merkezci gerilemesi, 1968’den çok önce başlamıştı. Haziran 1967’de, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Britanya şubesi Sosyalist İşçi Birliği (SLL), OCI’ye, 1968’deki müdahalesini belirleyecek olan politikalarını sert biçimde eleştiren uzun bir mektup yazdı. Bu mektup, özellikle, OCI’nin, Uluslararası Komite’nin yaşayabilirliğine ve Pabloculuğa karşı mücadelesinin önemine yönelik artan kuşkuculuğuna dikkat çekiyordu. [27]

Bir yıl önce, OCI, DEUK’un Üçüncü Dünya Kongresi’nde, SLL’nin sunduğu ve Dördüncü Enternasyonal’i ortadan kaldırma yönündeki revizyonist çabaların başarılı bir şekilde yenilgiye uğratıldığını vurgulayan bir değişikliği desteklemişti. Kongre, revizyonizme karşı mücadelenin, parti inşasına ilişkin daha önemli görevlerden bir sapma olmadığında ısrar etmişti. Tersine, Troçkist hareket, Pablocu revizyonizme karşı Marksizmi ısrarlı bir şekilde savunurken, burjuvazinin ideolojik basıncıyla mücadele etmiş ve devrimci perspektifini geliştirmişti. Kongre, Pablocu revizyonizme karşı mücadelenin Dördüncü Enternasyonal’in sürekliliğinde cisimleştiğini ve bunun, yeni bir proleter önderliğin inşasının gerekli önkoşulu olduğunu vurguluyordu.

SLL’nin değişiklik önerisi, kongreye gözlemci olarak katılan Spartakist eğilimi ve Voix Ouvrière (bugün, Lutte Ouvrière) grubunu hedef alıyordu. Onlar, ana kararın, “Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden İnşası” biçimindeki kısmen muğlak başlığını, DEUK’un ortadan kaldırılmış olduğu ve Uluslararası Komite’nin Pablocu revizyonizme karşı 1953’ten beri yürüttüğü mücadelenin herhangi bir teorik ya da siyasi önemden yoksun olduğu biçiminde yorumlamışlardı. Onlar, Dördüncü Enternasyonal’in, 1953 bölünmesine yol açmış olan can alıcı programatik sorunların basitçe bir kenara atıldığı geniş bir siyasi af temelinde “yeniden inşa”sı için çabalıyorlardı. Bu iki örgüt, Uluslararası Komite’nin bu tür bir tasfiye yoluna karşı çıktığını gördüğünde, kongreyi terk etti.

OCI, Spartakist eğilimin ve Voix Ouvrière’nin, DEUK’un Pabloculara karşı tarihsel mücadelesine yönelik sergilediği histerik düşmanlık karşısında, Üçüncü Kongre’de SLL ile birlik oluşturmuş ve değişiklik lehine oy vermişti. Ancak OCI’nin kendi hatırı sayılır çekincelerini koruduğu, kısa süre içinde açık hale geldi.

Mayıs 1967’de, OCI, Üçüncü Dünya Kongresi’nin başarılarını açıkça sorgulayan bir açıklama yayınladı. OCI, Üçüncü Dünya Kongresi’nden beri “Uluslararası Komite’nin (UK) faaliyetinin bir bilançosu”nu çıkarma ve “Üçüncü UK Konferansı’nın tartışamadığı sorunları çözmek için gerekli tartışmaları başlatma”ya çalışma bahanesi altında, Dördüncü Enternasyonal’in sürekliliğini inkar etti. [28]

OCI’nin belgesi, “Bizler, Pablocu önderliğin iflasını ilan ederek, UK’nin Pablocu US’nin [Uluslararası Sekreterlik’in] yerini almasıyla birlikte, Dördüncü Enternasyonal’in sadece ve sadece devam ettiğini söyleyemeyiz,” diye belirtiyor ve “Dördüncü Enternasyonal’in eski önderliğinin tamamı, emperyalizmin ve Stalinizmin basıncı altında teslim olmuştur,” diye ilan ederek devam ediyordu.

Belge, “Pablocu kriz, Dördüncü Enternasyonal’i örgütsel olarak altüst etmiş” ve “çözümlenecek teorik ve siyasi sorunları biriktirmiştir…” diye sürüyor ve şunları ekliyordu: “‘Kral öldü, yaşasın Kral’ diye bağıramayız. Bu sorunlar üzerine, UK içinde şimdiye kadar girişilmemiş derinlemesine bir tartışma başlatmalıyız.”

Belge, şu açıklamayla, en yüksek noktasına varıyordu: “Temelde, Dördüncü Enternasyonal, düşman sınıf güçlerinin basıncı altında imha edilmiştir… UK, Dördüncü Enternasyonal’in önderliği değildir… UK, Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşasının itici gücüdür.” [29]

Belge, ardından, Pabloculuğu, Uluslararası Komite’nin önceki çözümlemesinden bütünüyle sapmış bir şekilde sunuyordu. OCI, Pablocuları, Marksist programı revize etmekle, işçi sınıfının siyasi bağımsızlığı uğruna mücadeleden vazgeçmekle ve Dördüncü Enternasyonal’i tasfiye etmeye çalışmakla suçlamıyordu. Bunun yerine, Pablocuları, “piramit tarzı bir hiyerarşi, dünya kongreleri ve aşırı merkeziyetçi bir yapı ile donatılmış, tamamlanmış bir Dördüncü Enternasyonal ve partiler düşüncesi”ni sürdürmekle suçluyordu. OCI, Troçki’nin, Dördüncü Enternasyonal’i “ne inşa edilmiş ne de belirli bir yapıya sahip olarak” gördüğünü iddia edecek kadar ileri gitti. [30]

Britanya’daki SLL, Spartakist eğilim ve Voix Ouvrière ile yaşanan tartışmanın ardından, bu sözcüklerin önemini kavramakta vakit kaybetmedi ve OCI’nin Uluslararası Komite’nin rolüne meydan okuma girişimini keskin biçimde reddetti. SLL, bu konuda şunları yazdı: “Dördüncü Enternasyonal’in geleceği, milyonlarca işçinin, mücadelelerine ihanet eden Stalinistlere ve reformistlere yönelik birikmiş nefretinde ve deneyiminde temsil edilmektedir. Dördüncü Enternasyonal, bu gereksinimi karşılamak için, önderlik uğruna bilinçli bir şekilde mücadele etmelidir… Kadroları, kapitalizme ve bürokrasiye karşı mücadeleye çekilen milyonlarca işçiye önderlik etmeye, yalnızca revizyonizme karşı bu mücadele hazırlayabilir… Pabloculuğa karşı canlı mücadele ve kadroları ve partileri bu mücadele temelinde eğitme, 1952’den bu yana geçen yıllarda Dördüncü Enternasyonal’in yaşamı idi.” (vurgu özgün metinde) [31]

SLL, kendisini, Dördüncü Enternasyonal’in tarihsel sürekliliğini savunmayla sınırlamadı ve sınıf mücadelesindeki nesnel değişimler ile OCI’nin artan kuşkuculuğu arasındaki bağlantıyı gösterdi. Tüm dünyada işçilerin ve gençlerin giderek artan radikalleşmesi ve kendi kadrolarının sayısal zayıflığı ile karşı karşıya kalan OCI, işçi sınıfı içinde Marksist bilinç uğruna zahmetli bir mücadele yürütmeden, etki kazanmasına olanak verecek oportünist bir kestirme yol aramıştı. OCI’nin, Pablocuların “aşırı merkeziyetçi” bir Enternasyonal’i savunduğu suçlamasında bulunmasının, Troçki’nin herhangi bir sıkı yapısı olmayan bir Enternasyonal’den yana olduğunu iddia etmesinin ve Üçüncü Dünya Kongresi’nden sonra, örgütsel zayıflığa ve Uluslararası Komite’nin kusurlarına kafa patlamasının anlamı buydu.

SLL, bu nedenle, şu uyarıda bulunmuştu: “Şu anda, Batı Avrupa’daki işçilerin radikalleşmesi hızla ilerliyor, özellikle de Fransa’da… Böylesi bir gelişme aşamasında, devrimci bir partinin, işçi sınıfı içindeki duruma devrimci bir şekilde değil ama işçilerin eski önderlikleri altındaki kendi deneyimleriyle sınırlandırıldıkları mücadele düzeyine, yani kaçınılmaz ilk kafa karışıklığına uyarlanarak karşılık vermesi tehlikesi her zaman mevcuttur. Bağımsız parti ve Geçiş Programı uğruna mücadeleye yönelik bu tür revizyonlar, genellikle, işçi sınıfına yaklaşma, herkesin mücadelede birliği, ültimatomlar vermeme, dogmacılığı terk etme, vb. kılıklarına girer.” (vurgu özgün metinde) [32]

OCI’nin oportünist yönelimi, özellikle, “birleşik cephe”ye ilişkin yorumunda açıkça ortaya çıkıyordu. OCI, şöyle yazmıştı: “1944 ile 1951 arasında, PCI’nin [OCI’nin önceli] Fransız KP’nin [Komünist Parti] PB’sine [Siyasi Büro], örgütler arası bir birleşik cephe öneren mektuplar göndermesi, adettendi.” PCI’nin sayısal güçsüzlüğü göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir politika gerçekçi değildi, çünkü: “PCI’nin önderlik ettiği hangi kesim, onunla Fransız KP arasında birleşik cepheye bir temel sağlayabilirdi ki?”

OCI, şöyle devam ediyordu: “Şu anda ise, bizim birleşik cephe politikamız farklı. Biz, işçi sınıfı tarafından kabul edilen önderliklere (SFIO, Fransız KP, sendika önderlikleri), ileri işçilerin taleplerini ifade ediyoruz; burjuvaziden kopmak ve birleşik sınıf cephesini meydana getirmek gerekiyor… Biz, gençlik, işçi ve militan tabakalarını birleşik cephe uğruna mücadele için bir araya getirip örgütlüyoruz. Birleşik cephe uğruna bu mücadeleler üzerinden OCI’yi inşa ediyoruz.” [33]

SLL, bu “birleşik cephe” anlayışını şiddetle protesto etti ve partinin “işçi sınıfının oportünist ve merkezci önderliklerine meydan okumak için kendi politikaları temelinde açıkça mücadele etmesi gerektiği” konusunda ısrar etti. “Birleşik cephe, bağımsız önderlik uğruna mücadeleye karşı bir alternatif olarak gündeme geldiğinde, daha kolay bir şekilde,” işçileri devrimci önderlik yolundan saptırırdı. SLL, şu uyarıda bulunuyordu: “Dünya krizinin bu aşamasında, revizyonizme karşı mücadelenin bu aşamasında, tüm vurguyu Bolşevik Parti inşasından uzaklaştırmak, sınıf düşmanının tam basıncına derhal kapı aralamak demektir. Sözde birleşik sınıf cephesi, bu tehlikeli rotanın; felaket getiren rotanın bir ifadesidir.” (vurgu özgün metinde) [34]

SLL, OCI’nin politikasının, özünde şu anlama geldiğini yazdı: “Önce Birleşik Cephe ve sonra, bunun üzerinden, parti. Biz, bunu reddediyoruz. … Bu, OCI’nin önerdiği haliyle, Pablocu ‘eşsiz giriş’ kadar emin bir şekilde, tasfiyeye hazırlıktır… Her iki örneğin de temeli, devrimci parti inşasının merkezi öneminin terk edilmesidir.” (vurgu özgün metinde) [35]

Görmüş olduğumuz gibi, OCI, SLL’nin eleştirisini reddetti. OCI’nin 1968’in devrimci olaylarına müdahalesi, bunun yerine, SLL’nin eleştirdiği siyasi çizgiye dayandırıldı ve SLL’nin öngörmüş olduğu gibi, bu yönelim, sonunda, OCI’nin Troçkist bir parti olarak tasfiyesine yol açtı.

19 Haziran 1967 tarihli mektup, Britanya şubesinin OCI’nin siyasi çizgisine yönelik son kapsamlı eleştirisiydi. Sonraki yıllarda, SLL, OCI’nin çizgisine ilişkin derinlemesine bir çözümlemeye girişmekte başarısız oldu. SLL, Mayıs-Haziran 1968 olayları üzerine, Tom Kemp tarafından yazılan ve OCI’nin oynadığı rolü büyük ölçüde görmezden gelen yüzeysel bir dizi makale yayınladı. Açık eleştiriden uzak durma OCI’nin 1968’de hala resmi olarak bir Uluslararası Komite üyesi olması temelinde gerekçelendirilebilecek olsa da, SLL, OCI’nin merkezci yozlaşmasının kökenlerini, onun 1971’de DEUK’tan kopmasının ardından da irdelemedi.

Böyle bir inceleme, Uluslararası Komite’nin kadrolarını siyasi ve teorik olarak donatmak için son derece gerekliydi. Onun görevi, OCI’nin merkezci yöneliminin nasıl geliştiğini göstermek ve bu tür bir yozlaşma ile bağlantılı siyasi sorunları açığa çıkarmak için 1968 olaylarının çok öncesine ve 1966’ya kadar uzanacaktı. Ne var ki SLL, söz konusu siyasi farklılıkların yalnızca felsefi farklılıkların ikincil dışavurumları olduğunu ve siyasi sorunlara ilişkin somut incelemenin yerini, bilgi felsefesi sorunlarına ilişkin soyut bir tartışmanın alabileceğini ilan ederek, bu görevi geçiştirdi. SLL, OCI ile kopuşunu, sadece, OCI’nin Marksist bilgi teorisi olarak diyalektik maddeciliği reddetmesi temelinde gerekçelendirdi.

SLL’nin bu kaytarmasının arkasında, kendi safları içinde var olan ve parti önderliğinin tartışmak istemediği farklılıklar yatıyordu. OCI ile anlaşmazlığın kışkırttığı açık bir tartışma, önderliğin siyasi netleşmeden daha önemli olarak gördüğü pratik ve örgütsel başarıları altüst edebilirdi.

Sonunda, SLL, OCI’nin yozlaşmasını incelemeyi reddetmesi nedeniyle büyük bir bedel ödedi. Temel siyasi sorunların netleştirilmemesi nedeniyle, bu sorunlar SLL içinde kendi yollarını bulacaklardı. 1974’te, OCI, SLL/WRP’nin sendika çalışmasının önderi olan Alan Thornett kanalıyla, İşçilerin Devrimci Partisi (WRP, SLL’nin ardılı) içinde azımsanmayacak gerilimler kışkırtabiliyordu. Sonuçta ortaya çıkan krizde, WRP, fabrikalardaki üyelerinin büyük bir kısmını kaybetti. 1970’lerin sonuna gelindiğinde, WRP, Britanya’da, sendikalar, İşçi Partisi ve eski sömürge ülkelerdeki milliyetçi hareketler ile ilişkileri bakımından, gitgide, Fransa’da OCI’nin izlediğine benzer bir oportünist rota benimsemişti. En sonunda, WRP, 1985’te, kendi iç çelişkileri eliyle parçalandı.

Devam edecek

Dipnotlar:

  1. “Le bonapartisme gaulliste et les tâches de l’avant-garde,” LaVérité,Sayı 540, Şubat-Mart 1968
  2. Jean-Paul Salles, La ligue communisterévolutionnaires (1968–1981), Rennes 2005, syf. 98
  3. “Reply to the OCI by the Central Committee of the SLL, June 19, 1967” [“SLL Merkez Komitesi’nin OCI’ye Yanıtı”], Trotskyism versus Revisionism [Revizyonizme Karşı Troçkizm] içinde, Cilt 5, Londra 1975, syf. 107–132
  4. “Statement by the OCI, May 1967” [“OCI’nin Açıklaması, Mayıs 1967”], age. syf. 84
  5. Age. syf. 91–95
  6. Age. syf. 92
  7. “SLL Merkez Komitesi’nin OCI’ye Yanıtı”, age. syf. 107–132
  8. Age. syf. 113–114
  9. “OCI’nin Açıklaması, Mayıs 1967”, age. syf. 95
  10. Age. syf. 123–24
  11. Age. syf. 125

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares