Eşitsizlik ve savaş yönelimi

Makam tazminatı araştırma şirketi Equilar, geçtiğimiz hafta, ABD’deki en fazla kazanan 100 üst düzey şirket yönetim kurulu başkanının gelirinin, 2013 yılında ortalama yüzde 9 artışla 13,9 milyon dolara ulaştığını belirtti.

Haber, ABD medya ve siyaset kurumu bu kez Rusya’ya karşı yeni bir savaş propagandası yağmuru başlatırken çıktı. ABD medyası, Sırbistan’daki, Afganistan’daki, Irak’taki, Libya’daki ve Suriye’deki çatışmalarda olduğu gibi, Ukrayna’daki krizle ilgili olarak pişkin yalanlar pompalıyor. Her zaman olduğu gibi, hiçbir şey objektif olarak incelenmiyor, düşmana yönelik suçlamaların doğruluğunu ispatlayacak hiçbir kanıt sunulmuyor, hiçbir tarihsel arka plan sunulmuyor. Bunun yerine, halkın askeri müdahaleye olan muhalefetinin üstesinden gelmek için, onu hissizleştirme ve sindirme yönünde bir çaba söz konusu.

ABD’nin yeni savaşları kışkırtmasındaki ya da başlatmasındaki düzenlilik, Amerikan egemen sınıfının sınırsız ve yağmacı jeopolitik hedeflerinin bir işlevidir. O, aynı zamanda,toplumsal eşitsizliğin olağandışı büyümesi eliyle yaratılmış büyük toplumsal gerilimlerde kök salmıştır.

Savaş, uzun süredir, toplumsal çelişkileri dışarıya saptırmanın ve onları dış bir düşmana yönlendirmenin aracı olarak hizmet etmektedir. İnsan Hakları Bildirgesi’nin yazarı James Madison’ın belirtmiş olduğu gibi, “Romalılar arasında, ne zaman bir ayaklanmadan kaygı duyulsa bir savaş kışkırtmak kalıcı bir kuraldı”.

Başlıca sanayileşmiş ülkeler arasında eşitsizliğin en fazla olduğu ABD, toplumsal bir barut fıçısıdır. Halkın büyük çoğunluğu, ekonomik çöküşün ortasında, yaşam koşullarında tarihsel bir gerileme yaşamış durumda. Ama zenginler ve süper zenginler, her zamankinden daha fazla bir serveti ellerinde topladılar.

Equilar’ın raporunda yeralan şirket yönetim kurulu başkanlarının ücretlerindeki artış, bu sürecin bir ifadesidir. Yazılım devi Oracle’ın yönetim kurulu başkanı ve dünyanın en zengin beşinci insanı Larry Ellison, 2013’te ücret ve prim olarak 78,8 milyon dolar kazanarak, bir kez daha listenin ilk sırasında yer aldı. Ellison’ın 48,8 milyar dolar olduğu tahmin edilen birikmiş serveti, 100 ülkenin gayrısafi yurtiçi hasılasından daha fazla. Ellison, 2012’de, Havai adalarından Lanai’nin yüzde 98’ini satın almıştı. Onun, buna ek olarak gayrımenkul holdinglerinde yüzmilyonlarca doları bulunuyor.

Ellison, tüm bir toplumsal tabakanın temsilcisidir. Süper zenginlerin gelirlerindeki olağanüstü artış, onların net servetindeki çok daha büyük artışla birleşmektedir. Profesörler Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman tarafından bu ay yayımlanan rakamlar, nüfusun her kesiminin servetten aldığı payın 1980’lerden beri çarpıcı biçimde gerilediğini; bunun tek istisnasının, serveti çarpıcı biçimde artan en zengin yüzde birlik kesim olduğunu gösteriyor.

Servetteki en büyük ani artış, en tepedekilere özgü. Nüfusun en zengin binde beşinin toplumsal servet içindeki payı, 1978’de yüzde 17 dolayında iken, 2012’de yüzde 35’in biraz altına yükselerek, ikiye katlandı. En zengin binde birlik kesim, şimdi, toplam servetin yüzde 20’den fazlasını kontrol ediyor.

Servetin bir kutupta toplanmasına, diğer uçtaki son derece kötü toplumsal koşullar eşlik ediyor. Bütün bir genç kuşak yoksulluğa ve işsizliğe saplanmış durumda. 25 ile 34 yaş arası gençlerin neredeyse yüzde 16’sı federal yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip. Bir karşılaştırma yaparsak, 2000 yılında, aynı yaş grubuna dahil insanların yüzde 10’u yoksulluk içindeydi. Gençlerin ortalama hanehalkı geliri 8.000 dolar ve bu, gerçek rakamlarla, 2000 yılındakinden daha az.

2008 ekonomik ve mali krizinin başlamasından beş buçuk yıl sonra, nüfusun -genç ve yaşlı- büyük çoğunluğunun karşı karşıya olduğu toplumsal durum, ekonomik güvensizlik, düşük ücretler ve görülmedik düzeyde borçlanma ile karakterize ediliyor.

Bu toplumsal eşitsizlik düzeyi demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Siyasi sistem, her zamankinden daha çıplak biçimde, asalak bir mali oligarşinin bir aleti işlevini görmektedir.

Büyük şirket partileri olan Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, servetin tepeden tırnağa yeniden dağılımı yönünde kararlı bir politika izliyorlar. Şimdi, 2014 ara seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte, Obama yönetimi ve Demokratlar, kendilerini eşitsizliğin karşıtlarıymış gibi göstermeye çalışıyorlar. Onların sözde “ilerici” gündemi, asgari ücrette -gerçek rakamlarla 1968’de olduğundan daha düşük bir düzeye- küçük bir artıştan ve uzun süreli işsizlere verilen işsizlik parasında birkaç aylık uzatmadan ibarettir (bu süreyi geçtiğimiz yılın sonunda kısaltmışlardı). Onların programının üçüncü maddesi, kadınlara eşit ücret sağlanması.

Yaygın toplumsal krize yanıt vermekte bütünüyle yetersiz olan bu öneriler bile, onların uygulanmasına yönelik herhangi bir ciddi niyet olmaksızın yapılmaktadır. Kitlesel işsizlik ve düşük ücretler, gerçekte, şirket karlarını arttırmayı amaçlayan kapsamlı stratejinin en önemli bileşenleridir.

Tartışmaya mahkemeler de katılmış durumda. Bu ayın başlarında, ABD Yüksek Mahkemesi, Amerikan toplumunun demokratik görünümünün bir diğer katmanını çıkartacak şekilde, bireylerin siyasi kampanyalara katkı amacıyla verebilecekleri toplam para miktarı üzerindeki üst sınırı kaldıran bir karar aldı.

Egemen sınıf, dış politikada da aynı pervasızlıkla ve suçlulukla ilerliyor. Olağandışı bir pervasızlıkla, Ukrayna’da, başını faşistlerin çektiği sağcı bir darbe örgütlendi ve bu, tüm bölgeyi askerileştirmekte ve bir nükleer güç olan Rusya’yı savaşla tehdit etmekte kullanılıyor.

Yeni bir savaş korkusu, yalnızca toplumsal gerilimi saptırmanın bir aracı olarak görülmüyor. O, aynı zamanda, demokratik haklara yönelik yeni saldırılara ve devletin polis güçlerinin daha da güçlendirilmesine gerekçe sağlıyor. Bütün temel anayasal güvencelerin içi, halkı dinleme ve ABD yurttaşlarına süikast yapma hakkını ilan eden bir yönetim tarafından boşaltılıyor.

Mali oligarşinin elinde toplanan her zamankinden fazla servet, hem kaynakların dağıtımında devasa bir bozukluk hem de insanlığın geleceğine yönelik bir tehdittir. Savaşa ve büyük güçler arasındaki bir askeri çatışmanın yolaçacağı nükleer felakete karşı mücadelenin, mali oligarşinin toplum üzerindeki mutlak gücünü kırma mücadelesine bağlanması gerekiyor.

Bu, yalnızca, toplumun gerçekten demokratik ve eşitlikçi, yani sosyalist temelde yeniden örgütlenmesi uğruna mücadele etmek için, kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin inşasıyla mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir