Yeni MİT yasası TBMM’den geçti: Polis-istihbarat devletinin inşasını yalnızca işçi sınıfı önleyebilir

TBMM, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yasasında kapsamlı değişiklikler öngören yasa teklifini, günler süren ve küçük değişikliklerin yapıldığı görüşmelerin ardından kabul etti. AKP iktidarının güçlü bir polis ve istihbarat aygıtının inşasını amaçlayan bu adımı, işçi sınıfının ve gençliğin önümüzdeki süreçte yükselecek olan kitlesel muhalefetine karşı alınmış bir önlemdir.

Yeni yasaya göre, MİT, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, içeride her türlü dinleme ve gözleme faaliyetini sürdürebilecek; hem devlet kurumlarından hem de şirketlerden, yurttaşlarla ilgili her türlü bilgiyi talep edebilecektir.

Bu yasa, MİT çalışanlarına ve onunla işbirliği yapanlara, yasalar karşısında mutlak bir koruma sağlamaktadır. Bundan sonra, herhangi bir yasadışı faaliyet kuşkusuyla soruşturma başlatmak isteyen bir savcı, önce MİT’in görüşünü alacak; fiilen ondan izin isteyecektir. Yani, MİT’in söz konusu faaliyeti kendisinin ya da taşeronlarının sürdürdüğünü belirtmesi durumunda, ona karşı hiçbir yasal süreç işletilemeyecek.

MİT’i yalnızca iktidara karşı sorumlu kılan yeni yasa onun çalışanlarına ve işbirlikçilerine sağladığı korumayı, insanların bilgi edinme ve düşüncesini ifade özgürlüğüne yönelik ürkütücü bir saldırıyı da içeriyor. Yasaya göre, örneğin, MİT’e ait belgeleri elde eden ve barındıran kişi dört ile 10 yıl arasında hapis cezasına çarptırılacak. Bunları internet ortamında ya da basılı olarak yayımlamak isteyen birinin ise 12 yıla kadar cezaevinde kalmayı göze alması gerekecek.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ yeni MİT yasası ile ilgili yaptığı açıklamada, “MİT yasası son derece önemli değişikleri öngörüyor; Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın hem içeride hem dışarıda daha etkin görev yapmasını sağlıyor ve gücüne güç katıyor. Hayırlı olsun. Eleştirileri haksız ve yersiz buluyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise konuyla ilgili açık kapı bırakırken, şu ifadeleri kullandı: “MİT yasasını yakından takip ediyorum. Daha önce de ilgili Bakan ve Müsteşar’la görüştüm. Tartışmalı bir konu. Nereden bakarsanız… Görüşlerimi paylaştım. Yasaları Meclis yapıyor. Meclis’in kararıdır.”

TBMM’deki burjuva muhalefetin karşı çıktığı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağını açıkladığı yeni yasanın demokratik haklar açısından oluşturduğu ağır tehdit, aynı önceki totaliter yönelimli yasa değişikliklerinde olduğu gibi, muhalif olanlar da dahil, burjuvazinin tarihsel olarak kendisine ait en temel demokratik değerlere olan ihanetinin bir ifadesidir.

İktidarın demokrasi ve insan hakları karşıtı bütün uygulamalarını “Avrupa Birliği kriterleri”ne yapılan sinik göndermeler eşliğinde “kınayan” burjuva muhalefet, gerçekte tam bir ikiyüzlülük sergilemektedir. Onlar, kendi ülkelerinde polis devleti uygulamalarını yaygınlaştıran, Mısır’da binlerce muhalifi öldüren, on binlercesini hapse atan cuntayı destekleyen ve en son Ukrayna’da faşistlerle işbirliği içinde bir darbe düzenlemiş olan Batılı büyük ortaklarının, aynı kendileri gibi, “demokratik kriterler” ile ilgilenmediğini çok iyi biliyorlar.

Washington, Berlin, Londra ve Paris’teki emperyalist yönetimlerin ya da Türkiye’deki burjuva muhalefetin asıl derdi, artan toplumsal eşitsizliklere ve hızla yaklaşan savaş tehlikesine karşı kaçınılmaz olarak patlayacak olan kitlesel işçi ve gençlik mücadelelerini önlemektir.

İktidara gelmek için öncelikle emperyalist merkezlerin güvenini ve desteğini kazanmaya çalışan muhalif burjuva partileri, AKP’nin attığı bu adımların, yönetimine aday oldukları devleti güçlendirdiğinin ve bankaların ve tekellerin çıkarlarını savunmak için buna ihtiyaç olduğunun bilincindeler. Bu yüzden, onlar, içi boş açıklamalarla ya da büyük ölçüde iktidarın kontrolü altında olan yargıya yapılan göstermelik başvurularla görüntüyü kurtarmaya çalışıyorlar.

Benzeri bir durum, neredeyse tamamı iktidar ile yakın ticari ilişkiler içinde olan büyük sermayenin eline geçmiş ve çalışanları baskı ya da rüşvet eliyle uysallaştırılmış olan burjuva medya için söz konusu. Burjuva medyası, gazetecilik mesleğine ağır bir darbe indiren bu yasa karşısında, birkaç muhalif sesin dışında, tam bir “üç maymun” rolünü oynamakla kalmayıp, kitlelerin dikkatini saptırmak için, bütünüyle iktidarın değirmenine su taşıyan yapay gündemler yaratıyor.

Asıl olarak işçi sınıfının ve gençliğin ağır sömürü ve baskı altında tutulmasında kullanılacak olan totaliter bir polis-istihbarat rejiminin inşasını amaçlayan bu saldırı karşısında, “işçi örgütü” olduklarını iddia eden sendikalardan da ses çıkmıyor ve bu hiç şaşırtıcı değil. Sendikaların önemli bir kesiminin iktidarın organik ya da gönüllü “işçi kolu” gibi çalıştığını ve onun bütün işçi sınıfı düşmanı politikalarının açık destekleyicisi olduğunu biliyoruz. Bu yüzden, onlara söylenecek çok fazla şey yok.

AKP’nin toplumsal karşı-devrim programı yenilgiye uğratılacaksa, bunu başarabilecek tek güç, sermayenin ve devletin işçi sınıfı içindeki gardiyanları olan bürokrasilerin ve sahte solun ideolojik ve siyasi egemenliğinden kurtulmuş, kitlesel bir sosyalist işçi hareketidir.

Böylesi bir işçi hareketini inşa etmenin yolu, halen Ukrayna’da ve Suriye’de sürmekte olan emperyalist askeri saldırganlığa ve içeride AKP’de cisimleşen toplumsal karşı devrime başarıyla karşı koyabilmek için gerekli olan kapitalizm karşıtı enternasyonalist devrimci bir perspektifin ve siyasi programın işçi sınıfı içinde kök salmasından geçiyor.

İşçi sınıfının kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerine dünya ölçeğinde son verip ekonomik ve toplumsal yaşamı toplumsal gereksinimler doğrultusunda ve demokratik denetim altında planlanmış şekilde yeniden örgütlemesini öngören bu perspektif ve program, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından geliştirilmiştir ve savunulmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir