Eşitsizlik ve Amerikan demokrasisi

ABD Başkanı Obama, 12 Şubat Salı günkü “Birliğin Durumu” konuşmasına, ekonomik düzelmenin sürmekte olduğunu belirterek başladı. O, “krizin enkazını hep birlikte temizliyoruz ve birliğimizin durumunun güçlü olduğunu tazelenmiş bir güvenle söyleyebiliriz” dedi.

 

ABD’deki toplumsal eşitsizliğe ilişkin geçtiğimiz ay yayımlanan son veriler, bu açıklamanın tam olarak ne anlama geldiğini daha net bir şekilde görmemizi sağlıyor. Obama’ya ve bir bütün olarak siyaset kurumuna göre, “kriz”in başlıca belirteci borsalar ve onlarla birlikte şirketlerin ve mali seçkinlerin servetidir.

California Üniversitesi’nden Emmanuel Saez tarafından bir araya getirilen ve “iyileşme”nin ilk iki yılı olan 2009-2011 yıllarına ilişkin verilere göre, hanehalkı ortalama gerçek geliri yüzde 1,7 artmış. Bununla birlikte, Saez şunu belirtiyor: “Alttaki yüzde 99’un geliri yüzde 0,4 azalırken, en tepedeki yüzde 1’in geliri yüzde 11,2 artmış. Bu yüzden, en tepedeki yüzde 1, iyileşmenin ilk iki yılında elde edilen gelirlerin yüzde 121’ini ele geçirmiş.”

Yani, tepedeki yüzde 1, gerçekte bu iki yıl boyunca, toplam gelir artışının tamamını ve buna ek olarak yüzde 20’lik bir geliri yutmuş. Bu rakamlar, yoğun bir servet aktarımını, fonların halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı zararına mali piyasalara akıtılmasını göstermektedir.

Saez ekliyor: “Artan hisse senedi fiyatlarından ve 2013’te daha fazla vergi ödeyecek olan en üst vergi dilimine dahil olmayı engellemek için gelirlerin yeniden zamanlanmasından dolayı, en tepedeki yüzde 1’in geliri, 2012 yılında muhtemelen artacak. Alttaki yüzde 99, büyük ihtimalle, 2011 ile 2012 arasında en tepedeki gelirden çok daha mütevazı biçimde artacak. Bu, Büyük Durgunluğun en tepedeki gelirlerin payını yalnızca geçici olarak azalttığını ve en yüksek gelirlerin payında 1970’ten bu yana yaşanan çarpıcı artışı hiçbir şekilde bozmadığını gösteriyor.”

Gelirlerdeki bu eğilimler, basitçe, soyut ekonomik güçlerin ürünü değildir. Onlar, önce Bush tarafından uygulanan ve ardından Obama yönetimi altında tırmandırılan somut ve amansız sınıf politikasından kaynaklanıyorlar. Tarihte tanık olunmadık ölçekte bir mali spekülasyonun ürünü olan 2008’deki çöküşe karşılık olarak, sınırsız fonlar, hükümet ve Merkez Bankası (Fed) tarafından bankalara aktarıldı.

Aslında mali sisteme aktarmak üzere misliyle para basan Fed, borsa patlamasını finanse etmek için, 2008’den bu yana, aşağı yukarı 2 trilyon dolarlık aktif değer almıştır. Bütün hükümetler buna paralel politikalar izliyor. Sonuç öngörülebilir: mali aristokrasinin tahsil edilemeyen alacakları merkez bankalarına ve devlet bütçelerine aktarılırken, aktif balonların fiyatları yeniden yükselmektedir.

Bu önlemlerin doğal sonucu, halkın büyük çoğunluğunun yaşam standartlarına yönelik sürmekte olan sistematik saldırılardır. Obama, “Birliğin Durumu” konuşmasında, üretim sektöründeki işlerin sözde canlandığını (gerçekte, ortadan kaldırılmış işlerin yalnızca çok küçük bir bölümü) ilan etti. Obama, bu işlerin, yönetimin 2009’da otomotiv sanayisini yeniden yapılandırmasının önayak olduğu sefalet ücretleri temelinde yaratılmış olduğundan söz etmedi.

Sonuçta, ABD’deki “çalışan yoksullar”ın (istihdam edilmesine rağmen neredeyse yoksulluk içinde yaşayanlar) sayısı keskin bir şekilde artmıştır. 2011 yılında, 47,5 milyon insan resmi yoksulluk oranının iki katından az geliri olan ailelerde yaşıyordu. Bu, bütün çalışan ailelerin yaklaşık üçte biridir (yüzde 33) ki aynı oran 2010 yılında yüzde 31, 2007’de ise yüzde 28 idi.

Bu rakamlar işsizliği kapsamamaktadır. İşsizliğe ilişkin resmi rakamlarda, büyük ölçüde işgücünün dışına çıkan milyonlarca insandan kaynaklanan düşüş olmasına rağmen, genel istihdam-nüfus oranı kriz sonrası düşük düzeye yakın olmayı sürdürüyor.

Obama, “kuvvetli orta sınıf”ı yeniden canlandırma hakkındaki boş söylemin ardında, yönetiminin ikinci dönemdeki politikalarının, sağlık hizmetleri programlarından yüz milyarlarca doları daha kesme planlarından başlayarak, bütünüyle büyük iş dünyasının çıkarlarına tabi olacağını netleştirdi.

Eşitsizlik rakamları, dar bir aristokrasinin egemen olduğu Amerikan toplumunun yapısı hakkında çok daha fazlasını söylüyor. Egemen siyasi çevrelerin programı, bir bütün olarak, öncelikle bu toplumsal tabakanın servetini güvence altına almaya tahsis edilmiştir. Temel toplumsal bölünmeyi biçimlendiren şey, devlet ideolojisinin tamamlayıcı parçası haline gelmiş olan çeşitli kimlik politikaları değil; bu aristokrasi ile işçi sınıfı arasındaki çatışmadır.

Bu toplumsal ilişkiler, Amerikan demokrasinin krizinin kavranmasında merkezi öneme sahiptir. Obama yönetimi, medyadan ya da egemen siyasi çevreler içinden herhangi bir ciddi muhalefetin yokluğunda, ABD yurttaşlarının herhangi bir yargı denetimi ya da süreci olmaksızın öldürülmesi hakkını ileri sürmüştür.

Yüzyıllara dayanan temel demokratik ilkeler terk edilmektedir. Hükümetin, ABD yurttaşlarını yargısız infazına ilişkin resmi raporunun medyada yer almasının ardından, konu büyük ölçüde kapatıldı. Obama’nın, “öldürülecekler listesi”nin mimarı John Brennan’ı CIA başkanlığına seçmesinin bu ayın sonlarında Senato tarafından onaylanması bekleniyor.

Geçtiğimiz on yıl içinde, “terörle mücadele” bayrağı altında, sayısız tutuklamalardan ve askeri komisyonlardan iç istihbarata ve kapsamlı iletişim veritabanlarının geliştirilmesine kadar, yürütme erkinin devamlı yayılmasına tanık olundu.

Demokratik egemenlik biçimleri, Amerikan toplumuna hâkim olan devasa eşitsizlik düzeyleriyle bağdaşmamaktadır.

Demokrasinin savunusu ve eşitsizliğe karşı muhalefet, ayrılmaz şekilde birleşiktir ve her ikisi de işçi sınıfının, modern aristokrasinin yaslandığı ekonomik temel olan kapitalizme karşı bağımsız bir siyasi hareketinin gelişmesine bağlıdır.

16 Şubat 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir