Erdoğan’ın cinsiyetçi söylemlerine karşı örgütlenmeye

Geçtiğimiz hafta, Hopa’da, AKP’nin politikalarını, özellikle de hidroelektrik santrallerle ilgili planlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösterilere katılan Metin Lokumcu’nun, polis tarafından öldürülmesi nedeniyle birçok şehirde protesto gösterileri gerçekleşmişti. Türkiye’nin farklı kentlerinde, eş zamanlı örgütlenen gösteriler, Hopa’daki polis terörünün benzerlerine sahne oldu. Ankara’da örgütlenen gösteride, bir kadının polis panzeri üzerine çıktığını hep birlikte çeşitli basın araçlarından takip etmiştik. Panzerin üzerindeki bu kadının olaylar sonrasında başına gelenleri ise ancak ertesi gün gazetelerden öğrenebildik.

Dilşat Aktaş, olayların bitmesinden sonra kin ve hırs içerisindeki polisler tarafından takip edilmek suretiyle bir köşede kıstırılmıştı. Genç kadın, dakikalarca sivil polisler tarafından dövülmüş, kalça kemiği kırılmıştı. “Eril” devletin silahlı gücü olan polis kuvvetleri, elinde “silah” olarak sadece flaması olan Dilşat’tan korkmuş ve başını ezmek istemişti!

Dilşat Aktaş isimli eylemci, çevredekilerin güçlükle kendisini polisin ellerinden alması sayesinde yaşamaya devam ediyor. Hayati tehlike ve felç riskiyle kaldırıldığı hastanede altı ay iş görmezlik raporu alan Aktaş, yaşadığı bu polis şiddetinden dolayı, devletten bir özür duymak bir yana, son derece cinsiyetçi bir tavırla karşılaştı.

Yaklaşan seçimlerle propagandasını iyiden iyiye, milliyetçi, muhafazakar bir dile çeviren Erdoğan, Hopa’daki bir grup “eşkiyadan” bahsettiği pervasızlıkla, Dilşat Aktaş için de ‘panzerin üzerine çıkan, kadın mıdır kız mıdır bilemem?’ cümlesini kullandı.

Metin Lokumcu’nun ölümü üzerinde fazla durmak istemediğini söyleyen “bir ülkenin başbakanı” sisteme, kendisine ve onun polislerine meydan okuyan bu kadından korkarak böyle zamanlarda hep yaptığı gibi eril dilinin hikmetine sarıldı. Bir gün önce, kendi kolluk güçleri tarafından, öldürülesiye dövülen genç kadın yaşam mücadelesi vermekte iken, Başbakan Erdoğan, şiddete maruz kalan kadının bacak arasını sorgulamayı kendine vazife edindi.

Bütün bunlarla hızını alamayan Başbakan Erdoğan, cinsiyetçi tavrını, 26 Mayıs 2011 tarihinde düzenlenen Avrupa Parlamentosu Dersim Konferansı’na katılarak Dersim Katliamı ile ilgili konuşma yapan Nuray Mert’e yönelik cevabında da sürdürdü. 1935 katliamı öncesi bölgede yol yapımına hız verilmesi ile bugün bölgede yürütülen yol yapım faaliyetleri arasındaki paralelliğe dikkat çekmek isteyen ve sözlerine de “benzetmek gibi olmasın, bugün de durum aynı şekildedir demek istemiyorum” şeklinde başlayan Mert, “bayan gazeteci”, “güya bayansın” şeklinde cinsiyetçi bir cevapla karşı karşıya kalmıştır. Böylece Başbakan Erdoğan, kadın-kız ayrımı yapmak ile yetinmemiş, kimin kadın sayılıp sayılamayacağına karar verme yetkisini de kendi kendisine vermiştir!

Recep Tayyip Erdoğan, sınıflı toplumların binlerce yıldır sırtını yasladığı eril politikaları itinayla ve utanmazca sürdürmekte. Kullandığı, kışkırtıcı dilin, son yedi yılda yüzde 1400 artan kadın cinayetlerinde etkisi az değil. Kadına yönelik işlenen suçlarda, azmettirici rolü üstlenen Erdoğan’ın bu konuşmalarına yabancı değiliz. Çünkü tarih boyunca tüm burjuva iktidarları ve diktatörler, kadın bedeni üzerinde iktidarlarını pekiştirmeye çalıştı. Türkiye’de de bugün, iktidar eliyle kadınlara yönelik açıkça bir savaş başlatıldı. Kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin ve kadın cinayetlerinin hızla arttığı bu dönemde, “bir ülkenin başbakanının” kadın bedeni üzerine yaptığı son açıklamalar bunun yeni kanıtlarıdır. Erdoğan’ın son açıklamaları, bir gerçeği daha görmemizi sağlıyor: Mevcut sistem içerisinde kadın sorununa çözüm bulunamayacağı farklı iktidarlar tarafından tarihte defalarca kendini tekrarlayan kadın düşmanı dil ve uygulamalarla bir kere daha görülmüş oldu.

Biz sosyalist kadınlar, Tayyip Erdoğan’ın kadın düşmanı tüm açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Dünyanın tüm ülkelerinde kadınlar benzeri bir dile maruz kalırken, sorunun yalnızca AKP’den kaynaklanmadığını iyi biliyoruz. Ne uluslararası sermayenin Türkiye’deki taşeronu AKP’nin ne de Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlar üzerine yürüttükleri politikalar bizlere dayatılamaz. Biz kadınların bugün en yaşamsal ihtiyacı, sermaye karşısında tavır almamız, sınıfların olmadığı, patriyarkanın parçalanacağı yeni bir dünya için örgütlenmemiz gereğidir.

Tüm bu nedenlerden dolayı bizler, bütün kadınları Erdoğan’ın cinsiyetçi ve nefret söylemleri içeren konuşmalarının karşısında, örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir