Egemenlerin adaleti: Ayşe Öğretmen ve avukatlar hapiste, Soma katilleri serbest

Yazdır

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin yaşamını yitirdiği katliamla ilgili davanın temyiz başvurusunu inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, mahkemenin verdiği kararı onadı ve Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ı tahliye etti.

Katliamdan bugüne kadar gelen süreçte yaşananlara bakılınca, bu kararın şaşırtıcı olmadığı söylenebilir. Hükümet ve devlet kurumları, siyasi partiler ve sendikalar, en başından itibaren Soma katillerini kurtarma telaşına düşmüşlerdi. 13 Mayıs 2014’te Soma’da kömür madeninde çıkan yangın 301 işçinin yaşamına mal olurken, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kazayı, “bu işin fıtratında var” diye önemsizleştirmiş ve 19. yüzyıl Avrupa’sından örnekler vermişti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, olayın yaşandığı madende iki kere teftiş yapıldığını ve mevzuata aykırı bir şey bulunmadığını söylerken, aynı yerde önceki iş cinayetleriyle ilgili olarak verilen meclis araştırma önergesi AKP oylarıyla reddedilmişti.

Oysa yaşanan katliamın nedeni son derece açıktı. Hükümete yakın şirket yönetimi, metan gazı düzeyini izleyecek ve patlamaya engel olabilecek standart güvenlik donanımını almayı reddettiği için 301 işçi göz göre göre öldürülmüştü.

AKP yönetimi, kendisinden beklendiği gibi, şirket yöneticileri ve bir sorun “bulamayan” müfettişlerden hesap sormak yerine, Soma’yı başka illerden takviye polis güçleriyle kuşattı ve katliamı protesto eden işçilere ve gençlere saldırdı.

11 Temmuz 2018’de mahkemenin açıkladığı kararda, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’a 15 yıl, Genel Müdür Ramazan Doğru’ya ve İşletme Müdür Yardımcısı İsmail Adalı’ya 22 yıl 6 ay, İşletme Müdürü Akın Çelik’e ve maden mühendisi Ertan Ersoy’a 18 yıl 9 ay, Emniyet Teknikeri Mehmet Ali Günay Çelik’e 11 yıl 8 ay, maden mühendisleri Yasin Kurnaz ve Hilmi Kazık’a 10 yıl 10 ay, Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Sevinç’e ve çalışanlardan Hilmi Karakoç, Mehmet Eres, Hüseyin Alkan, Fuat Ünal Aydın’a 8 yıl 4 ay ve Murat Bodur’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilirken, aralarında Alp Gürkan’ın da bulunduğu diğer 37 sanık beraat etti.

Daha sonra üst mahkeme durumundaki İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi bu kararı onarken, tutuklu sanıklardan Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan 4,5 yıl hapis yatıp tahliye edildi. Ayrıca 3 yıl süreyle maden ocağı işletme icrasından yasaklanmasına dair yerel mahkeme kararı kaldırıldı. Bununla beraber, Somalı madencilerin ailelerinin ÇHD’li avukatları hapisteler.

Bu kararlar, devletin ve onun mahkemelerinin sınıf karakterini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde göstermektedir. En basit barış, demokrasi sesleri bile, savaş ve diktatörlük yönelimi içindeki burjuvazi tarafından nefret ve korkuyla karşılanıp acımasızca cezalandırılır ve işçi avukatları düzmece davalarla hapse atılırken, işçi katliamı yapan patronlar serbest bırakılıyor ve katliamlarına devam etmeleri için adeta açık çek veriliyor. Bu davalar, hükümetin mahkemeler üzerinden işçi sınıfına baskıyı arttırmasının bir başka örneğidir.

Bu bağlamda, Ayşe Öğretmen davası, egemenlerin adaletinin yalnızca yeni bir örneğini oluşturmaktadır.

8 Ocak 2016’da, Diyarbakır’da öğretmenlik yapan Ayşe Çelik, Beyazıt Öztürk’ün televizyon programına telefonla bağlanmış, doğu ve güneydoğu illerinde süren askeri operasyonlara dikkat çekmiş ve şunları söylemişti: “Ülkenin doğusunda, güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız? Burada doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sanatçı olarak, insan olarak, bir şekilde siz de yaşananlara sessiz kalmamalısınız ve bir şekilde yaşananlara dur demelisiniz… Ölen çocuklara sevinen zavallı insanlar var. Biz o insanlara hiçbir şey söyleyemiyoruz, yazıklar olsun demekten başka… Burada yaşananlar ekranlarda, medyada çok farklı aktarılıyor… Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.” Ayşe Öğretmen, bu sözlerinin ardından bir linç kampanyasının hedefi olmuş, hakkında soruşturmalar açılmıştı.

Siyaset kurumunun ve medyanın, sözde “barış süreci”nde bizzat AKP yöneticilerinin dile getirdiği şeyleri söylediği için Ayşe Öğretmen’e karşı giriştikleri linç kampanyasının arkasında, onların tamamının İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri harekatlarını aratmadan devam eden ve sivillerin öldüğü ya da yerinden yurdundan edildiği operasyonlara tam destek vermeleri ve her türlü barış çağrısını ezme kararlılıkları yatıyordu.

Bu yoğun kampanya sonucunda, “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle Çelik’e 15 ay hapis cezası verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi de cezayı onamıştı. Fakat o dönem henüz 2 aylık bebeği olan Çelik’in cezası önce ertelendi, sonra denetimli serbestlikle tahliye edildi. İnfaz erteleme süresi dolduktan sonra Çelik 17 Nisan’da yeniden cezaevine girdi.

Soma davasında ve Ayşe Çelik’in durumunda yaşananlar Türkiye’ye özgü değildir. WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange ve cesur ifşaatçılar Chelsea Manning ile Edward Snowden ABD başta olmak üzere emperyalist devletlerin suçlarını ifşa ettiklerinde, polis, savcılar ve mahkemeler bu suçları işleyenlerin değil, ifşa edenlerin peşine düşüyor. Türkiye’de de katledilen işçilerin ailelerini savunan avukatlar ve barış isteyen bir öğretmen cezaevine gönderilirken, eline 301 işçinin kanı bulaşmış bir kapitalist adeta ödüllendirilerek tahliye ediliyor.

Bu durum, egemen sınıfların, dünya çapında, kapitalizmin derinleşen krizi ve yükselen sınıf mücadelesi karşında, yeni savaşlara hazırlanma ve en temel demokratik hakları ortadan kaldırma yöneliminin parçasıdır. Görülmemiş düzeye ulaşan toplumsal eşitsizlik, demokratik yönetim biçimleri ile bağdaşmamakta; burjuvazi, kendi egemenliğini yalnızca diktatörlük yoluyla koruyabileceğini düşünmektedir.

Bu davalar, egemen sınıfın hangi gerici hükümeti iktidarda olursa olsun, kapitalist sistem var olduğu sürece iş cinayetlerinin ve savaşın son bulmayacağını; barışın ve demokrasinin bu sistemle bağdaşmadığını bir kez daha göstermektedir. Tüm dünyada kapitalizm yanlısı partilerden ve sendikalardan bağımsız bir şekilde gelişen işçi sınıfı mücadelelerini sosyalist bir perspektif ve örgütlenme ile donatma ve sosyalizm uğruna mücadele, ileriye giden yoldur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares