Durmak yok; yolmaya devam (!)

AKP iktidarı, son seçim zaferi ile birlikte, işçi sınıfına yönelik saldırılarına önümüzdeki dört yıllık dönemde de hız kesmeden devam edeceğini açıkça ortaya koymaya başladı.

61. Hükümet Programında bu konuyla ilgili olarak “İstihdamın artırılması ve kayıt dışının azaltılması amacıyla ‘güvenceli esneklik’ anlayışı ve işi değil insanı koruma ilkesi çerçevesinde işgücü piyasamızın katılıklarını gidererek başta genç, kadın ve vasıfsız işgücümüz olmak üzere işsizlerimize nitelik kazandırarak, işe girişi kolaylaştıracağız” denilirken, kıdem tazminatının kaldırılacağı, “İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu, kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz” açıklamasıyla kıdem tazminatının kaldırılacağı ve yerine bir fon kurulacağı açık bir biçimde yazıldı. Bununla yetinmeyen AKP iktidarı, hükümet programına “part time işçi”, “evden çalışma”, “çağrı üzerine çalışma” gibi esnek çalışma modellerini, “bölgesel asgari ücret” konularını da ekleyerek geçen dönemde sermaye yararına yapamadığı düzenlemelerin bu dönemde yasalara konulmasında kararlı olduğunu gösteriyor.

Düzenleme kime ne sağlıyor?

Bu düzenlemenin yasalaşmasıyla kurulacak kıdem tazminatı fonu ile hükümet öncelikle TTF (Tasarrufu Teşvik Fonu) ve KEY (Konut Edindirme Fonu) gibi eline iç borçlanma için 10 yıl süresince istediği gibi kullanacağı bir fona sahip olacak. Ayrıca patronların üzerinden kıdem tazminatı yükü kalkacak. İşçiler ise kazandıkları çok önemli bir hakkı kaybedecekler.

Uygulamaya geçme olasılığı en yüksek olan fon uygulamasının burjuva basında tartışılan her biçiminde (%3 işveren kesintisi vb) işçilerin hak kayıpları %50’leri aşıyor. Örneğin hükümetçe benimsendiği belirtilen %3 işveren kesintisinde 10 yıl süre ile çalışan bir işçinin eline 10 yıl sonra (fonun yıllık %9 değer kazandığı da hesaplanarak) yaklaşık 7.000 TL geçecek. Oysa mevcut sistemde bu rakam ayda 1.500 TL kazanan bir işçi için 10 yılda 15.000 TL.

Ayrıca yapılmak istenen düzenlemede işveren ödeyeceği primi ödemezse, devlet kurumlarının herhangi bir yaptırımı olmayacak. Böyle bir durumda doğrudan mahkemeye gidilmesi gerekecek. Bakanlık yetkililerinin bu konuyla ilgili düzenlemeyi savunurken “şu anda da işverenin işçiye kıdem tazminatını ödememesi halinde bakanlığın ya da SGK’nın herhangi bir şey yapamadığını, konunun doğrudan mahkemeye gittiğini” savunuyor olması aslında yapılmak isteneni anlatıyor.

Her ne kadar fonun kuruluşunun gerekçelerinde “Kıdem tazminatı uygulaması kazanılmış hak kaybına neden olmayacak” denilse de geçmiş dönemlerle ilgili ciddi belirsizlik sözkonusu.

Fon uygulaması yaşama geçtiği durumda mevcut çalışanların fonun kurulmasından önceki döneme ait hak ettikleri kıdem tazminatlarının kimin tarafından ödeneceği sorusu net bir biçimde yanıtlanmış değil.

Burjuva basından yasaya övgü!

Burjuva basın ise bu konuda da üzerine düşen manipülasyon görevini yerine getirmeye başladı. Son günlerde yeni kurulan hükümetin programı ile önüne koyduğu hedeflerin içerisinde işgücü piyasası ve çalışma hayatıyla ilgili bir dizi “reformun” gündemlerinde olduğu yazılı ve görsel medyada ön plana çıkmaya başladı. Yasaya yapılan “güzellemeler” içerisinde “artık kıdem tazminatından daha fazla işçinin yararlanacağı” masalından tutun “yapılacak uygulamanın işverenlerin aleyhine olacağı”na kadar vardıranlar bile var.

Tartışılan kıdem tazminatı fonuyla ilgili haberlere Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Çalışanlarımız rahat olsunlar biz onların kazanılmış haklarına ya da mevcut haklarına zarar getirecek bir çalışma yapmayız” demesi çok önemli. Bakanın açıklamaları daha önceki uygulamalar akla getirildiğinde işçi sınıfının rahatlatmasına değil tam tersi kaygılanmasına yol açması gerektirdiğini bize hatırlarsa da seçimlerden zaferle çıkan AKP önümüzdeki dönemde sermayenin önündeki engelleri kaldıracak yasaları meclisten ciddi bir engelle karşılaşmadan geçirecek gibi görünüyor.

Sendikaların tavrı ve sonuç

Bu konuda sendikalar bildik tavırlarını ortaya koyuyorlar. DİSK ve Türk-İş daha önce kıdem tazminatının kaldırılmasını ‘genel grev’ nedeni sayacağını açıklamış Hak-İş ise (doğal olarak!) teklife karşı çıkmamıştı. Ancak sendikalar son yıllarda işçi haklarına yapılan saldırılara karşı son derece sert açıklamalar yaparlarken, eylem kararı alma, eylem yapan işçilerin yanında olma, eylemi diğer işkolları ile birlikte tüm ülkeye yayma konularında konuştukları kadar sert olamıyorlar.

Örneğin işçi sınıfının tamamını ilgilendiren bu önemli konu kamuoyunda tartışılırken, Çalışma Bakanlığı’nı devralan Faruk Çelik, ilk Üçlü Danışma Kurulu toplantısını Türk-İş, DİSK, Hak-iş ve TİSK temsilcilerinin katılımıyla 12 Temmuz’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yaptı.

Sendikaların oluşturduğu Üçlü Danışma Kurulu’nun Kıdem Tazminatı’yla ilgili kararın yer aldığı hükümet programı Meclis gündemindeyken toplantıda bu konuyu masaya bile getirmemesi nasıl açıklanabilir? Bu konuyu hükümetin ilgili bakanı ile ilk fırsatta tartışmayan ona tavır almayan bir sendikanın daha sonra yapacağı eylemler ne işe yarar?

Sendikalar bu tavrı almazken bakan Çelik ise toplantının ardından bir açıklama yaparak “Kıdem tazminatı konusu bir takvime bağlandı mı?” sorusuna “Bugün gündemimize gelmedi ama çalışma hayatının önündeki bütün konuları rahatlıkla tartışabileceğimiz ortamın olduğunu söyleyebilirim” diyerek burjuvazinin bu konudaki kararlı duruşunu özetlerken, sendikaların da bu konuda daha önce yaptıkları “genel grev” açıklamalarının ne kadar “ciddi” olduğunu bize gösterdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir