Detroit Sanat Enstitüsü ve ABD’de kültürün savunusu

Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP), Cuma günü, Detroit Sanat Enstitüsü’nün (DIA) önünde bir gösteri düzenliyor. Bu, partinin müzenin hazinelerinin satılması tehlikesine karşı koymaya yönelik kampanyasının ilk aşamasıdır.

Cuma günkü yürüyüş öncesi günlerde, şirket seçkinleri ile kentin seçilmemiş acil durum yöneticisi Kevyn Orr’un DIA’ya yönelik ciddi tehdidi bütünüyle ortaya çıktı. Detroit News’ün başyazarı ve Detroit siyaset medyasındaki önemli kişilerden Nolan Finley, bizzat Orr’un da içinde bulunduğu hükümet yetkililerinin, koleksiyonun en azından bir kesimini “paraya çevirme”ye kararlı olduklarını bildirdi. Müzenin müdürü Graham Beal, böylesi bir adımın DIA’yı kapanmaya zorlayacağı uyarısında bulundu.

Detroit’te olup bitenler, ulusal ve uluslararası bir sürecin parçasıdır. Kültür kurumları ve işçi sınıfının kültüre ulaşma hakkı, her yerde saldırı altında. Bu hafta, ABD’deki iki önemli kültür simgesi çöküşe sürüklendi.

Gelecek sezon programını iptal eden ve bütün faaliyetlerine son veren New York Kenti Operası, Salı günü, iflas başvurusunda bulunduğunu doğruladı. 70 yıllık “halkın operası”, oyunlarını olabildiğince fazla izleyiciye ulaştırma yönündeki çabalarıyla tanınıyordu. O, geçtiğimiz on yıl boyunca sürekli mali zorluklar içindeydi ve geçtiğimiz ay 7 milyon doları bir araya getiremeyince kapılarını kapatmak zorunda kalmıştı.

Salı günü de Minnesota Orkestrası’nın ünlü müzik yönetmeni Osmo Vänskä, orkestranın yönetiminin müzisyenlerin verdikleri son ödünleri reddetmesinin ardından istifa ettiğini açıkladı ve New York Kenti’ndeki Carnegie Hall’de yapılması planlanmış olan bir dizi konseri iptal etti. Minnsesota Orkestrası müzisyenleri, kendilerinden en az yüzde 25 ücret kesintisini kabul etmelerini isteyen yönetim tarafından bir yıldır lokavta tabi tutulmuşlardı.

Eğer Minnesota Orkestrası Vänskä’nin ayrılmasından sonra varlığını sürdürürse, bu durumda, oldukça küçültülmüş bir kurum haline gelecektir. Onlarca müzisyen, daha şimdiden başka yerlerde iş aramaya zorlanmış durumda. Minnesota Orkestrası’nın yazgısı, dünya çapında bir orkestra olarak saygınlığı 2010-2011’deki altı aylık grev sırasında yönetim tarafından ağır bir darbe yemiş olan Detroit Senfoni Orkestrası’nınki gibi olacak.

Bu iki durumda ve çok sayıdaki diğerlerindeki genel iddia, elde para olmadığı için kültürün ve sanatın finansmanında büyük kesintiler yapılması gerektiğidir. Bu tür iddialar, açıkça saçmadır.

New York Kenti’nin, aralarında şimdiki belediye başkanı Michael Bloomberg’in de bulunduğu 70 milyarderi, toplam 244 milyar dolarlık ya da operanın bütçe gereksinimlerinin 34.857 katı bir servete sahip. Minnesota Orkestrası’na gelince; onun, müzisyenlerin yüksek ücret kesintilerini kabul etmesini isteyen yönetimi, Marilyn Carlson Nelson da dahil, şirket sahipleri ve yöneticileriyle dolu. Forbes’in en zengin 400 Amerikalı listesinde 118. Sırada yeralan Nelson’ın net 3,9 milyar dolarlık serveti, orkestranın tüm faaliyet bütçesini 130 yıl boyunca karşılayabilir.

Amerikan Devrimi’ne kadar uzanan ilk dönemde, Amerikan kapitalizminin gelişmesi, kültürün ve eğitimin yayılmasıyla ilişkilendirilmişti. Müzelerin, kitaplıkların ve kamu eğitiminin finansmanı, İç Savaş’ın ardından ve 20. yüzyılın başlarında büyük ölçüde artmıştı.

Bu ilk dönemlerin soyguncu baronları üretimin artışıyla ilgiliydiler ve kültür ile eğitimi bunun gerekli bir parçası olarak görüyorlardı. Günümüzün mali aristokrasisi servetini asalaklık, dolandırıcılık, vurgun ve sanayisizleşme dolayımıyla biriktirmiş durumda. Özellikle 2008 çöküşü sonrasında büyük ölçüde federal hükümet ve Federal Reserve (ABD Merkez Bankası) tarafından finanse edilen borsa dolayımıyla akıl almaz miktarda servet biriktirildi.

Detroit, bu süreçte yıkıma uğratıldı, Amerikan ve gerçekte dünya üretiminin merkezi olmaktan çıkıp ABD’deki en yoksul büyük kente dönüştürüldü. Bugün, burjuvazinin, Obama yönetiminden yerel yönetimlere ve Orr gibi uşaklara kadar Demokrat ve Cumhuriyetçi siyasi temsilcilerinin hepsi, kendilerini kapitalist sistemin krizini işçi sınıfına ödetmeye adamış durumda.

Kültürü ve insan toplumunda ilerici olan herşeyi savunması gereken ve bunu yapacak olan, nüfusun geniş kesimini oluşturan işçi sınıfıdır. Sahte-sol politikacıların işçi sınıfını hor görerek gözardı ettiği koşullarda SEP’in DIA’yı savunmaya yönelik kampanyasını benzersiz kılan şey, onun bu ilkesel ısrarıdır.

SEP, DIA’nın yöneticisi Graham Beal’in ve başkalarının geliştirdiği, Orr’a ve iflas mahkemelerine DIA’yı kurtarma çağrısı yapma düşüncesini reddetti. Bu düşünce, Detroit’in bütünüyle şirket destekli “yeniden yapılanma”sını kabul etmekle kalmamaktadır; o, bizzat DIA için ölümcüldür. Müze, bu temelde açık kalacak olsa bile, onun yaygın demokratik çekiciliği ve halk tarafından ulaşılabilirliği ortadan kaldırılacaktı.

Biz, sendikalar ile Demokratik Parti’nin şubeleri tarafından öne sürülen, sanatın, bir sendika bürokratının iğrenç sözleriyle, “karın doyuramayacağı için” satılması gerektiği düşüncesini de reddediyoruz. Gerçekte, sendikalar, işçi sınıfının bütün haklarının paramparça edilmesinde şirketlere ve devlete yardımcı olmaktadırlar. Sanatın emekli maaşları ya da sağlık hizmetleri uğruna feda edilmesi gerektiğini iddia edenler, en rezil siyasi sahtekarlığı yapıyorlar. Onlar, emekli maaşlarının ve sağlık hizmetlerinin yanı sıra kültürün de ortadan kaldırılmasını kabul etmenin yolunu hazırlıyorlar.

İşçiler arasında, bütün iflas kurgusunu ve sosyal haklara yönelik saldırıları reddetme yönünde derin bir duyarlılık var. Hem kültürü, hem eğitimi, hem emekli maaşlarını hem sağlık hizmetlerini savunmak, hem de iyi ücretli bir iş uğruna mücadele etmek için bir istek söz konusu. Kamuoyu yoklamaları, Orr’un bütün bu alanlardaki planlarına yönelik ezici bir karşı çıkış olduğunu gösteriyor.

SEP’in kampanyası, bu kararlılığa siyasi ifade ve önderlik sağlıyor. Biz, kültüre ulaşma hakkını ve işçi sınıfının bütün toplumsal haklarını güvence altına almanın, yalnızca kapitalizme karşı siyasi bir mücadele dolayımıyla mümkün olduğunda ısrar ediyoruz. Bu, büyük şirketlerin her iki partisine ve Demokratik Parti’nin -sendikaların da içinde bulunduğu- müttefiklerine karşı mücadele demektir.

Bu hakları güvence altına alacak kaynaklar, şirketlerin ve mali sektör seçkinlerinin mülksüzleştirilmesi, bankalarla büyük şirketlerin toplumsallaştırılması ve ekonomik yaşamın kar değil ama toplumsal gereksinimler temelinde yeniden örgütlenmesi yoluyla bulunmalıdır. Bu kampanya, işçilerde, öğrencilerde, sanatçılarda ve halkın geniş kesimlerinde güçlü bir karşılık buldu. Cuma günkü yürüyüş, yalnızca, bir karşı saldırının başlangıcıdır. WSWS okurlarını 4 Ekim’deki gösteriye katılmaya ya da destek mesajları göndermeye çağırıyoruz. Daha fazla bilgi için, defendthedia.org web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir