“Demokratik Güç Birliği, sınıf işbirliğidir!”*

29 Mart seçimlerine “Biz de varız”, “Birlikte başarabiliriz” gibi isimlerle katılan partilerin geçtiğimiz yıl Aralık ayı sonunda yaptıkları ilk ortak açıklamadaki isimleri “Demokratik Güç Birliği” idi. DTP, EMEP, ÖDP, SDP, TKP, DİP-G gibi birçok siyaseti kapsayan ittifakın adı, tesadüfe bakın ki, 2004 yerel seçimlerinde kurulan ittifakınkiyle aynı.

2004 seçimlerinde “birlik” SHP önderliğinde oluşturulmuştu. “Birlik” O günkü DEHAP, EMEP, ÖDP ve SDP’yi de kapsıyordu. Bugünkünden farklı olarak TKP ile DİP-G’nin bir parçası olan İşçi Mücadelesi (İM) ittifakta yoktu. İM bu ittifakı, başlıkta aktardığımız başlıkla “sınıf işbirliği” olarak tanımlamıştı.

İM, söz konusu yazısında, “SHP, hem kökenleri, hem kadroları, hem de politik programı dolayısıyla katıksız bir burjuva düzen partisidir” diyordu. İM’nin bu tespitine katılmamak mümkün değil. Ancak, “DTP hangi sınıfın temsilcisidir?” diye sorulduğunda, İM’nin yanıtının ne olacağını merak ediyoruz. 2004 yılında DEHAP’yi, SDP’yi, EMEP’yi ve ÖDP’yi bu “birlik”ten kopmaya çağıran İM, bugün onlarla birlikte benzeri bir ittifakın içinde. Değişen tek şey, SHP’nin yerini, Kürt mülk sahibi sınıflarının temsilcisi DTP’nin almış olmasıdır.

İM, söz konusu yazısında, “Demokratik Güç Birliği işçi sınıfını seferber etme iddiasındaki bir takım sosyalist partilerle (ÖDP, EMEP, SDP vb.) bir burjuva partisi arasında kurulmuşsınıf işbirliği girişimidir” diye yazıyor ve “Kürt hareketi yanlış yoldan dönmeli” alt başlığı altında DEHAP’nin “yanlış”larını sıralıyordu. İM’nin DEHAP’ye yönelik eleştirilerinden biri, AB’ye ilişkin yanılsamaları ve ABD’nin Irak işgaline dair olumlu yaklaşımı; diğeri ise “hareketin Türkiye hakim sınıf güçlerine sürekli olarak elini uzatması”ydı.

DEHAP’nin bu politikalarının halklar arasına düşmanlık tohumları eken ve Kürt emekçi kitlelerine yıkım getiren “yanlış”lar olduğu ortada. Ancak İM, bunların “yanlış” olduğunu söylemekle kalmıyor ve DEHAP’yi “SHP’den ve düzenden kopmaya” çağırıyordu. Ulusal temelli bir siyasetin burjuva karakterli olacağı gerçeğini örtmeye hizmet eden bu yaklaşım, DEHAP ve onun günümüzdeki devamı olan DTP hakkında büyük yanılsamalar yaratan oportünist bir yaklaşımdır.

İM, yazının devamında, EMEP’yi ve SDP’yi de burjuvaziden kopmaya çağırıyor; bu “sosyalist” partilerin de güç birliğine “imza atması”nın onları da düzen partisi yapacağını belirtiyordu. Böylece İM, Marksist enternasyonalizmle ve işçi sınıfının bağımsız siyasi mücadelesiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu iki partinin sınıfsal karakteri de gözlerden gizliyordu. Her iki parti de, bütün “enternasyonalizm” laflarına karşın, perspektifi ulusal sınırları aşmayan küçük burjuva reformist partilerdir. Buna rağmen İM, “EMEP’ye ve SDP’li yoldaşlar”ına çağrıda bulunuyor: “Biz SDP ve EMEP’te birçok dürüst, fedakar, inatçı devrimci olduğunu biliyoruz. EMEP ve SDP’yi uyarmak, girdikleri yoldan geri dönmeye çağırmak istiyoruz. EMEP ve SDP’li yoldaşlar: Burjuvaziden kopun! Burjuvaziye karşı birlikte mücadele edecek bir bloku yeniden hep birlikte inşa edelim!” (agm)

Sonuç olarak, İM bir “Sınıf Mücadelesi Bloku” kurulması gerektiğini ve bunun için DEHAP’ın, EMEP’nin ve SDP’nin burjuvaziden kopması gerektiğini belirterek yazıyı noktalıyor. İM Dergisi’nin aynı sayıda, bu üç parti üzerine yazılmış birkaç yazı daha var. Hepsi de onlara ne kadar yanlış yaptıklarını anlatan, “doğru yol”un ne olduğunu söyleyen “dostça” eleştirilerdi.

29 Mart’taki seçimler için oluşturulan “birlik” ise tam da İM’nin istediği gibi oldu. DTP, EMEP ve SDP “burjuvaziden koptu”. Ama sorun şu ki, yalnızca Türk burjuvazisinden “koptular”; Kürt mülk sahipleri ise ittifakın içindeler. Bunun yanında, emin olabiliriz ki, birçok yerde bu bileşimin üyeleri AKP’ye karşı CHP’yi destekleyecektir. Ankara’da bunu Halkevleri yarı açık yarı kapalı bir şekilde yapıyor. “Birlik”’in İstanbul Beykoz’daki adayı da bir SHP’li.

“Birlik”in Adana adayına gelince… Aday DİP girişiminin kurucularından ve İM’nin önemli yazarlarından Şiar Rişvanoğlu. Ancak işin ilginç yanı, onun seçimlere bağımsız olarak değil DTP’nin adayı olarak katılıyor olması. “Troçkist” olduğunu iddia eden bir partinin kurucularından birinin DTP’den aday olması nasıl açıklanabilir? Bu, işçi sınıfının bağımsız siyasetini Kürt partisine yedeklemek ve sınıf işbirliği değilse nedir? Eğer DİP girişiminin ifade ettiği gibi “Bu, devrimci Marksizm’in bu topraklarda eriştiği büyük bir onur”ise, Devrimci İşçi Partisi adında bir partiye ne gerek var? DTP bu işlevi size göre görmüyor mu?

Pabloculukta İlke Yoktur

2007 genel seçimlerinde de oluşturulmaya çalışılan DTP çatısı altındaki birlik seçime kısa bir süre kala darmadağın olmuştu. Onlar, parlamentarizmin uç örneklerinin neler olabileceğini, koltuk sevdasının nelere yol açabileceğini bizlere göstermişlerdi. Örneğin Ufuk Uras DTP’nin desteğiyle Meclis’e giderken, Mersin’de DTP ve ÖDP ayrı adaylar çıkardıkları için DTP kaybetmişti. İstanbul’da da benzer şeyler olmuş, Baskın Oran önce aday gösterilmiş sonra vazgeçilmişti.

2 yıl önceki ittifak çabalarında, İM’yi en canla başla ittifaktan yana siyaset olarak görmüştük. Ancak nasıl olduysa adayların açıklanmasına günler kala ESP ve İM (birkaç başka grupla birlikte) DTP’nin kuyruğundan ayrılmıştı. ESP ve İM de anlaşamayınca, İM kendi bağımsız adayını çıkarmıştı. Bu süreç hakkında herhangi bir açıklama yapma ihtiyacı duymayan, hangi ilkesel konuda anlaşılamadığını belirtmeyen İM, yerel seçimlerden aylar önce “Emek ve Özgürlük Cephesi” adlı “yeni birlik” çalışmasına girişti. Bu durumda şu sorulara yanıt verilmelidir: Genel seçimlerde hangi konuda anlaşılamadı, kapalı kapılar arkasında yapılan koltuk kavgasında mı? Bugünkü anlaşmanın temeli neye dayanıyor? Marksist bir programa mı? Sanmıyoruz. DTP’nin programına mı? DTP’den aday olunduğuna göre, sanırız bunda anlaşıldı. Yine, birkaç ay önce TKP hakkında oldukça ağır eleştiriler getirdikten sonra (Orduya olan yakınlığı üzerinden yapılan eleştiriler), bu partiyle aynı “birlik” içinde yer almak nasıl bir politikadır? Bize göre bunun adı oportünizmden başka bir şey değildir.

Dördüncü Enternasyonal’de ortaya çıkan ve Marksizmin / Troçkizmin inkarı olan Pabloculuk akımının bugün bu topraklardaki en tutarlı temsilcisi İM’dir. Pablocular, işçi sınıfının bağımsız politik mücadelesinin ve sosyalist dünya devriminin yerine, baştan sona ulusalcı yaklaşımla, günü geldiğinde sendika bürokrasisine, günü geldiğinde küçük burjuva/burjuva ulusalcı hareketlere, günü geldiğinde Stalinizm’e yedeklenirler. Bunların tümünü bir arada yapma başarısını da gösterebilirler. Seçimlere ilişkin Marksist yaklaşımı hiçe sayarak (burjuva demokrasisinin, parlamentarizmin, kapitalizmin teşhiri; işçi konseyleri ve sosyalizm propagandası) reformist taleplerle kapitalizm altında “güzel günler” görüleceği hayalleri yayarlar.

Tüm bunların sonucunda, bizi sekterlikle suçlayacak olanlara son bir söz: Biz bu suçlamayı severek kabulleniyoruz. Zira oportünistlerden böylesi bir eleştiri almak, Marksist ilkelerde ısrar etmenin doğruluğunu gösterir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir