COVID-19’un bulaşmasını engellemek ve hayatları kurtarmak için fabrika ve işyeri komiteleri inşa edin!

Koronavirüs pandemisi, halen dünyada en çok can kaybının yaşandığı ülke olan ABD’de korkunç bir bedel ödetmeye devam ediyor. ABD’de 1,5 milyondan fazla insana COVID-19 teşhisi konulurken, ölü sayısı 100 bine yaklaşıyor. Her gün bunlara en az 20 bin yeni vaka ve 1.500’ü aşkın ölüm ekleniyor.

Koronavirüs, dünya genelinde yaklaşık 330 bin insanı öldürmüş ve 5 milyondan fazla insana bulaşmış durumda. Bu resmi istatistikler, gerçek etkiyi olduğundan büyük ölçüde az göstermektedir. Doğu Avrupa, Asya, Güney Asya ve Latin Amerika’da, özellikle de toplam vaka sayısı bakımından İspanya’yı geride bırarak üçüncü sıraya yükselen Brezilya’da, bulaşma oranı hız kazanıyor.

Koronavirüs ulusal sınır tanımıyor. Dünyanın diğer yerlerinde bulaşmanın büyümesi, ABD’yi de kaçınılmaz olarak etkileyecek. Hastalık Kontrol Merkezleri Müdürü Robert Redfield, Financial Times’a, güney yarımküredeki hızlı yayılmanın, bu yıl daha sonra ABD’de yeniden bir alevlenme anlamına geleceğini söyledi.

Redfield, ayrıca şunları belirtiyordu: “Güney yarımkürede grip gibi güneye gideceği yönündeki kaygıların” doğru çıktığına dair “kanıtlar gördük ve şu anda Brezilya’da ne olduğunu görüyorsunuz. Güney yarımküre tamamlanınca, [hastalığın] yeniden kuzeye yerleşeceği yönünde şüphelerim var.”

Bu uyarılar, Trump yönetiminin pandemide en kötü dönemin geride kaldığı iddiasının yalan olduğunu ortaya koymaktadır. Bizzat ABD’de, pandemi kontrol altında değildir. New York eyaleti yaklaşık 30 bin cana mal olan dev bir hastalık dalgasından ancak belini doğrultmaya başlarken, COVID-19 pandemisi şimdi Ortabatı ve Güney eyaletlerine dalgalar halinde yayılıyor.

Washington Üniversitesi’nden araştırmacıların Health Affairs tıp dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmasında, yıl sonuna kadar sadece ABD’deki ölü sayısının 350 bin ile 1,2 milyon kişi arasına yükseleceği tahmin ediliyor. Üstelik bu tahmin, şu anda fiziksel mesafe önlemlerinin gevşetilmesini dikkate almamıştır.

Bulaşma oranında ani bir hızlanma meydana gelmesi tehlikesi, erkenden ve pervasızca, “ekonominin yeniden açılması” ve “işe geri dönüş” kampanyasıyla arttırılmaktadır. Trump yönetimi ile ülke genelindeki Demokrat ve Cumhuriyetçi valiler, işyerlerini ve fabrikaları geri açıyorlar. 50 eyaletin tamamı, ekonomi ve eğlence faaliyetleri üzerindeki kısıtlamaları gevşetiyor, hatta bazı örneklerde tamamen sonlandırıyor. Beyaz Saray, eyalet yöneticileri, medyanın azımsanmayacak bir kesimi ve aşırı sağcı güçler, temel sosyal mesafe önlemlerinin görmezden gelindiği bir ortam yaratıyorlar.

Bu kampanyanın altında, “sürü bağışıklığı” anlayışı yatmaktadır. Bu, pratikte, virüsün yayılmasını durdurma yönündeki tüm çabaların bırakılması demektir. Egemen sınıf, hastalığın serbestçe yayılmasına izin vererek, on binlerce veya yüz binlerce daha insanın ölmesini kesinleştiriyor.

Bu kampanyanın itici gücü, şirketlerin kâr akışını eski haline getirme dürtüsüdür. İşe güvenli bir şekilde dönüşü sağlamak için bilime dayanan ve katı bir şekilde uygulanan dikkatli bir planın yokluğunda bulaşma oranında devasa bir artış meydana gelecek ve bu da ciddi hastalıklar ve ölümlerle sonuçlanacaktır.

COVID-19 fabrikalarda, depolarda, ofis binalarında, alışveriş merkezlerinde ve çok sayıda insanın bir araya geldiği başka yerlerde hızla yayılacaktır. İşçilerin işyerinde farkında olmadan hastalığa yakalanıp semptom göstermeden evlerine ve mahallelerine dönmesi ve hastalığı ailelerine, sevdiklerine ve dostlarına bulaştırması ciddi bir tehlike olarak durmaktadır.

Perakende satış mağazaları açılırken buralarda çalışan işçiler tehlikeye itiliyorlar. Amazon işçileri, pandemi boyunca yetersiz koruyucu donanım ile çalıştılar ve en az yedisi hayatını kaybetti. Pandemi, Trump yönetiminin emriyle çalışmayı sürdürmeye zorlanan mezbaha işçileri arasında yayılmaya devam ediyor. Ulaşım faaliyetleri genişletilirken, havayolu ve toplu taşıma işçileri vahim bir durumla karşı karşıya geliyor. Sadece New York City’de şu ana kadar 100’den fazla işçi hayatını kaybetti.

Önümüzdeki haftalarda yeni vaka sayısında sert bir artışla karşılaşacak olan sağlık emekçilerinin kişisel koruyucu donanımı halen yetersiz. Son bir araştırmaya göre, ABD’deki hemşirelerin yüzde 87’si koruyucu donanımı yeniden kullanmak zorunda kalıyor ve yüzde 72’si tam olarak korunmadan çalışıyor.

Yaklaşan kaygı verici gelişmelerin bir işareti olarak, on binlerce otomotiv işçisinin işbaşı yapmasından sadece günler sonra, büyük üretim ve parça tesislerindeki işçiler arasında COVID-19 vakaları bildirilmiş durumda.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP), salgının yayılmaya devam ettiği koşullarda meydana gelen bu pervasız işe geri dönüş kampanyasına ve gerekli olmayan işyerlerinin yeniden açılmasına karşı çıkar. Eğer enfeksiyon, hastalık ve ölüm önlenecekse, güvenli çalışma koşullarını denetleyip uygulayan yeni bir işyeri örgütlenmesi biçiminin yaratılması zorunludur.

Bu yüzden SEP, işçileri, bütün fabrikalarda, ofislerde ve işyerlerinde iş güvenliği-taban komiteleri kurmaya çağırır. Bizzat işçiler tarafından demokratik olarak denetlenen bu komiteler, işçilerin, ailelerinin ve daha geniş toplulukların sağlığını ve hayatlarını güvence altına almak için gereken önlemleri belirlemeli, bunları uygulatıp denetlemelidir.

“Her şeyin eskisi gibi” olması söz konusu olamaz! Pandemi, genel olarak üretim, dağıtım ve ekonomik faaliyet süreçlerinin tamamen yeniden yapılandırılmasının acil bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır. Emekçilerin ve ailelerinin hayatları, şirketlerin kâr çıkarları ve milyarder oligarkların özel serveti uğruna kurban edilemez.

Trump’ın, iki büyük şirket partisinin politikacılarının ve medyanın “ekonominin geri açılması” talebine karşılık şu soru sorulmalıdır: “Kimin ekonomisi?” Jeff Bezos’un, Elon Musk’ın, Wall Street dolandırıcılarının ve nüfusun en zengin yüzde 1 ile yüzde 5’lik kesiminin ekonomisi mi? Yoksa toplumun tüm zenginliğini yaratan ancak –eğer bir işi varsa– ayın sonunu zor getiren işçi sınıfının ekonomisi mi?

Trump yönetiminin pandemiye yanıtı

İşçilerin karşı karşıya olduğu tehlikeli durum, kasıtlı bir sınıf politikasının ürünüdür. Epidemiyoloji uzmanları, on yıllardır, bir küresel salgının sadece olası değil ama kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuyordu. Bu uyarılar görmezden gelindi. Wall Street bankerleri, viral ve bakteriyel araştırmalara yatırım yapmak ve hastaneler kurmak yerine, sağlık altyapısının büyük kısmının içinin boşaltılmasını ve özelleştirilmesini talep ettiler.

Toplumsal ihtiyaçların dizginsiz kâr arayışına tabi kılınması, her yıl on binlerce iş kazasına ve iş cinayetine yol açtı. Daha pandemiden önce, ABD’de her gün ortalama 150 işçi, önlenebilir iş hastalıkları ve yaralanmalar nedeniyle hayatını kaybediyordu. İş Güvenliği ve Sağlığı İdaresi (OSHA), şirketlerin bir uzantısı işlevi görmektedir. Pandeminin etkisini göstermeye başlamasından beri OSHA, COVID-19’la bağlantılı yaklaşık 14 bin şikayet aldı; ancak ne bir para cezası verdi ne de yasal işlem başlattı.

Pandemi Ocak ve Şubat aylarında küresel ölçekte yayılmaya başlarken, Trump yönetiminin ve Amerikan egemen sınıfının odak noktası, hayatları değil kârları korumak oldu. Yönetimin ilk tepkisi, tehlikeyi önemsiz gibi göstermeye çalışıp iş faaliyetlerini olduğu gibi tutmak oldu. Trump yönetimi, virüsün “yıkayınca gittiğini” iddia ederek yaygın bir test, temas takibi ve izolasyon sistemini uygulamaya koymadı.

Avrupa’da pandeminin boyutu ortaya çıktıkça, otomotiv sektöründe fiili grevlerin patlak vermesi dahil olmak üzere kitlesel öfke, federal yönetimi ve eyalet yönetimlerini, virüsü kontrol altına almak için başlangıç niteliğinde önlemler almaya zorladı. Ancak Trump yönetimi ve medya, hiç vakit kaybetmeden, “kaş yapayım derken göz çıkarmama”nın gerektiği ve ülkenin “işe geri dönmesi”nin zorunlu olduğu kampanyasını başlattı.

Egemen sınıf açısından, Mart sonu itibarıyla en önemli adım çoktan atılmıştı: Wall Street’e ve şirket seçkinlerine herhangi bir sınırlama olmaksızın trilyonlarca dolarlık kurtarma sağlayan CARES yasası, Demokratların ve Cumhuriyetçilerin oybirliğiyle kabul edildi. ABD Merkez Bankası (Fed) her gün Wall Street’e 80 milyar doları aşkın bir para akıtıyor. Bu meblağ, 2008-2009 mali krizinden sonra alınan önlemleri bile fazlasıyla geride bırakmaktadır. Bu, artan ölüm ve toplumsal yıkım koşullarında, piyasalardaki aralıksız yükselişi besliyor.

Zenginlerin kurtarılması için yapılan devasa borçların işçi sınıfının sömürüsü yoluyla karşılanması gerekiyor. Trump yönetimi, pervasız ve canice politikasını savunmak için, medyada geniş yer verilen aşırı sağcı gösterileri teşvik etmeye çalışıyor. Dahası, hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler, Çin’i günah keçisi ilan ederek suçu Amerikan mali oligarşisinin üzerinden atmaya uğraşıyor.

Trump yönetimi, Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nün uzun süredir başında bulunan Anthony Fauci gibi işe geri dönme politikasının tehlikeleri hakkında uyarıda bulunan bilim insanlarını bir kenara itiyor. Hastalık Kontrol Merkezleri dışlanıyor ve Trump, kurumun müdürü Robert Redfield’ı görevden almakla tehdit ediyor.

Aynı zamanda, işçilerin açlığa mahkum edilmesinin neden olduğu büyük toplumsal sıkıntı, işe geri dönülmesini dayatmak için kullanılıyor. Sınırsız miktarda paralar zenginlere tahsis edilirken milyonlarca işçi hiçbir şey almadı. İşyerleri faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ederken, kendilerini ve ailelerini tehlikeye atmayı reddeden işçilerin tüm yardımları kesilecek.

Bu kampanyaya öncülük eden Trump yönetimi, bu konuda tüm siyaset kurumunun desteğine sahiptir. Demokratlar, işe dönme kampanyasını destekliyorlar ve kendi kontrollerindeki eyaletlerin birçoğu üretimin devam ettirilmesini sağlıyor. Otomotiv sektöründe üretimi yeniden başlatan Michigan’ı, Demokrat Vali Gretchen Whitmer yönetiyor.

Medya ise, virüsün tehlikesini olabildiğince küçük göstermek için elinden geleni yapıyor. Her gün, bir aşı veya tedavi yönünde “yeni bir umut” haberi çıkıyor. Oysa bilim insanlarının önümüzdeki yıldan önce hazır olmasının mümkün olmadığını söyledikleri uygulanabilir bir aşı olasılığı, işe geri dönülmesi lehine bir sav değildir. Bir aşı geliştirilirse, işe geri dönme kampanyasının sonucunda yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesi haydi haydi trajik hale gelecektir.

Koronavirüsün doğası

İki sınıfın çıkarları birbirine taban tabana zıttır. Wall Street yatırımcılarının çıkarları doğrultusunda hareket eden şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin amacı, kâr arttırmak ve işçilerden en kısa sürede en büyük miktarda işi elde etmektir. İşçiler açısından mesele, sağlıklarını ve güvenliklerini koruyacak güvenli bir ortamın sağlanması meselesidir.

İşçilerin hayatlarını korumak için önlemler talep etmek ve bunları uygulamak üzere iş güvenliği-taban komiteleri örgütlenmelidir. Bu önlemler, hastalığın doğasına ilişkin bilimsel bir kavrayışa dayanmalıdır.

Koronavirüs son derece bulaşıcıdır ve insanlar konuşur, nefes alır, öksürür ya da hapşırınca damlacık yoluyla yayılıyor. İnsanlar, virüs partiküllerinin ağızlarına, burunlarına veya gözlerine doğrudan bulaşması ya da partiküllerin önceden düştüğü bir yüzeye dokunduktan sonra hastalığa yakalanıyorlar.

Bilim insanları, patojenin, aerosoller olarak bilinen havadaki küçük partiküllerde de bulunduğunu gösterdiler. Bunlar, havada daha uzun süre asılı kalabiliyor ve tavsiye edilen altı adımlık sosyal mesafeden çok daha fazla yol alabiliyorlar. Virüsün gidebildiği mesafe, kişinin ne kadar yüksek sesle konuştuğuna göre de değişiyor.

Binlerce işçinin montaj hatlarında yakın mesafe içinde çalıştığı büyük fabrikalar, hastalığın hızla yayılması yönünde hastalık taşıyıcı haline gelmeye özellikle uygundur. UCLA Fielding Halk Sağlığı Okulu’nda misafir doçent ve araştırmacı olan epidemiyoloji uzmanı Julia Heck, bu konuda Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne şunları söyledi: “Fabrika, gürültülü bir ortamdır ve insanlar birbirlerini duymak için bağırmak zorunda kalırlar; havadan birçok virüs bulaşabilir.”

Araştırmalar, enfekte olmuş bir kişinin herhangi bir semptom göstermeden iki ya da daha çok gün taşıyıcı olabileceğini gösteriyor. Bu yüzden, birçok işyerinde uygulanan günlük ateş ölçümü yapılması ve standardın altında yüz maskeleri dağıtılması gibi önlemler yetersizdir. Hasta kişi, ateşi yükselene kadar hastalığı fabrika geneline yayabilir.

Mart ayının başında Washington eyaletindeki bir koro provasına katılan 61 kişiden 52’sinde, el sıkışmamış ve yakın mesafede durmamış olmalarına rağmen COVID-19 teşhis edildi ve en az ikisi hayatını kaybetti. Mezbaha tesislerinde, 12 binden fazla işçiye bulaşan ve 50’den fazlasının ölümüne yol açan virüsün, çevrelenmiş bir alanda havadaki partikülleri çeken yüksek basınçlı klimalar aracılığıyla yayıldığından kuşku duyuluyor.

İşçilerin işyerlerine girip çıkarken ya da yemek ve duş aralarında bir araya geldiklerinde karşı karşıya oldukları tehlikenin dışında, montaj hattındaki, depodaki ya da mağazadaki işçiler aynı araçları kullanıp aynı ürünleri taşıyorlar. Virüs, yüzeylerde farklı sürelerde kalabiliyor: metal (beş gün), cam (beş güne kadar), plastik (2-3 gün), paslanmaz çelik (2-3 gün), karton (24 saat) ve alüminyum (2-8 saat).

İş güvenliği-taban komitelerinin görevleri

Peki, iş güvenliği-taban komitelerinin işlevi ne olacak?

Bu komiteler, şirket yönetimlerinin taleplerine ve kâr ilkesine karşı işçilerin güvenliğini temsil edecek ve bunun için mücadele edecekler. İzlenmesi ve uygulanması gereken ayrıntılı düzenlemeler ve standartlar hazırlayacaklar. Şartlar ihlal edildiğinde işin durması gerekir.

Bu komitelerin ana hedefleri şunlar olmalıdır:

1. Çalışma saatlerinin ve bant hızının denetlenmesi. Her fabrikada, işyerinde ve ofiste, güvenilir bilim insanlarından ve sağlık uzmanlarından oluşan bir heyetle birlikte çalışan iş güvenliği-taban komiteleri, çalışma koşullarını, üretim oranlarını ve çalışma saatlerini belirlemelidir. Çalışma saatleri ve bant hızları, yeterli şekilde dinlenmeye, sağlık kontrolüne ve düzenli yoğun temizliğe olanak sağlayacak şekilde düşürülmelidir.

2. Kişisel koruyucu donanım (KKD) temin edilmesi. Her işçi, en kaliteli yüz maskeleri (duruma göre, N-95, N-100 veya P-100 vb.), eldivenler, yüz siperleri ve gerekli diğer KKD’ler ile düzgün bir şekilde donatılmalıdır. Bu donanımlar, en yüksek korumayı sağlamak için düzenli olarak değiştirilmelidir. Ayrıca işçiler KKD’nin takılıp çıkarılması konusunda eğitimden geçirilmelidir.

3. Güvenli ve konforlu çalışma koşulları sağlanması. Mesele sadece koruyucu donanım miktarı değildir. Güvende olmak için, işçiler uzun süre koruyucu donanım giyebilmelidir. Bütün tesislerde yeterli klima ve havalandırma olmalı; bunlar virüsün yayılmasına katkı sağlamayacak şekilde düzenlenmelidir.

4. Düzenli test yapılması. Bütün işçiler, düzenli olarak koronavirüs testine erişebilir olmalıdır. Çalışma programları, test ve temas takibine uygun biçimde düzenlenmelidir. Eğer bir işçinin testi pozitif çıkarsa, söz konusu işyeri yoğun bir temizlik için en az 48 saat kapatılmalıdır.

5. Herkes için sağlık hizmeti ve güvenceli gelir talep edilmesi. Testi pozitif çıkan her işçi izole edilmeli ve kendisine acil tıbbi bakım ve tam maaş sağlanmalıdır. Hastalanan işçilerle teması bulunan bütün işçiler de karantinaya alınıp düzenli testten geçirilmeli; onlara da tam maaş ödenmelidir. Ek olarak, aile üyeleri semptom gösteren işçilere de test yapılmalı ve bu işçiler bir tıp uzmanının denetiminden geçene kadar izole edilmeli ve herhangi bir ücret kaybı yaşamamalıdır.

6. Bilgi paylaşımının sağlanması. İşçiler, kendi güvenliklerini korumak için, hastalığa yakalanan işçiler hakkında tüm bilgilere erişebilmelidir ki gerekli önlemler alınabilsin. Buna, gerektiğinde üretimin durdurulması da dahildir. Amazon yönetimi ve başka şirketler, işçilerden testi pozitif çıkan arkadaşlarıyla ilgili bilgileri kasten gizlediler ve tehlikeli koşullara maruz kalan işçileri işten çıkardılar.

7. İş güvencesi sağlanması. Tehlikeli çalışma koşullarına dikkat çeken veya çalışmayı reddeden hiçbir işçi kurban edilemez. Tehlikeli koşullara karşı konuştuğu için işten çıkarılan işçiler hiçbir kayba uğramadan işe geri alınmalıdır.

Bu programın uygulanmasının maliyeti ne olacak? Bunun bedelini kim ödeyecek?

Kendi güvenliğini sağlamasının bedeli işçi sınıfına ödetilemez. Güvenli çalışma koşulları ve bütün işçilere sağlık hizmeti ve tam ücret sağlamak için ödenmesi gereken bedeli, şirketler ve kapitalist egemen seçkinler üstlenmelidir.

Güvenli bir çalışma ortamının korunması, her işyerinde sağlık uzmanlarına aktif biçimde danışılarak, ancak bilimsel ve akılcı bir plan yoluyla ulaşılabilecek son derece karmaşık bir görevdir.

İşçilerin güvenliğinin sağlanması konusunda şirket yönetimlerine hiçbir şekilde güvenilemez. İşçiler sendikalara da güvenemezler. İşçilerin sadece küçük bir azınlığı sendikalıdır ve var olan sendikalar şirket yönetimlerinin uzantılarından başka bir şey değildir. Sendikalar, işe geri dönülmesini destekliyor ve bunun işçilere dayatılması konusunda şirketlerle işbirliği yapıyorlar.

Bu nedenle, işçilerin kendi örgütlerine ihtiyaçları var. Her fabrikada, işyerinde ve ofiste, işçiler örgütlenmeli ve kendilerini temsil edecek olan güvenilir ve saygı duyulan işçileri seçmeliler. Kendi sektörlerindeki ve diğer sektörlerdeki işçilere ulaşmak, faaliyetlerini koordine etmek ve bilgi paylaşmak için sosyal medya dahil her aracı kullanmalılar.

Bu komitelerin kritik bir görevi de, işçilerin uluslararası ölçekte örgütlenmesidir. Her ülkede, hemşirelerin, mezbaha, ulaşım ve otomotiv işçilerinin ve diğer sektörlerden işçilerin güvenli çalışma koşulları talebiyle düzenlediği grev ve eylemlerin sayısı giderek büyüyor.

Sosyalizm uğruna mücadele

Toplumun kaynaklarının pandemiye karşı seferber edilmesi, bilimsel planlama gerektirmektedir. Bu ise her adımda özel kâr ve servet arayışı ile çatışma içine girmektedir.

SEP, pandemiye karşı mücadelenin, işçilerin egemen sınıfa –şirket ve finans oligarşisine– ve egemen sınıfın ekonomik ve siyasi yaşam üzerindeki diktatörlüğüne karşı mücadelesine ayrılmaz biçimde bağlı olduğunu savunur. Dolayısıyla bu, kapitalizme karşı sosyalizm; yani toplumun özel kâr değil toplumsal ihtiyaçlar temelinde yeniden yapılandırılması mücadelesidir.

Bu, doğası gereği küresel bir mücadeledir. Pandemi bir dünya sorunudur ve ona karşı ancak işçilerin ve kendilerini insan yaşamını savunmaya adamış herkesin uluslararası işbirliği yoluyla mücadele edilebilir. İşçiler, pandemiyle mücadelede, kendilerini ırksal, etnik ve ulusal temelde bölme yönündeki tüm girişimleri reddetmeliler. Amerikan egemen sınıfının krizden Çin’i sorumlu tutma ve dikkati kendi canice rolünden saptırma kampanyasına özellikle karşı çıkılmalıdır.

Pandemi, insanlığın ilerlemesinin ve insan türünün hayatta kalmasının önünde bir engel olan kapitalist sistemin gerçekliğini ve iflasını gözler önüne sermiştir. Egemen sınıfın pandemiye yanıtı, devasa bir toplumsal muhalefete ve direnişe neden olacaktır.

İşçi sınıfı içinde sosyalist bir önderliğin inşa edilmesi gerekiyor! Bu önderlik, Sosyalist Eşitlik Partisi’dir. ABD’deki SEP, Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni yayımlayan uluslararası bir hareketin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin parçasıdır. Biz aynı zamanda, dünya genelinde binlerce okuru bulunan Otomotiv İşçileri Bülteni, Uluslararası Amazon İşçilerinin Sesi ve Öğretmen Bülteni gibi işçi bültenleri yayımlıyoruz.

Sosyalist Eşitlik Partisi ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, iş güvenliği-taban komiteleri kurmak isteyen işçilere elinden gelen tüm yardımı sağlayacaktır. Bütün işçileri, programımızı incelemeye ve SEP’e katılma kararı almaya çağırıyoruz.

SEP temsilcileriyle bağlantıya geçmek, pandemiyle ilgili gelişmeleri ve işçi sınıfı mücadelelerini takip etmek için şu formu doldurabilirsiniz. İşçileri, işyerlerindeki koşullar hakkında bize yazmaya çağırıyoruz. Tüm anonimlik taleplerine saygı gösterilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir