Corbyn’in İşçi Partisi önderi seçilmesiyle ortaya çıkan siyasi konular

Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi’nin önderi olarak seçilmesi, devasa toplumsal öfkenin ve Britanya toplumunun çürümüş durumundan duyulan nefretin bir belirtisidir. Bu tür duygulara, yalnızca biraz olsun vicdan sahibi olmayan ya da hatırı sayılır derecede kişisel servet kaynaklarına sahip olan biri katılmayabilir.

Margaret Thatcher’ın ve Tony Blair’ın siyasi mirası, Britanya’nın üst kademeleri adına hem içeride hem de dışarıda mali asalaklık ve suçluluk; diğer herkes için ise derinleşen toplumsal sefalettir.

Ancak burada, siyasi çözümlemeyi yönlendirmesi gereken ilkesel etmenler söz konusudur. Corbyn siyasi iklimdeki önemli bir kaymanın ilk faydalanıcısı olmakla beraber, o ve şimdi onun önderlik ettiği partisi, mevcut gidişatı değiştirmek için araç sağlamak şöyle dursun, bu gidişattaki sorumluluklarından kaçamazlar.

Önderlik seçimi sonucunu değerlendirirken, birbiriyle ilişkili çeşitli etmenler dikkate alınmalıdır. İşçi Partisi’nin Mayıs ayındaki genel seçimlerde uğradığı ezici yenilginin ardından, genel düşünce, onun, “hafif kemer sıkma” gündeminin, her zamankinden daha büyük harcama kesintileri, daha fazla göçmen karşıtı önlemler ve askeri harcamalarda bir artış yararına, halkın çoğunluğunun görüşü ile çeliştiği için kaybetmiş olduğuydu.

Önderlik yarışı, vekil lider Harriet Harman’ın, İşçi Partisi milletvekillerinin Muhafazakar Parti hükümetinin milyonları daha da yoksullaştıracak olan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’na oy vermemesi yönündeki ısrarı eliyle vurgulandığı gibi, İşçi Partisi’nin daha fazla bir sağa kayışının [önünü] tıkamak için tasarlanmıştı. Buna karşılık, seçim yarışı, işçi sınıfı ve orta sınıf kesimler içindeki bu tür önlemlere yönelik düşmanlık hakkında ipucu vermeye yetecek ve özgün planı altüst edecek büyüklükte bir çatlak açtı.

İşçi Partisi’nin kemer sıkma karşıtı bir programda ısrar eden kıdemli “solcu” milletvekili Corbyn, üç rakibinin toplam oyundan daha fazlasını (Andy Burnham yüzde 19, Yvette Cooper yüzde17 ve Liz Kendall yüzde 4,5), oyların yüzde 59,5’ini elde etmeyi başardı.

Bu, Tony Blair’in kendi “miras”ının sürdürülmesine yönelik yinelenen müdahalelerine rağmen ya da daha tam olarak, onlardan dolayı gerçekleşti. Onun aradaki müdahaleleri, en Blaircı aday olan Kendall için küçük düşürücü bir hezimeti kesinleştirme etkisi yarattı. İşçi Partisi’nin daralmış kabuğu içinde bile Yeni İşçi Partisi’nin sağcı koca karı ilaçları için hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin olmaması, daha geniş anlamda sınıf ilişkilerinin durumunun bir yansımasıdır.

Ancak bu, sadece bir Britanya’ya özgü bir olgu değildir. 2008 mali çöküşünün dünyayı değiştiren sonuçları, her yerde, resmi politikanın çürümüş kabuğunu yarıp geçiyor. Dünya kapitalizminin derinleşen genel (ekonomik, toplumsal ve jeo-politik) krizi,  toplumsal ve siyasi hoşnutsuzluğu körüklüyor ve burjuva politikacıları bir kargaşa ve sürekli hareket durumuna sokuyor, geleneksel egemenlik mekanizmalarını istikrarsızlaştırıyor.

Siyasi tabanını yeniden kazanma peşinde koşan burjuvazi, giderek huzursuzlaşan işçi sınıfının kontrolden çıkmasını ve onun egemenliğine yönelik ciddi bir meydan okumaya girişmesini önleyecek bir siyasi yeniden düzenleme gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu, bir yandan Fransa’daki Ulusal Cephe gibi faşizan ve yabancı düşmanı güçlerin yükseltmesini; diğer yandan, Yunanistan’daki Syriza, ABD’deki Bernie Sanders ve Britanya’daki Corbyn gibi “sol” güçlerle oynamayı açıklamaktadır.

Bazı yorumcular, Corbyn’in zaferini değerlendirirken, Telegraph’ın eski editörü Charles Moore’un sözleriyle, “Bolşevizmin sakallı Bourbon’u için bir seçmen pazarı” yaratabilecek “sisteme yönelik bir sonraki darbe”yi düşünüyorlar. Guardian’dan Andrew Sparrow, “… Corbyn önderliğindeki İşçi Partisi’nin uzmanlara meydan okumasına ve Yunanistan’daki Syriza tarzında iktidarı almasına yol açabilecek… bir tür ekonomik felaket”in patlamasının “kesinlikle düşünülemez” olduğunu varsayıyor.

Emekçilerin, bu tür öngörülerden keskin bir uyarı çıkarması gerekmektedir. İşçilerin, Corbyn’in zaferini kaçınılmaz olarak takip edecek tuzaklar, tavizler ve ihanetler eliyle gafil avlanmaması için, Syriza’nın Yunanistan’daki sefil teslimiyetinin dersleri anlaşılmak zorundadır.

Eğer şimdi siyaset kurumu ve medya içindeki bazı kişiler Britanya’daki siyasi manzarayı değiştirebilecek bir seçim “deprem”inden korkuyla söz ediyorsa, onları sinirlendiren, Corbyn değil ama gelişmekte olan ve Corbyn’in zapt edemeyebileceğinden korktukları kitle hareketidir.

Corbyn’in kendi tarihi, oportünist küçük-burjuva politikasıyla doludur. O, İşçi Partisi’nin politikasına çeşitli yönlerden karşı oy kullanmasına rağmen, 32 yıllık İşçi Partisi milletvekilliği boyunca, partinin sadık bir savunucusu olmuştur.

Hiç kimse, politikası, örgütü ve aygıtının toplumsal bileşimiyle adı dışındaki her şeyi Muhafazakar olan bu partinin, işçi sınıfı mücadelesinin bir aracına dönüştürülebileceğini ciddi olarak ileri süremez. Britanya’daki İşçi Partisi, Blair ile başlamadı. O, yüz yılı aşkın süredir var olan bir burjuva partisidir ve Britanya emperyalizmi ile onun devlet mekanizmasının denenmiş ve test edilmiş aracıdır. Clement Attlee, James Callaghan ya da Jeremy Corbyn, hangisi önderlik ederse etsin, onun özü değişmeden kalır.

Bu açıdan bakıldığında, Corbyn’in, seçimin hemen ardından partinin birliği konusundaki ısrarı, her şeyden önce, Britanya’da sosyalizmin başlıca siyasi karşıtı olduğunu defalarca kanıtlamış olan bir örgüt ile dayanışma ilanıdır.

Bu, Sosyalist İşçi Partisi ve Sosyalist Parti gibi Britanya’daki sahte sol gruplar tarafından, oylamanın hemen ardından Corbyn önderliğindeki İşçi Partisi’ne yapılan bağlılık taahhütleri için de geçerlidir. Yunanistan’da Syriza’nın ihanetini kolaylaştırma ve sonra üstünü örtmedeki rollerini henüz tamamlamış olan bu gruplar, şimdi, “halk” ile ve İşçi Partisi’nin yeni önderinin öncülük etmesi gerektiğini iddia ettikleri “parlamento dışı” hareketle bağlantı kurma maskesi altında yeni bir ihaneti hazırlıyorlar.

Aslına bakarsanız, Corbyn’in seçilmesi yaygın toplumsal öfkenin bir yansıması olduğu ölçüde, sahte solun devrimci bir alternatifin inşa edilmesinin mümkün olmadığı yönündeki ısrarını da çürütmektedir.

Daha önemlisi, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorun, sadece Corbyn’in ya da İşçi Partisi’nin sınırlılıkları değildir. Bunun altında, mevcut toplumsal ilişkiler gerçekliği yatmaktadır.

Özellikle de Yunanistan’daki olaylardan sonra, servetin bir yeniden dağıtımının, mali seçkinlerin ekonomik, sosyal ve siyasi yaşam üzerindeki boyunduruğunu kıracak kapsamlı bir toplumsal işçi sınıfı hareketi dışında gerçekleşebileceği ciddi bir şekilde ileri sürülebilir mi? Blair’in ve onun türündeki siyasetçilerin son haftalardaki açıklamaları, egemen sınıfın, herhangi bir politika değişikliğine yönelik şiddetli direncinin yalnızca soluk bir ifadesidir.

En önemli etmen, gerçekten bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin gelişmesidir. Britanya’da, bunun için, yalnızca Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP) mücadele etmektedir. Durumun nesnel mantığını esas alan SEP, yaklaşmakta olan kaçınılmaz toplumsal mücadelelere hazırlanacak ve sosyalist devrim uğruna bir programı özenle geliştirecektir.

14 Eylül 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir