Wall Street çöküşünün yedinci yılı

ABD yatırım bankası Lehman Brothers’ın yedi yıl önce bugün iflas etmesi, küresel kapitalist ekonominin ve mali sistemin derinleşmeye devam eden çöküşüne işaret ediyordu.

Lehman’ın batmasından sonraki saatler içinde, bunun basitçe tek bir bankanın başarısızlığı değil ama tüm ABD ve küresel mali sistemi saran bir krizin ifadesi olduğu açık bir hale gelmişti. Bu noktada, ABD mali yetkilileri, iflas etme ve tüm Amerikan ve dünya mali sistemini kendisiyle birlikte sürükleme tehdidi oluşturan ulus ötesi sigorta devi American International Group’u (AIG) kurtarmak için devreye girdiler.

Bu, o zamandan beri, tüm dünyadaki merkez bankalarının, bankaların ve mali kurumların vurgunculuğunu ve asalaklığını finanse etmek için aşırı ucuz para sağlamayı durmadan arttırdığı (tek başına ABD Merkez Bankası – Fed, 4 trilyon dolardan fazla para akıttı) bir sürecin başlangıcıydı. Bu önlemler, krizi dindirmek için hiçbir şey yapmadı. Aksine, onlar, başka bir felaketin koşullarını yarattılar.

Bu, Çin borsasının düşmesi ve Güney Doğu Asya’daki bazı yükselen piyasaların para birimlerinin 1997-98 Asya krizinden beri en düşük noktalarına çökmesi dahil, mali piyasalar ve döviz piyasaları üzerindeki son şiddetli dalgalanmalarla kanıtlanıyor.

Hafta sonu, Uluslararası Ödemeler Bankası’nın son çeyrek değerlendirmesini açıklayan baş ekonomisti Claudio Borio, “borç seviyeleri aşırı yüksek, üretkenlik artışı aşırı zayıf ve mali riskler aşırı tehditkar.” diye belirtti. O, piyasalardaki en son çalkantılara gönderme yaparak, “Biz, yalıtılmış sarsıntılara değil ama ana fay hatları boyunca yıllardır günbegün birikmiş basıncın açığa çıkmasına tanık oluyoruz.” uyarısında bulundu.

Yalnızca, 2008 krizine yol açan temel çelişkilerin hiçbirinin üstesinden gelinmemekle kalınmamış; tam da geçtiğimiz yedi yıl boyunca benimsenen önlemler, bu çelişkileri yoğunlaştırmıştır.

Reel ekonomi durgunlaşmışken, asalaklık (servetin, üretken faaliyet ile bütünüyle ilişkisiz ve gerçekte ona düşman olan mali piyasa vurgunu yoluyla birikmesi) eşi görülmemiş düzeylere ulaşmıştır.

Küresel ekonominin merkezi bileşenlerinden biri olan Avrupa’daki ekonomik üretim, hala 2007’de eriştiği seviyelere dönmüş değil. Uluslararası Para Fonu ve diğer başlıca ekonomik kuruluşların dikkat çektiği gibi, büyük kapitalist ülkelerdeki yatırım düzeyleri (reel ekonominin en önemli etmeni), hiçbir canlanma beklentisi olmadan, kriz öncesi seviyelerin en az yüzde 25 altında.

Aynı zamanda, bir zamanlar küresel kapitalist genişleme için yeni bir temel olarak ileri sürülen sözde yükselen piyasalar, ABD’deki faiz oranlarının yükselmeye başlaması halinde [patlak verecek] büyük bir mali krize ilişkin korkuların ortasında düşük büyüme ya da düpedüz daralma yaşarken, Çin’in ekonomik büyümesi düşüyor.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, Lehman Brothers’ın çöküşünden bir gün sonra, aradan geçen dönemde bütünüyle doğrulanan bir çözümlemede, onun sonuçlarını ayrıntılı olarak açıklamıştı: “ABD ve dünya ekonomisinde büyük bir değişim ortaya çıkıyor ki bu, 1930’ların Büyük Bunalım’ından beri görülmemiş boyutlarda bir yıkıma işaret etmektedir… Bu olaylar, Amerikan ve dünya kapitalizminin tarihsel başarısızlığındaki işaret direkleridir. Onlar, işçi sınıfı için, işsizliğin, yoksulluğun, evsizliğin ve toplumsal sefaletin hızla büyümesi anlamına gelmektedir.”

Büyük kapitalist güçlerin önderleri, çöküşün hemen ardından, krizin üstesinden gelmeye çabalarken birlikte çalışma ve işbirliği sözü vermişlerdi. Bu taahhütler, piyasaların kontrolü üzerine yoğunlaşan çatışmalar, rekabetçi para birimi devalüasyonları ve uyumsuz politika önlemleriyle yer değiştirerek, uzun süre önce bir kenara atılmış durumda.

Kapitalist çöküş, 1930’ların Bunalım’ında olduğu gibi, dünyanın her yerinde savaş yönelimini körüklemiş durumda. Batı’da Rusya’ya karşı bir dizi provokasyon başlatan ve Doğu’da Çin’e karşı “Asya’ya dönüş” adı altında savaş hazırlıkları yapan Amerikan emperyalizmi, Obama yönetimi altında, geniş Avrasya coğrafyasını ve onun ekonomik kaynaklarını kendi kontrolü altına alma yönelimini yoğunlaştırdı.

Başbakan Abe’nin Japon hükümeti, ülkenin savaş sonrası anayasasına göre uygulanan askeri faaliyetler üzerindeki kısıtlamaları ortadan kaldırmak için harekete geçerken, Alman emperyalizmi, küresel güç olarak konumunu yeniden ileri sürme yönünde bir seferberlik başlattı.

“Kemer sıkma” terimi, her ülkede, artan eşitsizliğin ve toplumsal sefaletin ortasında işçi sınıfına yönelik saldırıların derinleşmesi ile eş anlamlı hale geldi. Üst tabakaların serveti artarken, ücretler düşüyor ve sağlık hizmetleri, eğitim ve diğer temel sosyal hizmetler, sonu gelmeyen kesintilerin hedefi oluyor.

Düzmece “terörle mücadele”, temel demokratik hakların paramparça edilmesinin ve her zamankinden daha otoriter egemenlik biçimlerinin geliştirilmesinin gerekçesi haline geldi. Bu, egemen sınıfların ekonomik çöküşe yönelik hiçbir çözüme sahip olmadıklarını bildiklerinin ve kitlesel baskıyla karşılık vermeleri gereken toplumsal mücadelelerle karşılaşmaya hazırlandıklarının en açık göstergelerinden biridir.

Dünya savaşı tehdidi, artan baskı ve yoksulluk ve II. Dünya Savaşın’dan bu yana en büyük sığınmacı sayısının yaratılmasıyla birleşen ekonomik çöküşün son yedi yılı, kapitalist sistemin tarihsel iflasını doğrulamaktadır. Bu anlayış, uluslararası işçi sınıfının savaşa karşı siyasi mücadelesinin geliştirilmesinin ve mali seçkinler ile onların hükümetlerine karşı sosyal ve demokratik hakların savunusunu temelini oluşturmalıdır.

15 Eylül 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir