Çin Proletaryasının Mücadelesinin Dünya Proletaryası Açısından Önemi

Çin ekonomisi büyümede “rekor üstüne rekor kırarken”, bu rakamların arkasında gözden kaçan bir “detay” vardı. Çin’de, Mayıs-Haziran aylarında bir dizi grev gerçekleşti. “Artan enflasyon karşısında ücretlerin arttırılması”, “işçilere kötü muamele yapan yöneticilerin kovulması”, “çalışma koşullarının iyileştirilmesi”, “devlet kontrolündeki sendikaların yerine bağımsız işçi sendikaların kurulması” talepleri ile başlayan grevlere, Guandong eyaletinin Foşan kentindeki Honda Fabrikalarında çalışan şanzıman işçileri öncülük etti. Fabrikanın yaklaşık 1900 işçisi 17 Mayıs’ta greve gitti.

Bu mücadele sırasında, fabrikada Çin Komünist Partisi (ÇKP) güdümündeki devlet sendikasının bürokratlarından herhangi bir destek görmeyen Honda işçileri, kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla patronlarla pazarlık masasına oturdu. Grev nedeniyle Honda’nın diğer dört fabrikasında da üretim durduruldu. Honda’nın 4 Haziran’da işçi ücretlerini yüzde 33 oranında artırmayı kabul etmesiyle bu grev sona erdi.

Grevin kazanımla sonuçlanması, Guandong’daki diğer Honda fabrikalarında çalışan işçileri de greve gitmeye teşvik etmişti. 7 Haziran’da egzoz fabrikası işçilerinin başlattığı grev, öncekiler gibi diğer fabrikalardaki üretimin durmasına neden oldu ve kısa sürede kazanımla sonuçlandı. Araba kilidi fabrikası işçilerinin 9 Haziran’da başlattığı ve kendi seçtikleri fabrika konseyi aracılığıyla yönettikleri grev de, patronun ücretleri artırmayı kabul etmesiyle sona erdi. Grev dalgası, dünyanın en büyük otomotiv pazarı olan Çin’de üretim yapan Japon otomotiv firması olan Toyota’nın fabrikalarına da sıçradı. Guangco ve Tiencin’deki -420 bin üretim yapabilme kapasitesine sahip olan en büyük- fabrikalarda yaşanan grevler nedeniyle, Toyota fabrikalarında Haziran ayı içinde üretim iki defa durdu. Çongçing, Datong, Pekin, Pindingşan ve Şanghay kentlerinde de farklı sektörlerde grevler ve işçi eylemleri gerçekleşti. Hubei eyaletindeki Vuhan şehrinde de 240 işçi iş bıraktı. Özetle, Çin genelinde grevlerin sayısı 500’ü geçti.

Grevlerin ülke geneline yayılması ve sınıf mücadelesinin yükselişe geçmesi ihtimali, tamamen kapitalist-burjuva bir aygıta dönüşmüş olan ÇKP’yi ve Çin’de milyarlarca dolarlık yatırımı olan ulus-ötesi sermaye gruplarını oldukça tedirgin etmişe benziyor. Çünkü Çin’de milyarlarca dolarlık yatırım yapan büyük şirketlerin elde ettiği yüksek karların kaynağı, Çin’deki ucuz işgücü maliyetleridir.[1]

Çin’in yabancı yatırımları çekmek için kapitalistlere tanıdığı ayrıcalıklar, pek çok büyük şirketin üretiminin büyük bir bölümünü Çin’e kaydırmasına neden olmuştu. Örneğin Alman otomobil tekeli Volkswagen, Almanya’da ürettiğinden daha fazla otomobili Çin’de üretiyor. Günümüzde kapitalist birikimin can damarı olan artı değere el konulması süreci uluslararası bir nitelik kazandığı içindir ki sermayenin “gözü kulağı” artık Çin’de.

Çinli işçilerin ücretlerinin artması, Çin’deki ucuz işgücü sayesinde biraz olsun nefes alan kapitalistleri kriz döneminde oldukça zorlayacaktır. Çin’deki işçi ücretlerinin yükselmesi durumunda, kapitalistler üretimi Vietnam, Kamboçya gibi “ucuz işgücü cennetlerine” kaydırmak isteyebilir. Fakat bu ülkelerde ne Çin’deki gibi bir alt yapı ve ham madde kaynakları, ne de Çin’deki gibi bir iç pazar var. Çin bu özelliklerinden dolayı, uluslararası sermaye için neredeyse “alternatifsiz” bir konumda.

İşçi ücretlerinin artması durumunda, kapitalistler maliyeti kısmak için, üretimde teknoloji kullanımını -otomasyonu- arttırıp işgücü yoğunluğunu kısmak isteyebilir; bu da çok sayıda işçinin kapı önüne konması demek.[2] İşçi ücretlerindeki artış, büyük şirketler ile rekabet edemeyecek olan birçok orta büyüklükteki kapitalist işletmenin de iflas etmesi anlamına gelecektir. Şayet bu öngörüler gerçekleşirse, Çin’deki işsiz işçi kitlesinde muazzam bir patlama yaşanacaktır. Zaten hali hazırda, Çin’de resmi rakamlara yansımayan milyonlarca işsiz işçi var.

Kapitalizmin geleceği açısından, Çin’deki işgücü maliyetleri çok önemli. Bu durumda, Çin proletaryasının mücadelesinin dünya proletaryası açısından taşıdığı kritik önem, bugün daha da belirgin bir hale gelmiştir.

Örneğin, Honda’nın dünya çapındaki üretiminin beşte biri Çin’de gerçekleşiyor. Honda’nın Çin’deki üretimi artarda gerçekleşen üç grevle durma noktasına gelmişti. Bu grevlerde patronlar, Çinli işçilerin ücret artışı taleplerine, komik denebilecek ücret artışı önerileri ile karşılık verdiler ve bu önerileri kabul etmemeleri halinde, yerlerine yeni işçilerin alınacağı tehdidinde bulundular. İşçiler Çin polisinin “sizi içeri tıkarız” tehditlerine boyun eğmeden greve devam ettiler. Çinli işçilerin kararlılığının hiç kuşkusuz somut bir anlamı var. Çinli işçiler, ÇKP ve kapitalistlere karşı artık bir “ölüm kalım mücadelesi” veriyor.

Uluslararası basında çıkan haberlere göre bugün bir Honda işçisinin aldığı ücret 900 yuan, yani 132 dolar. Buna rağmen, Çin’deki ücret artışları, işçilerin barınma, gıda gibi temel ihtiyaçlarının fiyatlarından çok daha düşük. Çin’de çalışma şartları, “askeri bir rejim” karakterine bürünmüş durumda: Çinli işçiler polis baskısı altında, tuvalete gitmek ya da birbirleri ile konuşmak için dahi izin almaları gerekiyor, sürekli kamera ile takip ediliyorlar, aşırı sıcak ve soğuktan rahatsızlık duyuyorlar. “Askeri bir kampı” andıran bu çalışma ortamı yüzünden, taşeron elektronik devi Foxconn’un Şenzen’deki fabrikalarında çalışan işçilerden on üçü, 18 saate kadar çıkan çalışma temposuna dayanamayıp intihar etmişti.[3] İşçiler arasındaki hoşnutsuzluktan korkan Foxconn yönetimi, intiharlar sonrasında ücret artışına gitmek zorunda kaldı.

İnanması güç, fakat Çin’deki birçok fabrikada “kışla sistemi” kurulup, işçiler itaatkâr birer “askere” dönüştürülmeye çalışılıyor. Çin işçi sınıfı, son grevlerle birlikte artık bu duruma daha fazla katlanmayacağının sinyalini verdi. Kısmi ücret artışları elde eden işçilerin bir bölümü, şimdilik işlerine dönmüş olsalar da, diğer taleplerinin -yazının hemen başında bu taleplere değinmiştik- karşılanmaması durumunda tekrardan greve çıkacaklarını söylüyor.

ÇKP grevler karşısında, ücret artışlarını “destekleyen” bir tutum takındı. Bu “tuhaf durum” işçi sınıfı ve Marksist devrimcileri asla yanıltmamalıdır.[4] ÇKP kendisi için tehdit teşkil etmediği ve kontrol dışına çıkmadığı sürece, Çin işçi sınıfının tepkisini çekmemek ve rejim içi çelişkilerin sosyal bir hareketlenmeye neden olmaması için grevlere müdahalede bulunmayacaktır. Hatta işçi ücretlerindeki artış, Çin ekonomisinin yurt içi “talep daralması” sorununu biraz olsun hafifleteceğinden kısmen kabul edilebilir. Ancak grevlerin yaygınlaşması, ÇKP ve kapitalistler için “sonun başlangıcı” demek. Dünya nüfusu içinde gelir dağılımın en eşitsiz olduğu, işçilerin yoğun sömürü ve baskıya maruz kaldığı, 150 milyon göçmen işçinin köle muamelesi gördüğü, yoğun etnik ve dinsel çelişkilere sahip Çin’de, grevlerin işçi sınıfının önderliği altında giderek devrimci bir karaktere bürünmesi ÇKP ve kapitalistlerin korkulu rüyasıdır.

Çin’de sınıflar mücadelesi yükselişe geçmesi durumunda, ÇKP’li bürokratların ne kadar acımasız olabileceğini, Tianenman Katliamı örneğinden iyi biliyoruz. İşçilerin Çin’deki Stalinist-bürokratik diktatörlüğe karşı seferber olduğu bir dönemde ÇKP, kontrolü altındaki polis ve ordu güçlerini devreye sokarak Tianenman Katliamı’nın baş yöneticisi olmuş ve toplumsal hayattaki iktidar tekelini zor ve terör yoluyla –kitleleri siyasi süreçlerin dışına iterek- garanti altına almıştı. Çin’de işçi ve kitle mücadeleleri yükselişe geçtiği zaman, ÇKP yine aynı acımasız yüzünü gösterecektir. “Çin efsanesini” yaratan milyonlarca işçi ve proleter “köylü” ise, zamanı geldiğinde kendi alınterine el koyan bu asalak sınıflara gereken cevabı verecektir.

Çin’deki bu yeni öncü işçi kuşağı, yalnızca Çin’in değil dünyanın geleceğini de belirlemeye aday bir devrimci özne olarak ortaya çıkıyor. Bugün yaşanan grevler, Çin proletaryasının sosyalizmin geleceği üzerine yapılan tartışmalarda “hesaba katılması gereken bir güç” olduğunu gösteriyor.

Dünyanın en büyük proleter ordusu olan Çin işçi sınıfı, -kendisine “Komünist” dese de- ÇKP’nin[5] kapitalist-bürokratik rejimine karşı verdiği onurlu mücadelede, proletaryanın muazzam gücünü tekrardan dünyaya hatırlatarak, uluslararası sosyalizm yolunda ilerleyen işçilere ve Marksistlere umut olmaya devam ediyor.[6]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir