Büyük koalisyon Avrupa’da kemer sıkma politikalarını güçlendirecek

Almanya’daki tutucu partiler (Hristiyan Demokratik Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik) ile Sosyal Demokrat Parti arasında iki ay süren görüşmelerin ardından kurulan koalisyon hükümetinden önemli bir siyasi ders çıkartılması gerekiyor: Çalışanların, kendi çıkarlarını mevcut partiler ve siyasi sistem çerçevesi içinde savunması mümkün değildir.

Anlaşmanın en önemli bölümleri, onun, koalisyon ortakları en baştan itibaren üzerinde anlaşmış olduğu için medyada çok az tartışılan “Güçlü Avrupa” başlıklı bölümünde bulunabilir. Bu bölümler, koalisyon ortaklarının, gerçekte barış döneminde örneği görülmemiş bir toplumsal felakete yol açmış olan bir yolda devam etmeye kararlı olduklarını doğrulamaktadır.

Hristiyan Demokratik Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de ve diğer ülkelerde, işsizliğin rekor düzeylere tırmandığı, tüm bir genç kuşağın geleceğinin elinden alındığı ve milyonlarca geçim kaynağının ortadan kaldırıldığı tanımlanamaz bir sefalet yaratmış olan kemer sıkma politikalarıyla devam etme konusunda anlaşmış durumda.

185 sayfalık koalisyon anlaşmasının büyük bölümü, belirsiz ifadelerle karakterize edilmiş ama belge, bu konuda son derece açık. O, “Mali sağlamlaştırma politikası sürdürülmelidir” diyor. Anlaşma, “rekabet edebilirliği arttıracak yapısal reformlar”ın ve “sıkı, kalıcı mali sağlamlamlaşma”nın “krizden çıkış”ın kaçınılmaz önkoşulları olduğunu açıklayarak devam ediyor.

Anlaşma, “ülke borçlarının her türlü birleştirilme biçimi”ne karşı çıkıyor; ortak devlet tahvillerini (avro bonoları) ve borçlu ülkelerin sırtındaki faiz yükünü azaltabilecek diğer mekanizmaları reddediyor. Avrupa mali fonlarından gelen acil durum borçlarının acımasız kemer sıkma önlemlerine tabi olmasına devam edilecek. Onların, yalnızca, “son çare olarak” ve “katı koşullar, yani, alıcı ülkelerin uygulayacağı reformlara ve [mali] sağlamlaştırma önlemleri” karşılığında verilmesi gerekiyor.

Anlaşma, borçlu ülkeler üzerindeki baskıda herhangi bir azalma olmamasını garanti altına almak için, “ulusal bütçe planlamasının AB Komisyonu tarafından denetlenmesi”nin yayılması çağrısı yapıyor.

Açıkçası, bu, Almanya başbakanının Almanya da dahil Avrupa’nın tümünü ortaklaştırdığı toplumsal yoksullaşma programının şiddetlenmesi demektir.

Büyük şirketler, doğu ve güney Avrupa’daki gelirlerin azalmasını, şimdiden büyük bir düşük-ücret sektörüne sahip olan Almanya’da ücretleri daha da azaltmak için bir kaldıraç olarak kullanacaklar.

Koalisyon ortakları arasında üzerinde anlaşılmış olan yasal asgari ücret, bunu değiştirmeyecek. Tersine, 8,5 avro düzeyinde sabitlenmiş, tam olarak 2017’de uygulanacak ve 2018’e kadar artmayacak olan asgari ücret, genel ücret düzeyini düşürecektir.

Göreve gelen hükümetin temsilcileri, politikalarının yoğun bir toplumsal çatışmaya yol açacağının farkındalar. Tutucu partiler ve SPD, buna hazırlanırken, parlamentodaki sandalyelerin dörtte üçünü kontrolünde tutan bir büyük koalisyon ile yetinmiyorlar. Onlar, sendikaları, Yeşiller’i ve Sol Parti’yi de gemiye aldılar.

Sendikalar, koalisyon anlaşmasını koşulsuz olarak destekliyorlar. Alman Sendikalar Federasyonu’nun (DGB) başkanı Michael Sommer, onu “son derece olumlu” diye adlandırdı. Demiyolları işçilerinin sendikası EVG’nin başkanı Alexander Kirchner, oyunu ondan yana vereceğini açıkladı.

Geçen hafta, örgütlü IG Metall sendikasının bir kongresinde, 500 delege, CDU’nun önderi Angela Merkel’i ve SPD’nin önderi Sigmar Gabriel’i alkışladı. Gabriel, toplantıda, sendikaların memnun kalmayacağı hiçbir şeyi imzalamayacağı güvencesi verdi.

Yeşiller Partisi, tutucu “birlik” partileri ile bir koalisyon kurmaya hazır olduğunu, daha ön görüşmelerde açıklamıştı. Yeşiller, Hessen eyaletinde CDU ile bir koalisyn hükümeti kurarak, SPD ile ittifakın bozulması durumunda onun yerini alabileceğinin işaretini verdi. Parti’nin koalisyon hükümetine yönelik eleştirisi sağdan gelmektedir. Yeşiller, emekli maaşlarına ve emekli annelere çok fazla para akıtıldığından şikayet ediyor. Koalisyon belgesi, 1992 öncesinde bir çocuk doğurmuş olan kadınların emekli maaşının ayda 28 avro arttırılacağını belirtiyor.

Koalisyon kükümetini, Yeşiller kadar açık şekilde olmamakla birlikte, Sol Parti de destekliyor. O, sendikalarla kendi yakın ilişkilerine sahip ve seçim kampanyasından, SPD ve Yeşiller ile bir koalisyona dahil edilmesini ileri sürmek için yararlandı. Sol Parti, bu çizgiyi, SPD’nin kendi programını yalnızca onunla ittifak içinde gerçekleştirebileceğini ilan ederek gerekçelendirdi. Sol Parti’nin önderi Gregor Gysi, şimdi bile, SPD’nin seçim programının koalisyon anlaşmasında “en fazlasından bir kenar notu olarak” bulunabileceğinden yakınıyor.

Gerçek şu ki, bu koalisyon programı SPD’nin programıdır. Refah karşıtı Gündem 2010 programının on yıldan uzun süre önce SPD’li başbakan Gerhard Schröder tarafından başlatılmış olması, bu değerlendirme üzerinde hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır.

Önceki büyük koalisyon hükümetindeki (2005-2009) maliye bakanı Peer Steinbrück’ün 2013 seçimlerinde SPD’nin başbakan adayı olarak seçilmesi, bu partinin büyük şirketlerin ve mali sektörün çıkarlarını koşulsuz temsil ettiğini doğrulamaktadır. SPD’nin seçim programını cisimleştiren şey içi boş seçim kampanyası değil, Steinbrück’tü.

Sol Parti’nin SPD ile koalisyon kurma teklifi, onun sosyal demokratların sağcı politikalarından herhangi bir köklü farklılığı olmadığını gözler önüne sermektedir. Sol Parti’nin koalisyon anlaşmasına ilişkin ilk yorumlarının onun kimi ikincil yanlarını eleştirirken Avrupa’daki kemer sıkma önlemlerinin devam etmesinden söz etmemesi anlamlıdır. Sol Parti, bir dizi eyalet hükümetinde ve yerel yönetimde bu tür politikaları halka acımasızca dayatarak, onları bütünüyle desteklediğini pratikte kanıtlamış durumda.

Yaklaşan toplumsal çatışmalarda, işçiler, yalnızca büyük koalisyon ile değil; tüm bu parlamenter partilerden ve sendikalardan oluşan komplocu bir klikle karşılaşacaklar. Bu güçler, her türlü toplumsal direnişi etkisizleştirmek ve bastırmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

İşçi sınıfının, önümüzdeki mücadelelerde, onun çıkarlarını koşulsuz savunan ve onu tüm Avrupa’da sosyalist bir toplum uğruna mücadelede birleştiren kendi partisine ihtiyacı var. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi, Sosyalist Eşitlik Partisi’dir (Partei für Soziale Gleichheit—PSG).

29 Kasım 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir