Burjuva politikacıların ikiyüzlülükleri

Paylaş

Lübnan’daki siyasi krizin ardından Tunus’ta başlayan sonra Mısır’la devam eden gelişmeleri takip ediyoruz. Web sayfamızda, yaşanan gelişmeler hakkında perspektiflerimizi ifade eden makaleler yayınladık. Bu makalelerde, genel olarak, kitlesel eylemlerin Tunus ve Mısır’la sınırlı kalmayacağını, bölge ülkelerinde kapsamlı alt-üst oluşların habercisi olduğunu belirttik. Aynı yazılarda bu kitlesel kalkışmanın, bir kez daha önderlik sorununu acımasızca karşımıza çıkardığını da eklemeden geçmedik.

Bu yazıda ise eylemlerin başladığı ilk günden itibaren kendini gösteren bir gerçeği ortaya koymaya çalışacağız. Biliyoruz ki, emperyalistlerin ve patronların desteğiyle varlığını koruyan gerici burjuva iktidarları, yıllar sonra ilk defa bu eylemler sonrasında sarsılmıştır. Yalnız sarsılan sadece bu ülkelerin gerici iktidarları değil. ABD’den AB’ye, Arap ülkelerinden Türkiye’ye hükümetler ve patronlar da sarsılmıştır. Bu sarsıntıları en az zararla aşmaya çalışan burjuva iktidarlarının, söz konusu ülkelerdeki kitlesel eylemler karşısında almak zorunda kaldıkları siyasi pozisyonlar, onların bütün ikiyüzlülüklerini birkaç hafta içinde ortaya sermiştir.

Bu gerçeğin, en açık şekilde sergilendiği yerlerden biri, kuşkusuz Türkiye ve Tayyip Erdoğan’ın cisminde AKP iktidarıdır. Bilindiği üzere kitlesel gösterilerin başladığı ilk günden itibaren sessizliğini koruyan Erdoğan, geçtiğimiz Perşembe günü nihayet bir açıklama yaptı. Milyonlarca kişinin Tahrir meydanında toplandığı sırada, Başbakan, kırk yıllık dostu Mübarek’e ahlaki bir çağrıda bulunarak o “ucube” konuşmayı yaptı. “Mübarek artık koltuğu bırak” anlamına gelen bu açıklama, uzun süren suskunluğun ardından geldi. İktidarı bırakacağı netlik kazanan Mübarek’in sarayında valizini hazırladığı sırada Başbakan’dan gelen “koltuğu bırak” çağrısının anlamı fazlasıyla manidar ve ikiyüzlüdür.

Mübarek’in iktidarı ve ticari anlaşmalar

TRT ve haber ajanslarının bilinçli çarpıtması değilse, gerek Tunus’ta gerekse Mısır’da eylemcilerle yapılan röportajlarda çoğu kişinin Tayyip Erdoğan’ı anması oldukça önemli bir gelişmeydi. Müslüman Kardeşler örgütünün basın sözcüsünün TRT ile yaptığı röportajda, Mısır için, önderlik olarak AKP ve Tayyip Erdoğan’ı göstermesi ise oldukça etkiliydi. Davutoğlu’nun aktif dış politikası, komşularla sıfır sorun ve Araplardan AKP’ye düzülen övgülere rağmen bütün eylemlikler boyunca Tunus ve özellikle Mısır hakkında tek kelime etmeyen Başbakan’ın geciken açıklaması ise oldukça düşündürücü. Söz konusu Ortadoğu ve devasa kitlesel eylemler olduğunda uzun süren bu suskunluğun nedeni, Mısır’la yapılan, siyasetten ekonomiye oldukça geniş anlaşmalardır. AKP iktidarı Mübarek’in gitmeme olasılığını her zaman saklı tuttu.

Eğer Mısırlılar eylemlerinde ısrarcı olmasalardı, AKP üyeleri ve Tayyip Erdoğan birkaç gün sonra eylemlerden duydukları üzüntüyü Mübarek’e geçmiş olsun dilekleriyle ifade edip her türlü ticari ve siyasi işbirliğini bölgede sürdürmeye devam edeceklerdi. Bu gerçekten yola çıkarak Mübarek’e karşı başlatılacak erken bir kampanya ise Mısır ile yapılmış onlarca ekonomik anlaşmanın suya düşmesi anlamına gelecekti.

Hatırlayalım. Yüzlerce iş adamının Abdullah Gül ile Mısır’a yaptığı sefer, Napolyon Bonapart’ın seferini aratmıyordu. Bugün, Mısır’a ihracat yapan 6 bin tane Türk şirketi varken; dahası, Mısır’da bizzat Türklerin kurduğu 200 adet fabrika varken alınacak kararlar, elbette, hiç de aceleye getirilmeyecekti. Zira, patronlar ve siyasi iktidar bu ticari faaliyetin zarar görmesini istemiyor. O yüzden Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, eylemlerin ortaya çıktığı daha ilk günlerde Mısır’da Türk işletmelerinin faaliyet gösterdiği yerlerde güvenlik önlemlerinin arttırıldığını, dahası, olası zararların Mısır hükümeti tarafından karşılanacağı sözünün aldığını ifade etti.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim. Biz hiçbir burjuva hükümetinden böylesi kitlesel gösterilere destek beklentisi içinde değiliz. Onlar bırakın desteği, bir yandan destekler gözükseler dahi eylemlerden duydukları kaygıları şu ya da bu şekilde ifade etmekten çekinmiyorlar. AKP hükümetinin birkaç gündür yaptığı da budur. Uzun süren suskunluğun ardından siyasi değişikliğin kaçınılmazlığı kendisini dayatmaya başladığında, Başbakan daha açık destek çağrısını yineliyor. AKP, bölgedeki bütün burjuva iktidarları gibi, rayından çıkmış siyasi gelişmelerin kendi iktidarlarının varlık nedenlerini ortadan kaldırmaması ve yeni kurulacak düzenin pastasından aktif bir biçimde yararlanmak için elinden geleni ardına koymuyor. Araplar tarafından sevilen bir lider görüntüsü çizen AKP ve Tayyip Erdoğan, yeni bir döneme adım atacağı kabul edilen Mısır’ın bölge için tehdit oluşturmayacak bir geçiş dönemi yaşaması için ABD ile son dönem mesailerine hız verdi.

Burjuva siyasetinin açık ikiyüzlülüğü

Devam edersek Tayyip Erdoğan, Mısır’da önümüzdeki dönem gerçekleşmesi muhtemel gelişmelere müdahil olma kaygısıyla kırk yıllık dostu Mübarek karşısında halk hareketini destekleyen açıklamalarını sürdürmeye devam ediyor. Ama biz AKP iktidarının en basit 20 kişilik öğrenci eylemlerinden duyduğu kaygıyı polis baskısıyla gidermeye çalıştığını da çok iyi biliyoruz. AKP iktidarı, yüz binlerce kişinin Mübarek karşısında genel grevler örgütlemesini, kamu binalarını işgal etmesini demokrasi algısıyla eşitlerken, bu ülkedeki öğrencilerin ve işçilerin en basit basın açıklamalarını dizginsiz bir polis terörüyle yanıtlıyor.

Bu, burjuva yöneticilerin sık sık başvurduğu bir yöntemdir. Bu ülkedeki siyasi iktidarlar, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin dil sorunu konusunda siyasi krizler pahasına “demokrasi ve insan hakları” adına mangalda kül bırakmazlar ama Kürtler söz konusu olduğunda “tek dil, tek bayrak, tek vatan” çığlıkları atarlar. Dahası CHP milletvekillerinin yargı reformu karşısında bir deklarasyon yayınlayarak kitleleri sokağa çağıran açıklamaları Tayyip Erdoğan’ı bu konuda sert açıklamalar yapmaya itmeye yetiyor. “Sokakların tahrik edilmemesi gerektiğini” ve “siyaset yerinin meclis olduğunu” hatırlatan Başbakan, Mısır’da halkın mücadelesini selamlamaktan geri durmuyor. Bu, burjuvazinin bildiğimiz ikiyüzlülüğünden başka bir şey değildir. Mısır ve Tunus’taki eylemlere övgüler dizilirken içeride kendi iktidarına yönelen eylemler karşısında AKP, yumurtayı bile yasadışı suç aletine dönüştürebiliyor.

İran seçimleri, CHP’de devam eden ikiyüzlülük

Bugün AKP’nin Mısır’da ortaya çıkan eylemler karşısında gösterdiği bu ikiyüzlülüğü anlamak için İran seçimlerini hatırlamaya çalışalım. Tunus ve Mısır konusunda sessizliğini uzun süre koruyan AKP ve Tayyip Erdoğan, 2009 İran seçimlerinde sessizliğini korumamış ve daha resmi seçim sonuçları açıklanmamışken Ahmedinecad’a, “sosyalist” Chavez’le yarışırcasına kutlama mesajları yollamıştı. Okurlarımız anımsayacaktır, bu kutlama mesajların Ahmedinejad’a ulaştığı sıralarda, Tahran sokaklarında, onlarca kişinin öldürüldüğü, binlercesinin tutuklandığı kitlesel gösteriler sürüyordu. Bugün Mübarek’in gideceği tespitinden yola çıkarak kitlelere destek çağrısı yapan Tayyip Erdoğan, o gün İranlı muhalifleri görmezden gelmişti. Peki, Tahran ve Kahire sokaklarını AKP nezdinde ayıran şey nedir?

Mısır’daki rejim karşıtı kitlesel eylemler karşısında sergilenen burjuva ikiyüzlülüğünün bir diğer örneğini de CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sergiledi. Kılıçdaroğlu, halkın Tunus ve Mısır’da gerici baskıcı iktidarlar karşısında ortaya koyduğu mücadelenin önemine vurgu yaparken, gazetecilerden birinin benzer eylemlerin Türkiye’de yaşanma olasılığı üzerine sorusunu yanıtlarken, aynı görüntülerin Türkiye’de yaşanmamasını temenni ediyordu. Halbuki aynı günlerde bir grup CHP milletvekilli “yargı reformu” karşısında mahkemelerin işlevini yitirdiğini, onun yerine halkın taleplerini sokakta dile getirmesini öneren bir deklarasyon yayınlamıştı. Biz bu çarpıtmayı görüyor ve tanıyoruz. Burjuva iktidarları ve burjuva muhalefet partileri, her şeyden çok sokaktan ve kitlesel emekçi eylemelerinden korkuyorlar. Kılıçdaroğlu da ekmek, iş ve özgürlük için sokağa inen Mısırlıları, aynı Başbakan gibi, bir yandan kutlarken aynı eylemlerin Türkiye’de yaşanmasından duyduğu kaygıyı ifade etmekten çekinmemiştir. Bu siyasi derinsizliğin, eklektizmin ve burjuva ikiyüzlülüğün açık ifadesidir.

Bitirirken…

Burjuva yöneticilerinin böylesi kitlesel eylemler karşısındaki şaşkınlık ve korkuları onları ikiyüzlü politikaları sergilemeye zorlar. Tarih bunu defalarca gösterdi. Kendi ülkesinde demokrasi havariliği yapan bir siyasi iktidar, kapitalist yatırımlar ve karlar söz konusu olduğunda, ekonomik gerekçelerle, adı katliamlar ve soykırımlarla anılan diktatörlerin arkasında hizaya geçebiliyorlar. Sudan ile yapılan ticaret anlaşmalarının yüzde beş yüz arttığı yönündeki haberler bu açıklamamızı doğruluyor. Dahası “sosyalist” Chavez ile devlet başkanlığı koltuğunu eski bir gerillaya devreden İşçi Partili Lula’nın ve Tayyip Erdoğan’ın İran’da Ahmedinejad’ın ardında saf tutması da bu burjuva ikiyüzlülüğünün tipik ifadesidir. İster “sosyalist” ya da sosyal demokrat, ister “demokrat” ya da “liberal” olsun, bütün bu burjuva politikacıları için, tekellerin çıkarına uygun siyasi-ekonomik anlaşmalar söz konusu olduğunda, burjuva demokrasisinin normlarının uygulanıp uygulanmadığının hiç önemi yoktur. Onlar için, küresel sermayenin önündeki engeller kaldırıldığında, her türden gerici burjuva diktatörlük hatta faşizm bile tercih edilebilir. Tarihte, bunun örnekleri fazlasıyla mevcut…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir